Tezkere ve siyaset anlayışı

'Tezkere' kelimesi yeni bir anlam kazanarak günlük hayatımıza girdi. </br>

'Tezkere' kelimesi yeni bir anlam kazanarak günlük hayatımıza girdi.
Dil Kurumu Sözlüğü'nde karşılığı şöyle verilmiş: "1. Pusula, betik.
2. Herhangi bir iş için izin verildiğini bildirmek üzere hükümetten alınan kâğıt." Halk dilinde 'Tezkere aldı', 'Tezkere terk etti' deyimleriyle, askerliğini bitirenlere verilen belge olarak kullanılıyor.
Meclis'in eski içtüzüğünde, bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması durumunda, Adalet Bakanlığı'nın dosyayı "Esbabı mucibeyi muhtevi (gerekçeyi kapsayan) bir tezkere ile başvekâlet vasıtasıyla Meclis riyasetine gönderir" denilmektedir. Yeni içtüzükte, 'Tezkere' karşılığında
'İstem' kelimesi kullanılmaktadır.
Irak olaylarında 'Tezkere', Anayasa'nın 92'nci maddesine göre Başbakanlığın Meclis'ten, 'Asker bulundurma ve asker gönderme yetkisi isteyen yazısı' anlamı kazandı. Eskiden, 'Sadaret makamından resmi olarak yazılan' yazıya, 'Tezkere-i samiye' denilirdi (Türk Hukuk Lügati).
İçtüzük ve Anayasa'da olmayan bir kelimenin, siyasal hayatımıza girmesi, asırlarca kullanılmış kavram ve deyimlerin kolay kolay değişmeyeceğini gösterdi. Kelimeler değilse de, siyaset anlayışı değişebiliyor: Meclis Başkanı, bakanlar ve iktidar partisi milletvekillerinden bazıları, eski anlayışı bir tarafa itip, demokrasi(!) anlayışlarını sergilediler.
Örnekler vereyim:
26 Aralık'ta Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, basın toplantısı düzenledi ve komisyonun 'yayımlanmak üzere' hazırladığı 'Savaşa hayır' bildirisini okudu. Habercilerin sorusu üzerine Elkatmış, Türkiye'ye ABD askerlerinin kabul edilmesi yönünde TBMM'de yapılabilecek bir oylamada 'ret' oyu kullanacağını söyledi.
Komisyon başkanlığı, Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran partinin koltuğudur. Ele alınan konu, dışişlerimizle ilgilidir ve o işlerin komisyonu da Meclis'te vardır. Bu olaydan sonra acaba, parti başkanı veya grup başkanvekilleri sayın Elkatmış'ı çağırıp, hizaya gelmesini tembih etti mi? Bilmiyorum! Elkatmış'a 'Üstüne vazife olmayan işlerle uğraşma' denilseydi, AKP bu kadar dağınıklık içine girmezdi.
İkinci örnek, Bakanlar Kurulu görüşmelerinin ilk kez basına bu ölçüde ayrıntılı biçimde yansımasıdır. Bunun kadar vahim bir başka olay da, bakanların
'tezkere' görüşmelerinde, bakanlık görevini bırakmadan 'milletvekili özgürlüğü içinde' davranacaklarını söyleyebilmiş olmalarıdır.
Bir iktidar milletvekilinin, hükümetinin getirdiği öneriye karşı çıkmasını anlamakta zorluk çekerken, bakanların 'Tezkerenin geçmemesinde yarar var, geçmezse demokrasi güçlenir' diyebildiğine, kulağımla duyduğum halde
inanamıyorum. Böyle düşünüyorsan niçin imza attın, imzadan sonra niçin istifa etmedin? Siyaset adamlarımız imzalarına ve bakanlığa saygılarını bu ölçüde kaybettiler mi?
Meclis Başkanı'ysa evlere şenlik! Kürsüden, gizlilik önerisine karşı çıkan milletvekillerine, başkanın tarafsızlığı ilkesini unutup, "Benim gönlüm de sizinkinden farklı değil ama..." anlamında karşılık verebiliyor! Şu söz sayın Başkan Arınç'a aittir: "Uluslararası meşruiyet şartlarının tekemmül etmediği bir zamanda hükümetin bir tezkere göndermesi halinde, bunun doğru olmayacağını sayın Kapusuz'a ilettim." Meclis başkanlarının, Meclis'te tartışılacak bir konuda görüş bildirmesi içtüzükle bağdaştırılabilir mi? Meclis başkanımız, seçilmesinden sonra yaptığı dışında, hemen her gün fütursuz konuşmaya devam ediyor!
Her şey ve içinde bulunduğumuz koşullar, iktidar partisi ve hükümetinin toparlanması gereğine işaret ediyor.