Siyasal kanunlar

Siyasal hayatımızı düzenleyen kanunlar 1946'dan beri tartışılmaktadır. Bugün bulunduğumuz yer, geçen şubatta gerçekleştirilen sempozyumdaki görüşmeleri toplayan...

Siyasal hayatımızı düzenleyen kanunlar 1946'dan beri tartışılmaktadır. Bugün bulunduğumuz yer, geçen şubatta gerçekleştirilen sempozyumdaki görüşmeleri toplayan, TESAV'ın (Toplumsal, Ekonomik, Siyasal Araştırmalar Vakfı) yayımladığı, 'Siyasi Partiler ve Seçim Kanunlarında Değişiklik Önerileri' başlıklı kitapta görülüyor. İlgilenenler kitabı TESAV'dan (Tel: 0312 467 04 62) isteyebilirler.
1950'den bu yana uygulanan yedi seçim sisteminin siyasal hayatımıza etkilerini anlatan Erol Tuncer, 'kalıcı bir sistem bulamadığımızı' söylemiş. Bugün de sistem arayışı içindeyiz.
Bence, hayal ettiğimiz hükümeti seçim sistemiyle çıkarmak istediğimiz için bocalıyoruz. Seçim kanunlarının 'temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde' düzenleneceği Anayasa ilkesidir. Bu ilke, halkı dışlayan bir anlayışın ürünüdür.
Halk seçim sistemini bilerek oy verir, partilerin hiçbirine iktidar koltuğunu emanet etmek istemediği seçimde, oylarının 12'sini birine, 15'ini öbürüne, 20'sini de diğerine.. dağıtır. Seçmen birçok kez dağıttığı oyuyla son seçimde, güçlü bir iktidar çıkarmayı bildi. Öyleyse, dağınıklık sistemden çıkmıyor, bence zayıf koalisyonlara zorlanmaları, partilerin siyaset anlayışlarının sonucudur.
'Yönetimde istikrar' ilkesini seçmene bırakıp, 'temsilde adaleti' öne çıkarmak bu sempozyumda da fazla taraftar bulamamış. MHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Bal, "Avrupa Birliği, Türkiye'de önümüzdeki seçimlerde azınlıklara dayalı bir parlamento oluşturma kararını vermiş durumda. Bunu hayata geçirebilmek için de, barajın yüzde 10'un altına çekilmesi ve azınlıklara siyasi hak tanınması şeklindeki kararları önümüzdeki günlerde tartışılacaktır" diyerek tartışmaya yeni bir unsur katmış.
Buyrun, 40 yıllık tartışmaya, bir de AB unsuru katıldı. Radikal'de 1997 başından beri yazıyorum, dün baktım, 30'dan fazla yazımda barajın kalkmasını savunmuşum; şimdi Faruk Bal'dan öğreniyorum, yaptığım 'azınlıklara dayalı parlamento' yaratmakmış!
Sayın Bal baraj kalkınca, 'Azınlıklara dayalı' değil, 5-10 milyon oy alan partilerle birlikte, yüzbinlerce seçmenin beğendiği siyasal eğilimlerin de temsil edildiği bir meclis oluşacağını öğrenmekte gecikmiş. AB karşıtlığının insanları getirdiği yere bakınız:
2 milyon 600 binden fazla oy alan ve çoğunluk kimliğinin üstünlüğünü savunan bir partiyi (MHP'yi) Meclis dışında bırakan sistemin değişmesi de olsa, AB'nin her istediği kötülenmelidir!
Siyasi Partiler Kanunu'nun (SPK) ele alındığı sempozyumun ilk gününde, Bilkent Üniversitesi öğretim üyelerinden Ergun Özbudun, yıllardan beri ileri sürülen iddia ve görüşleri sade bir dille anlatmış. Karmaşık konuları doğru olarak özetleyip değerlendiren Özbudun'un konuşmasını özlü bir kaynak sayıyorum.
Çeşitli ülkelerden örnekler vererek SPK'nın genel değerlendirmesini yapan DYP'li Serhan Yücel konuşmasının sonralarında, "SPK'da
yapılması gerekli değişiklikler eğer varsa, bana göre yok, olduğu gibi değişmeli veya ortadan tamamen kalkmalı" demiş. Kanunun yürürlükten kalkmasını mı, yoksa seçim kanunlarıyla birlikte genel bir düzenleme yapılmasını mı tercih ediyor pek açık değil. Yine sevinebilirim, hiç değilse bir kişi, SPK'nın tamamının kalkmasını dile getirmiş. İlk söylenecek ve tartışılacak olan, SPK'nın tümünün yürürlükten kaldırılarak, Medeni Kanun'un ve Dernekler Kanunu'nun hükümleriyle yetinilmesidir.
SPK bölümündeki önerileri Ahmet İyimaya ve seçim kanunları bölümündekileri Hikmet Sami Türk özetlemişler. Konuya ilgi duyanlar, bu özetleri okuyarak bilgilerini güncelleştirebilirler.