Sözcülüğü kuramayacak mıyız?

Başbakanlık sözcülüğünün kurulacağı haberini okuyunca sevinmiştim. Sonra sözcülüğe tayin edilen Beki'yi överek tanıtan köşe yazıları okuyunca</br>'galiba gerçek sözcülük başlayacak' diye umudum arttı.

Başbakanlık sözcülüğünün kurulacağı haberini okuyunca sevinmiştim. Sonra sözcülüğe tayin edilen Beki'yi överek tanıtan köşe yazıları okuyunca
'galiba gerçek sözcülük başlayacak' diye umudum arttı.
Yeni sözcüyü, pazartesi günü televizyonda izledim, 'Bilgilendirme toplantısı'nda konuşuyordu; konuşma metnini Anadolu Ajansı bülteninden de okudum; tavrını, üslubunu ve kelime seçişini beğendiğimi söyleyemem.
Dün ve evvelki gün Hakkı (Devrim) bey, ağabey olarak, "Bizde sözcülük yenidir, üslubunu elbirliğiyle oluşturmaya çalışmamızı umarım yadırgamazsınız" diyerek kulağını çekti.
Ülkemizde ilk kez 'Başbakanlık Basın Sözcülüğü' kuruluyor, kolay olmayan bir işe girişiyoruz, doğru kuramayacaksak şimdi bırakalım, doğru kuracakları bekleyelim. Kurumun çarpık kurulmasını önleyecek, geleneğin doğru oluşmasını, sınırların doğru çizilmesini sağlayacak ilk kişi şüphesiz Akif Beki'dir.
Basın sözcülüğü, iş tanımı yapılarak mı başladı bilmiyorum; benim anladığım iş tanımı ya yok ya da yanlış! Daha işin başındayken takıldığım yerleri söyleyerek Akif Beki'ye yardımcı olmak istiyorum:
İlk dinlediğim konuşmasında Beki önce, üniversitelerle ilgili Başbakan'ın değerlendirmesine karşı, Ankara Üniversitesi Rektörü Nusret Aras'ın ve YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'in söyledikleri üzerine durdu; sonra da, Baykal'ın pazar günkü basın toplantısını ele aldı.
Beki, "Sayın Başbakan, üniversitelerde başarısızlığın asıl sebebi, şu anki yönetim zihniyetini eleştirmektedir" gibi sözlerle Başbakan'ın sözlerine açıklık kazandırmaya çalışıyor. Konuşmaları istenildiği gibi anlamayanları
uyarmak sözcünün görevi midir? O beğenmek veya azarlamak yerine, şudur, şu kadardır, şu olmuştur, (...) gibi konuşmalı değil mi?
Sözcü, siyaset adamının veya üniversite yöneticilerinin sözlerinin ve tutumlarının yanlışlığını da gösteriyor: "Başbakan'ın sözlerinden ders çıkarmak yerine tepkisel tavır geliştirmişlerdir", "Ortaya konan tutum ve davranışlar bilim adamlığı pozisyonu ile asla bağdaşmamaktadır". Oysa sözcü, yönetici ve siyaset adamlarını değerlendirmeyi Başbakan'a ve siyaset adamına bırakmalıydı.
Beki, davranış biçimlerini ve düşünceleri de irdelemektedir: "Sayın Teziç muhalefet partisi sözcüsü gibi davranmaz, meydanları terk ederse zaten böyle bir gerilim de ortada kalmaz". Görüldüğü gibi sözcü, Başbakan'ın siyasal yardımcısı veya danışmanı gibi davranmaktadır; oysa tam tersini yapmalı, katı ve bağımsız bir memur tutumunu benimsemelidir.
Sözcünün görevi düşünceyi, davranışı ve anlayışı doğru iletmektir; övgü, yergi ve savunma başkalarının işidir. Örneğin "Sayın Aras'ın sözleri açıkça bir başarısızlık itirafıdır" benzeri ifadeler, sözcünün konuşmasında yer almamalıdır:
Beki'nin sözleri 'karşı olma' durumunu tanımlıyor; oysa karşı veya birlikte olmak siyaset adamının işidir. Sözcü olayları, kararları ve kişileri; övmeden, yermeden, eleştirmeden yalın bilgi verecek kişidir.
Sayın Beki, 'Başbakanlık sözcüsü'dür, görevini AKP Başkanı Başbakan Erdoğan'ın sözcülüğüyle karıştırmamalıdır. Sözcünün konuşmalarında, 'siyasal motif', 'siyasal değerlendirme' ve 'yorum' yerine, 'olay', 'zaman', 'karar', 'veri' bulunmalıdır.
Sözcünün amacı, kişi ve kurumlara cevap yetiştirmek değil, 'olayları doğru yorumlamak ve değerlendirmek isteyenlere bilgi vermek' olmalıdır.
Yinelemek istiyorum; 'sözcülük' kurumunu doğru kuramıyorsak, bırakalım, alaturkalık iletişimde de sürsün...