Siyaset ve üniversite aynı yerde

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü, Meclis'teki konuşmalardan sonra,</br>'Doğurabileceği sonuçlar karşısında toplantının ertelenmesinin daha uygun olacağına' karar verdi.

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü, Meclis'teki konuşmalardan sonra,
'Doğurabileceği sonuçlar karşısında toplantının ertelenmesinin daha uygun olacağına' karar verdi. Biz Meclisimizle, siyasal partilerimizle ve üniversitelerimizle bu kadar mıyız? Gerçekten bu kadar geri miyiz?
Önce Meclis'ten başlayalım: CHP milletvekili Şükrü Elekdağ 'Sözde Ermeni soykırımı konulu konferans hakkında', AKP milletvekili Ramazan Toprak 'Alternatif Ermeni konferansı haberiyle ilgili' gündem dışı konuştular; sonra DYP'nin kervanın dışında kalmama isteğini başkan kabul ederek, 'küçük bir açıklama için' Ülkü Güney'e söz verdi.
Milletvekilleri; konferansın amacının, daha başından Türkiye'yi soykırımıyla suçlamak olarak tanımlandığını; konferansı düzenleyenlerin içeride ve dışarıda Türkiye'yi Ermeni soykırımı yapmakla suçlayan kişiler olduğunu; Boğaziçi Üniversitesi'nin Ermeni iddialarının propagandasını yapmak için bir forum olarak kullanıldığını iddia etmişler.
Gelelim bakana: Sayın Çiçek 'Büyük bir sorumsuzluk ve ciddiyetsizlik' olarak nitelendirdiği konferansı, 'arkadan hançerlemek' olarak tanımlamış. Bakanın dikkatimi çeken cümleleri şunlar: "Hükümet olarak bir yetkimiz olsaydı gereğini yapardık. YÖK ne yapacak? Boğaziçi Üniversitesi ne yapacak? Onu merak ediyorum; milletimiz de merak ediyor. Bu milletin aleyhine propaganda yapma, ihanet etme dönemini artık kapatmamız lazım."
Kısacası siyaset adamlarımıza göre, 'Osmanlı İmparatorluğu, son yıllarında, soykırım yapmış mıdır, yapmamış mıdır?' diye irdelemek, araştırmak veya sadece sormak Ermeni iddialarının propagandasını yapmaktır. Bu sorumsuzluk cezalandırılmalı, üniversiteler böyle tartışmalara imkân vermemelidir!
Meclisindeki üç partinin bunları söylediği ve hükümetin de katılıp daha da ileri götürdüğü bir ülkede, ifade ve örgütlenme özgürlüğü var denilebilir mi? Bence çok zor!
Pazartesi günü Bakan Çiçek, cumhurbaşkanlığı adaylığı söylentisi
sorulunca "Siyaset hayatında dolmuşa binmem" demişti. Bunu söylediğinden tam bir gün sonra, esip savurmasını duyunca içimden, 'Dolduruşa getirildi' dedim!
Şaka bir yana, milletvekillerinin ve bakanın konuşmalarını okuyunca ürperdim; salı günü Meclis'te dile getirilen özgürlük ve üniversite anlayışını kabul edilemez buluyorum. Partilerimiz bu anlayışı hemen reddetmeli, düşünce özgürlüğünün, 'varsaydığımız çoğunluk eğilimine uygun düşünceye özgürlük' olmadığını yüksek sesle halka duyurmalıdırlar.
Boğaziçi Üniversitesi yöneticilerinin kararı da siyaset adamlarımızın anlayışı kadar vahimdir. Üniversite yöneticileri, siyaset adamlarının demagojilerine kapılarak soğukkanlılıklarını kaybetmiş; çok acele karar almışlardır. Doğrudur, ülkemizde düşünce özgürlüğü, önyargılar ve bağnazlık nedeniyle, gelişip derinleşememektedir ama, söyler misiniz; Meclis'ten de gelse, böyle tehditlerin, bağnazlıkların karşısında üniversiteler durmayacak da, kim duracak?
Sonuçta, 'konferansın içeriğiyle ilgili peşin hükümler ileri sürülmesinin' bir toplantının ertelenmesine gerekçe olarak gösterilmesi bütün üniversite kurumunun gücünü azaltmıştır.
Şimdi diğer üniversitelerimiz, Boğaziçi Üniversitesi'nin kararının karşısına çıkarak, düşünce özgürlüğüne sahip çıkmalıdırlar.
Meclisimizin, siyasal partilerimizin, hükümetimizin ve üniversitelerimizin, gelişen ve çağdaş bir toplumun kurumları olma düzeyinden aynı uzaklıkta bulunduklarını gösteren bu olay umut kırıcıdır. 50 yıldan beri böyle olaylarla çok karşılaştım; her defasında kendimi toplayıp 'Hayır, Türkiye bu düzeyin üstündedir!' dedim ve rahatladım!