Su-i emsal misal olmaz

Her yöneticinin önüne çok su-i misal konmuştur; "emsal olmaz" diyerek onları itenler örneklerimizdir.

Yarın Meclis Başkanlığı seçimine başlanacak, Çarşamba günü Başkanı seçileni öğreneceğiz.

Anayasa’nın 94’üncü maddesinde, bu seçim için iki kural yazılıdır: 1/ “İlk Siyasî parti grupları Başkanlık için aday gösteremezler”, 2/“Başkan seçimi gizli oyla yapılır”.

Partilerin aday gösterememesi ve oylamanın gizli yapılması kuralları, milletvekillerinin serbestçe, kimsenin etkisinde kalmadan oy vermeleri için konulmuştur.

Başkanların partilerinin meclis içindeki ve dışındaki faaliyetlerine katılmaması kuralı başkanın liderden; partilerin aday göstermemesi kuralı da liderlerin başkan seçiminden uzak durmaları gereğini sağlamak içindir.

Anayasadaki bu kurallara karşın, 1983’den bu yana yapılan 13 Meclis Başkanı seçiminde, parti liderleri başkan adayı belirlemiş ve seçimini doğrudan etkilemişlerdir.

Bunlar arasında, parti liderlerinin gösterdikleri adaylar dışından seçilen tek örnek, Kasım 1989’da Kaya Erdem’dir. O seçimde, ANAP Lideri Mesut Yılmaz, Malatya Milletvekili Metin Emiroğlu’nu aday göstermiş, ancak ANAP ve diğer partili milletvekillerinin oylarıyla Kaya Erdem başkan seçilmiştir.

Bu örnek dışında, seçilen ve seçilmeyen başkan adayları parti adaylarıdır.

Parti liderlerinin başkan seçiminde doğrudan belirleyici rol almaları doğru mu olmuştur? Böylece Meclis'in gücü ve saygınlığı mı artırmıştır? Muhalefetin tutumunu dengelemiş midir? Bunların hiçbiri olmamıştır, kamuoyu Meclis'i lider ve çevresinin etkisinde kalan politik bir kişi olarak görmüş, muhalefet başkana kabul edilmeyecek deyimlerle hitap etmiş, Meclis'in saygınlığı yıldan yıla azalmıştır!

İslan hukukunun Mecelle dışında kalan genel kurallarından biri de “Su-i emsal misal olmazkuralıdır. Yani, bir kimsenin hukuka aykırı hareketi, başkalarına da örnek ve o işi yapmak hususunda izin teşkil etmez. Bu genel hukuk kuralının açıklanmasında verilen örneği tekrarlayayım: Her gün binlerce otomobil, kırmızı ışığı ihlal edip geçmektedir. Bu durum kırmızı ışıkta geçtiğinizi göre polisin ceza yazmasını engellemez.

Son aylarda yaşadığımız bir örnek, bu kuralın değerini göstermektedir:

Geçen Aralık’tan son seçimlere kadar, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, yüzlerce kez tarafsızlık ilkesini ihlal etmiştir. Bu ihlaller O’na ve kendinden sonra gelecek olana tarafsızlığın ihlali hakkı kazandırmayacağı gibi, bir yanlışı onlarca kez tekrarlamış olması da Anayasa’nın ihlal edilmesine cevaz vermez. Çünkü, su-i misal emsal teşkil etmez, Sayın Cumhurbaşkanı'nın herhalde bildiği gibi (lâ misâle bi-sui’l-emsâl). 

Bu kuraldan Meclis Başkanı seçiminde de yararlanabiliriz:  

Son 13 Meclis Başkanı seçiminde parti liderlerinin belirledikleri adaylara oy vermek siyasal hayatımıza hayır getirmemiştir. Bu kez de hava budur, partiler kendi adaylarına oy verecek gibi görünmektedir. 

Oysa milletvekilleri, 13 misalin, su-i emsal teşkil etmeyeceğini gösterebilirler.

Örneğin, partili milletvekillerinin sadece dörtte biri “boş” oy verse ve diğerleri bugün düşünüldüğü gibi partilerinin belirledikleri adaya oy verseler, çok şey değişebilir.

Bu durumda, her parti adayı, en çok partili milletvekili sayısının dörtte üçü kadar oy alır, AK Parti’nin adayı dördüncü turda sadece 193 oy alarak seçilir.

AK Partili 65 milletvekilinin boş oy vermesi olağanüstü sonuçlar yaratır başkan seçiminde. Eğer diğer partilerin milletvekillerinin dörtte biri veya daha fazlası da boş oy verirse, seçilen başkanın aldığına yakın boş oy verilmiş olur ki, bu durum, son seçimin meclise verdiği gücü ikiye katlar.

Bu durumda, seçilen Ak Parti Başkan adayı 193 oy alırken, diğer üç partinin adayı 200’ün üstünde oy alacak ve 150 çevresinde de boş oy çıkacaktır. Böyle bir sonuç müthiş gelişmelerin kapısını açar.  

Seçim, Meclis'e zaten güç katmıştır; başkan seçiminde milletvekillerinin dörtte birinin böyle bir mesaja imza atmaları bu güce yenisini katacaktır.

Böyle bir Meclis önce parti içi demokrasiyi getirir Türkiye’ye.

Bu önemli bir devrim, halkın içinden gelen bir devrim olur. Gerçekleşemez mi? Tabii ki gerçekleşebilir; milletvekillerinin kimseye danışmadan ve kimseyle anlaşmadan verecekleri kişisel kararla, oy sandığının başında gerçekleşebilir!

Meclis Başkanlığı seçiminde bir başka “su-i misal” yaratılmak isteniyor:

Başkan seçimi turlarının, başkan adayı Sayın Deniz Baykal’ın başkanlığında yapılması konusunda Meclis Genel Sakreteri İrfan Neziroğlu, Milliyet’e, “Sayın Emre örneği var. Sayın Baykal’ın da oylama turlarını yönetmesinde herhangi bir engel olduğunu düşünmüyoruz” demiş. (Milliyet, 27 Haziran)

Örnek olarak şu gösteriliyor: 1995 seçiminden sonra Meclis’i en yaşlı üye Süleyman Arif Emre yönetmiş ve Meclis Başkanlığına aday olmuş. O seçimin ilk turunu Sayın Emre yönetmiş. Şimdi bu “misal” Sayın Baykal’ın aday olduğu bir seçimde Başkanlık kürsüsüne oturmasının gerekçesi olarak kullanılmak isteniyor.

Yaparsanız olur; ama yanlış olur.

Böyle durumlarda, uygulamadaki “hukukçulara”, “bir bakın, bulabilirseniz iyi olur” denilir, bir yanlış örnek bulunur, soranın önüne konur.

Su-i misali kural haline getirme konusu, karar verenin karakterinin ölçütüdür aslında. Onları hukuka aykırı hareketleri tekrarlamanın izni diye mi kullanacaksınız? Ya da bir takım insanların bilerek bilmeyerek işledikleri günahları emsal göstererek tekrarlamak mı istiyorsunuz?   

Her yöneticinin önüne çok sayıda su-i misal konumuştur; “su-i misal, emsal olmaz” diyerek onları elinin tersiyle itenlerdir örneklerimiz.