Teşrifatçı milletvekilleri

Meclis'in büyük kapısı az kullanılır, milletvekilleri daha çok iki yandaki küçük kapılardan girer çıkarlar. Dün gazetelerde yayımlanan fotoğrafta, bu büyük kapı önündeki merdivenin, cenaze törenlerinde saygı duruşundan farklı bir kullanımını gördük:

Meclis'in büyük kapısı az kullanılır, milletvekilleri daha çok iki yandaki küçük kapılardan girer çıkarlar. Dün gazetelerde yayımlanan fotoğrafta, bu büyük kapı önündeki merdivenin, cenaze törenlerinde saygı duruşundan farklı bir kullanımını gördük: Bina cephesini boydan boya geçen bu merdivenin her basamağında biri durmak üzere milletvekilleri teftiş düzeninde sıralanmış; Başbakan arabasından henüz inmiş, ilk sıradaki milletvekilinin elini sıkmaya davranmış; milletvekilleri genel başkanlarını karşılıyorlar, inanılması ve anlaşılması güç bir görüntü...
Milletvekillerinin genel başkanlarını Meclis kapısında karşılamaları herhalde âdet haline gelmedi, yoksa gazetemizin 'Sadakat kuyruğu' olarak nitelendirdiği bu yakınlık gösterisinden şimdiye kadar haberimiz olurdu ama, fotoğrafta 'hazırlanmışlık ve alışılmışlık' belirtileri de yok değil! Neyse, ilk sayalım.
Konu, milletvekilleri ve Başbakan bakımından ayrı ayrı değerlendirilmeli.
Ben bu milletvekillerinin, kendilerini nasıl tanımladıklarını gerçekten merak ediyorum. Milletvekilleri bir saraya kapılanmış değildir; milletvekili-genel başkan ilişkisi dünkü fotoğrafın sergilediği ilişki olmamalı; milletin vekili, gelen kim olursa olsun onu karşılamak için kapıya sıralanmaz. Eğer onlar adına karşılanması gereken bir misafir söz konusuysa, İçtüzük'te öngörüldüğü gibi, Meclis Başkanı o görevi yerine getirir.
Sarayın kapısında kim karşılanır? Kimler kimi karşılar? Karşılarken âdet, teşrifat, tören nedir? Eski fotoğraflarda ve gravürlerdeki, saray veya şato avlularında geliş-gidiş törenlerini hatırlayınız!
Bizim milletvekillerimiz bir saray veya şatonun çalışanı mıdır? 'Saygı, sevgi gösterme' savunmasına bu konuda hiç yer yoktur. Meclis ve başbakan söz konusuysa, orada milletvekili davranışı çok açıktır, milletvekili için genel başkan eşitlerden biridir. Eğer milletvekili, başbakana erişilmez, geleceğini belirleyecek güç olarak bakıyorsa, ki 30 yıldır öyledir, o rejimde sorun var demektir.
Genel başkan-milletvekili ilişkisinin bu duruma nasıl geldiğini araştırmalı ve bulmalıyız.
Durumu biraz daha açıklayayım: Parti Meclis grupları, siyasal hayatımızda ne karar, ne yönetim, ne de danışma organıdır; sadece genel başkanların, halkın tamamını muhatap alarak konuştukları, partiye kaydı yapılan önemli kişilere rozet taktıkları, doğru kanallarla doğru yerlerde kabul edemedikleri heyetlerle karşılaştıkları ve işlerini birine havale ettikleri platformdur.
Bu platformun doğal mensupları olmayı kabul etmiş milletvekilleri de, genel başkanlarına kendilerini gösterme, hatırlatma yeri olarak Meclis merdivenlerini seçerler, karşılama töreninin bir unsuru olurlar.
Genel başkanı 'Erişilmez' gören milletvekilleri, onun diktasına da boyun eğer. Genel başkanı Meclis basamaklarında karşılayanlar, ona tek adamlık yolunda el vermektedirler. O milletvekilleri genel başkanın gözünde, yasama işlevinin bir parçası olmaktan çıkmakta, başbakanın sevgisine ve söyleyeceği bir-iki kelimeye muhtaç görünmektedirler.
Meclis merdivenlerinde, kendisini karşılamak için sıralanmış milletvekillerini gören genel başkan, güç alanının genişlediğine inanmakta, özbeğenisine esareti giderek artmaktadır.
Karşılama töreninin nasıl gelişip sürdüğünü bilmiyoruz. Keşke, genel başkan bu 'Yakınlık gösterisi'ni yok sayarak, arabasından indikten sonra 'Merhaba arkadaşlar' deyip, geçip gitseydi. Böylece, hem onlara ihtiyaçları olan dersi vermiş, hem de yasama organını yüceltmiş olurdu!