Süreci seçim etkiliyor mu?

Kürt meselesi de dahil, Erdoğan her şeyi, kendi seçiminin biçimlenmesiyle ilgili görüyor.

Haziran ayı sonunda Başbakan, “Yüzde 15’i çekildi, daha bitmedi” demişti. On beş gün önce de İçişleri Bakanı Muammer Güler “Yüzde 20’lere yaklaştığını” açıkladı. 

Bakan Güler, ‘2. aşamaya geçilebilmesi için önce 1. aşamanın şartlarının yerine getirilmesi gerektiğini’ söylediğine göre çıkması gereken PKK’lıların sayısı ve nerede bulundukları, çıkanların nasıl ve nereden çıktıkları; her aşamanın şartları da zahir biliniyordur! 

Yılın ilk ayında Başbakan, iki binden az bir sayıda olduklarını bildirdiğinde, Türkiye’de yaşayan PKK’lıların bu kadar az olduğuna şaşırılmıştı! 

Ben de “savaşmayacaklarsa niçin gidecekler” diye sormuştum kendi kendime! 

Herhalde birinci aşama koşulları belirlenirken Kuzey Irak’a dönecekler tanımlanmış olmalılar ki, şimdi kim gitti kim kaldı bilinebiliyor. 

BDP Genel Başkanı hükümete ‘Bu gençlerin dağdan nasıl ineceğini’ düşünmesini öneriyor. 

Demirtaş, kaç kez İmralı’ya gitti, Öcalan’la konuştu, ‘silahsız ortam hazırlama hedefiyle birlikte nelerde mutabık kaldıklarını’ sormadı mı? Herhalde aldığı cevapların içinde, kendi deyimiyle, ‘Toplumsal Katılım Yasası’nın esası da vardır. 

Erdoğan da Demirtaş ve Öcalan da zaman zaman farklı konuşabiliyorlar; her iki taraf için de neden aynı: ‘Seçmenleriyle’ sorun çıksın istemedikleri için. 

Ben iki tarafın da yurttaşlarımızın, aralarında hukuki ve fiili bir fark olmadan birlikte yaşamak istediklerine inanıyorum. Hiçbiri, hak veya ayrılık kavgasının sürmesinden yana değildir. 

Zaten liderler, ‘seçmen çoğunluğu’nun bu inançta olduğunu görmeseydi, dokuz aydır barış içinde yaşanmazdı. Bu sürede, barış fikri güçlendi, barışın yaşatılabileceği görüldü! 

Anlaşmanın koşullarına her iki taraf da uymaktadır, çünkü ikisi de o koşulların gereklerini bilmektedir, sonucunu da! Çözüm sürecinin ilerlemesi demek, sözleşme koşullarına göre adım adım ilerlemek demektir. 

Başka türlü de kurulabilirdi ama bu düzen böyle kuruldu; buna uyulmalıdır. 

Zorluklar tek taraflı değildir; yani Demirtaş’ın zorlukları var da Erdoğan’ın yok değildir; ikisi de alttan gelen engellerle karşı karşıyadır; bazen elleri yanmakta, bazen de ‘halkına ihanetle’ suçlanmaktadırlar. 

Tabanın eli değdikçe sobanın elini yaktığını anlıyor, her iki taraf da bunu iyi biliyor; bir yandan konuşacaklar, bir yandan iç politika savaşları sürecek! Yüzde 15’i çıktı, şu adam kaçırıldı, tutuklular salıverilmedi gibi bahaneler seçmene selamdır, işin esasının konuşulduğu yerlerde bunlar zaten konuşulmuyordur. 

Bu çekişme sürerken hükümet, yalnızca Kürtlerle ilgili olmayan ama Kürt sorununun çözümüne de katkı sağlayacak, demokratik adım atmamaktadır. 

Oysa yerinden yönetim, ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüğü konularında ilerleme sağlanmadan, PKK’lılar yüzde yüz çekilse de 2’nci aşama başlamış sayılmaz. İktidar serbest tartışmadan ve merkezi yetkilerin dağılmasından çekinmektedir. 

Bu durumun nedeni, Kürt meselesi de dahil Erdoğan’ın her şeyi, kendi seçiminin biçimlenmesiyle ilgili görmesidir: Sayın Erdoğan not defterini her açtığında; anayasanın değişmesi, karşı oylardan bir kısmını yanına çekmesi, cumhurbaşkanı seçildikten sonra Ak Parti’yi ve Meclis kadrosunu elinde tutabilmesi, on yıldan beri yavaş yavaş elinde topladığı yetkilerin birdenbire cumhurbaşkanlığına nasıl geçeceği gibi konuları, okumaktadır. 

Böyle kaldıkça, seçim gecesine kadar gelişmeleri; ‘koptu, kopacak’ heyecanıyla seyredeceğiz!