Taksim'deki son ağaçlar

70 yıldır devletçisi, muhafazakârı bütün iktidarlar, bir keresinde bile; toprağın ve yeşilin yok edilmesinde 'halka soralım' demedi!

İstanbul Taksim’de yol genişletmek için ağaç kesilirken halk, makinelerin önüne geçmiş, olaylar gece yarılarına kadar sürmüş!
Benim ömrüm, Beyoğlu’nun hemen ucundan başlayıp Beşiktaş yamaçlarına kadar örten ağaçlara, yeşile ve çiçeklere savaş açanların kazançlarını izlemekle geçti. Dün ve önceki akşam olanlar, son kalan parçaların kaybıdır!

İstanbul’a geldiğimde, Dolmabahçe Sarayı ile cami arasında yeşille mavinin buluştuğu açıklığa, Mithat Paşa Stadı oturmuş, ‘Spor ve Sergi Sarayı’ işgali yeni bitmişti. Onu Hilton–Divan eksenindeki binalarla caddenin yeşille bağının koparılması izledi.

Denize bakan yerlerde yeşillikten rahatsızlık bu günlere kadar sürdü; yeşilden bazen bir lokma koparıldı, bazen ‘gökkafes’! Aynı yıllarda Dolmabahçe’nin arkasındaki yamaç bir otel perdesiyle kapandı. Açık Hava Tiyatrosu, Nikâh Salonu, sergi salonu, sonra Muhsin Ertuğrul Tiyatro ve Kongre Merkezi…

Bitmedi, ne yazık ki son ağaç kesilene kadar, son fidan koparılıp yerde sürüklenene kadar sürecek gibi görünüyor bu savaş!

70 yıldır yeşilin katliyle ilgili bu kadar karar verildi, bir keresinde bile “Halka soralım” diyen olmadı. Sağcısı solcusu, devletçisi, muhafazakârı bütün iktidar sahipleri, toprağın yok edilmesinde halkı hatırlamadı.

Bunca deneyimden sonra Taksim’de, mimari değeri tartışmalı eski bir kışlanın, yeniden alışveriş merkezi, otel ve büro olarak yapılmasını savunabilmek bana tuhaf geliyor!

Son Taksim olayında, Sayın Başbakan’ın davranışının rahatsız edici tarafı, “Projeyi bir de ben göreyim” diyerek işe girmesi değildir;

Başbakan’dan beklenmeyen, projenin sağlığını bozan, görev alan meslek adamlarını küçük düşüren, amirlerini zor durumda bırakan, proje tam bilinmeden ve tartışılmadan Başbakan’ın projenin nihai biçimi hakkında karar vermesidir; rahatsız edici olan budur!

Başbakan istediği konuda karar vermeyi başbakanlık görevi haline getirebilir; büyük-küçük, önemli-önemsiz sayabilirsiniz ama bazı konuları, Başbakanlık kararı alınması gerekli düzeye çıkarılabilir!

Bu durumun geçerli olması için iki koşul vardır: Nihai kararı Başbakan’ın vereceğini herkes bilmelidir ve proje hazırlığı döneminde Başbakan, karar eğilimini açıklamamalıdır!

Olayımızda böyle bir karar bulunmadan Başbakan olaya girmiş, katıldığı ilk toplantıdan itibaren eğilimini açıklamıştır. Özetlersem, Başbakan’ın Taksim projesine dahil olmasının hukukta yeri tanımlanmamıştır; sorumluluğu belli olmadan genel yetkisini kullanarak işe müdahale etmiş, araya girmiş, işe karışmıştır. Sonuçta Başbakan’ın tercih ettiği proje uygulamaya konulmuştur.

Bu projeyle Taksim’de trafiğin birleştiği ve dağıldığı bir düğüm noktası ile üstte geniş gezinti alanı yaratılmak istenmektedir! Bana göre trafiğin düğümlenmesi kolay ancak çözgüsü zor olacaktır!

İnsanlar alanın genişliğine ve boşluğuna bakarak özgünlük ve kişilik arayacaklar; birbirlerine soracaklar, bir türlü cevaplayamayacaklardır!
Taksim’de ne yapacağımızı halka niçin sormadık? Bilen var mı? Hiç âdetimiz değil diye bakılıyor galiba!

Oysa bir iki ayda sandık kurup sonra oylama yapabilirdik, şimdi de yapabiliriz.

Tabii, bizim gibi düşünmeyenleri suçlamadan, kimsenin bilgisini ölçmeye kalkmadan, sandığa atılacak oyu baştan itham etmeden veya övmeden, halkın düşüncelerini ve eğilimlerini öğrenmek için halkoylaması yapalım!

Bu kadar yıl geçti, halkoylaması yapsak ne olur? Diyelim ki en kötüsü halk -vermez ya- açıkça yanlış karar verdi; bu durumda da bir kez de halk istediği için yanlış bir proje uygularız!

Şimdi bir kez daha kendi kendimize soralım: Taksim’de yeni uygulamaya konulan projeyi halka niçin sormuyoruz?