Tarafsızlığını kaybeden Başkan

Başlangıçta yargımı söylemeliyim: Meclis Başkanı Bülent Arınç, söyledikleri, tutumu ve davranışlarıyla tarafsızlığını kaybetmiştir.

Başlangıçta yargımı söylemeliyim: Meclis Başkanı Bülent Arınç, söyledikleri, tutumu ve davranışlarıyla tarafsızlığını kaybetmiştir. Bu durum siyasal hayatımızda etkilerini göstermeye başlamıştır. Arınç'ın başkanlık görevlerini bir tarafa itip, siyasal hayatımızdaki konularda taraf olmasının da ilerisine geçerek, partisinin içindeki iktidar dengeleri içinde yer alması, sadece iktidar partisi için değil, siyasal hayatımız için de sakıncalıdır.
Tarafsızlığını yitirmiş Meclis Başkanı, AKP Grubu ve hükümetinin tehlikeli zayıf noktası haline gelmiştir. Yargımı kanıtlayan örneklere geçmeden önce, Meclis başkanlarının siyasal hayatımızdaki durumu üzerine birkaç cümle yazmak istiyorum: Arınç, partiler arasında bir uzlaşma sonucu ya da çoğunluk partisinin tercihiyle de olsa, her zaman siyasal hayatta güçlü olanlar arasından seçilmiştir. Onların da parti örgütünde ve parti dışında 'seçmeni' vardır, onlar da siyasal hayatın içindedirler. Ancak başkanlar partilerinin grup toplantılarına katılmakdıkları gibi, hiçbir siyasal eylem ve gösterinin içine girmezler. Şüphesiz başkanlar, her siyasal olay ve konuda görüş sahibidirler, ama düşünce ve siyasal tercihlerini açıklamazlar.
Siyasal hayata eylem ve sözleriyle katılamama nedeniyle, ilk seçimler için endişeye kapılan başkanlar olmuştur. Böyleleri, partizanlık ve küçük siyaset yapmakla, 'Meclis Başkanlığı' yapmak arasında gidip gelmişlerdir. Bu zorluk bilindiği için, 50 yılı geçen çokpartili demokratik hayatımızda Meclis başkanları, hem tarafsız kalıp hem de siyasal gücünü koruyabilecek siyaset adamları arasından seçilmiştir.
Bugün siyasal hayatı kalın çizgileriyle izleyenlerin büyük çoğunluğunun, Arınç'ın hükümet ve siyasal olaylar karşısında tarafsız kalamadığı kanısında olduklarını sanıyorum. Başkanın sözleri ve tutumunu izledikçe toplum önce 'Acaba?' diye düşünmüş, davranışlarını daha yakından izlemeye başlamıştır. Son tezkere olayı şüpheyi açık yargıya dönüştürmüştür.
Başkan'ın sözlerinden örnekler vereyim: "Hükümete sesleniyorum: Sizden tezkere değil, 2003 bütçesini bekliyoruz", "Meşru olmayan tezkere bu Meclis'ten geçmez", "Uluslararası meşruiyet şartlarının tekemmül etmediği bir zamanda hükümetin bir tezkere göndermesi halinde, bunun doğru olmayacağını sayın Kapusuz'a ilettim", "Tezkere gelecekse nasıl gelmesi gerektiğini sayın Başbakan'a söyledim", "Tezkerenin değiştirilme imkânı var. Milletvekilleri bir önerge ile tezkeredeki istenmeyen yetkileri kırpabilir", "Işıkları yakıp söndürmeye devam. Barış isteyenler baş tacımızdır, ilk gün katıldım, ama ikinci gün unuttum."
Bu sözlerin sahibinin, Meclis işlemlerinde ve görüşmelerinde tarafsızlığını
koruyamayacağı kanısı haksızlık sayılmamalıdır. Gazetelerde 'Erdoğan-Gül-Arınç çekişmesi' haberlerine yer verilmesi, Başkan'ın tarafsızlığını yitirdiği kanısının yaygınlaştığını göstermektedir.
Geçen cumartesi toplantısını yöneten Arınç'ın, görüşülen tezkere konusunda tarafsız değil, 'taraf' olduğu tutanaklara da yansımıştır: Kapalı oturum için elinde önerge bulunduğu halde, tezkerenin 'Anayasa'ya uygunluğu ve görüşülmesine yer olup olmadığı konusunda' usul bahanesiyle görüşme açmış ve "TBMM'nin her üyesinin bu önemli konudaki düşünce ve fikirlerinin topluma yansıması açısından faydalı görüyorum" diyebilmiştir.
Arınç, yürütmeyle ilgili konuların içinde ve tarafı olduğunu açıklamaya dün de devam etmiştir. Anlayışını değiştirmezse Başkan'ın tutumundan, AKP iktidarı çok çekecek, demokrasimiz de çok yara alacaktır.