Tesadüfün böylesi!

Eski Bakan Yaşar Okuyan, SSK'daki soygunu, tanımadığı bir firma yetkilisinden öğrendiğini, DGM'de tanıklık yaparken söylemiş.

Eski Bakan Yaşar Okuyan, SSK'daki soygunu, tanımadığı bir firma yetkilisinden öğrendiğini, DGM'de tanıklık yaparken söylemiş. Haberi Milliyet, 'Tesadüfün böylesi!' başlığıyla verdi. (26 Temmuz)
Sayın Okuyan, bir halk adamıdır; kimseye, 'Bir şey söyleyeceğim, ama ayıp olur mu acaba?' deme duygusunu vermez. Dinler, cevabını da sözünü sakınmadan, gönlünden geçtiği gibi söyler.
DGM'de de bu karakterinin gereği, pat diye söylemiş, devletin büyük sırrını(!): "Ben, Türkiye'nin en büyük kurumlarından SSK'yı, ilaç ve malzeme firmalarının dolandırdıklarını bir uçak yolcusundan öğrendim!"
Bu gerçeği Okuyan bakanlığa giderken bilmiyormuş; müsteşar, SSK Genel Müdürü, teftiş heyeti başkanı da duyurmamışlar, özel kalem müdürü bile saklamış kendinden soygunu!
Bakanlığa başlamasından 7-8 ay geçtikten sonra bir gün, SSK'yla 'iş(!)' yapan firmalardan birinin yetkilisi, 'Sizi soyuyoruz!' deyivermiş! Okuyan mahkemede itirafçının söylediklerini özetlemiş: "SSK malzemeleri çok pahalıya alıyor, yüzde 30 tenzilat isterseniz firmalar kabul ederler, ama bürokratlar karşı çıkarlar"! Bakan söylenene 'inanmamış'sa da, ihtiyatı elden bırakmayarak genel müdüre 'iletmiş'. Malzemelerin fiyatları indirilince ameliyatlarda gecikmeler başlamış... Herkesin bildiğini, bakan da öğrenmiş.
Bakanlıkta soygun olduğunu bilmeyen bir kişi bakan koltuğuna oturduğunun ilk günü soygunun boyutlarını gösteren tablo önüne konmamışsa, ikinci gününde SSK Genel Müdürü 'Beyefendi bunu incelettirelim' dememişse, bir ayın sonunda durumu açıklayan ve tedbir projeleri içeren rapor sunulmamışsa, ikinci ayda teftiş heyeti raporu gelmemişse, bakan ilk altı ayın sonunda SSK'nın yenilenmesi raporunu görüşmeye başlamamış ise... 'SSK yönetiliyor' denilebilir mi?
Bakan'ın, SSK'nın soyulduğunu, bir firma yetkilisinden öğrenmesinin ne anlama geldiğini düşünmeyi sürdürüyorum:
Var olan ve yıllardır devam eden 'soyulma sorunu dosyası', Okuyan geldiğinde bakanlık müsteşarının masasındaki dosyalardan biri miydi? Belki evet, belki hayır. Cevap, 'evet' ise, müsteşar sorunu şu nedenlerden birinin varlığı sonucu yeni bakana bildirmemiştir: 1) Soygun dosyasını okumamıştır; 2) Soygunu önemsiz bulmuştur; 3) Bakanına güvenmiyordur; 4) Soyguna bir yerinden ortaktır. Bu dört olasılıktan hangisi gerçek olursa olsun, bakanlığın müsteşar ve genel müdürler düzeyinde 'yönetim'in varlığından söz edilemez.
Cevap 'hayır' ise, yani, 'soyulma sorunu dosyası', Okuyan bakanlığa geldiği günden önce bakanlık müsteşarının masasına konulmamış ise, SSK Genel Müdürü'ne bakmak gerekir; o da, kendiliğinden veya alt kademelerin raporuna dayanarak, sorumlu olduğu kurumun soyulduğunu bilmiyorsa ya da bildiği halde bakanlığa bildirmiyorsa, kurumun altında üstünde 'yönetim' yok demektir.
Aynı mantıkla, kurumun şefliklerine kadar inilir: Herhangi bir kademe sorumlusunun soygunu kendisi görerek, ya da altlarının uyarısıyla bilmiyor olması veya bildiği halde üstlerine bildirmemesi; bilenlerin seyirci kalmaları, o kurumda yönetimsizliğin kanıtıdır.
Aslında gerçek bu değildir; gerçek her kurumdaki soygunu, bürokraside çalışanların da, yurttaşların da bilmekte oluşudur. Soygun, maalesef
'neşter'e rağmen sürmektedir. Çünkü 35 yıldır, her gün bir adım, kamu kurumlarından yolcu edilen 'yönetim' geri dönmemekte, yeniden kurulmamaktadır.