Türkiye'de yaşayanlar tekadam yönetimine izin vermez

Olayların sorumlusu olarak HDP gösterilirse, halk bir şeye bakmadan oyunu geri alacaktır. Plan budur!
Türkiye'de yaşayanlar tekadam yönetimine izin vermez

Sayın Erdoğan’ın, hukuksal dayanağı olmayan iktidarını her geçen gün arttırarak sürdürmesine izin veren bir seçim istediği anlaşılmaya başlandı.

Gerçekte, Erdoğan’a iktidarı kaybetme korkusu 2011 seçim döneminde gelmişti. Üç dönem kuralını değiştirmek delikanlılığa yakışmazdı, tek adam yönetimine Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, fiilen veya anayasayı değiştirerek geçilebilirdi.

Mevcut yasalarla cumhurbaşkanlığı seçimi yapılabileceği halde, hiç de zorunlu değilken, Erdoğan’ın adaylığına uygun bir seçim düzenlemek amacıyla, Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunu tasarısı hazırlandı.

Hazırlanan Tasarı Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı için hazırlanmıştı ve uygun maddeler eklenerek bu amaca daha uygun hale getirildi. Şimdi saymanın yeri değil, ama bu Kanun çıktıktan sonra, Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı hazırdı; tekadamlık için Anayasayı değiştirip hukuksal veya fiili başkan olarak ilan edilmesi kalmıştı.

Sayın Erdoğan; 2015 seçimine kadar, “Ben bildiğiniz Cumhurbaşkanlarından olmam, seçimle geleceğim, doğruları dile getiririm ve o yönde taraf olurum, benim söylediğim milletin tarafıdır!” anlayışıyla, anayasa, yasa ve gelenek hiçbir hukuksal düzeni kabul etmeden, bir yıldır anayasada bulunmayan bir anlayışla görevini sürdürüyor.

Son örneği dün yaşadık: Tek parti ve çok partili dönemler, hatta darbe dönemlerinde, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları başbakanlıkça basına verilir, “Yüksek tasdike iktiran eden”, “Cumhurbaşkanının onayına sunulan” liste olarak basında yayımlanırdı. Bunun istisnası var mı bilmiyorum!

İlk kez bu yıl, listeyi Cumhurbaşkanlığı Basın Sözcüsü açıkladı. Bir soru üzerine Sözcü, "Normal prosedür işledi. Cumhurbaşkanımız kabullerini yaptı, görüşmelerini tamamladılar, biz de açıklamamızı yaptık" demiştir.

“Ben yaptım, oldu!” işte böyle bir pervasızlıktır!

Bu “Anayasa’da bulunmayan bir anlayıştır”! Anayasa’nın 117’inci maddesi Başbakanlığı sıfırlama biçiminde anlaşılmaya müsait mi? Geçen yıl ve ondan önceki yıllar ne oldu? Bir ülkenin halkı bu kadar akılsız sanılır mı?

Bunlar yapılsa da, 2015 seçimleri bu anlayışın sürdürülmesinin zorluğunu gösterdi.

Seçimin Cumhurbaşkanı’na, gücünü her gün arttırarak sürdürme olanağı vermesi için, Ak Parti’nin mutlak çoğunluğu alması gerekliydi.

Tabii milletvekili sayısının 400, en azından 330 olması istenecek; meydanlarda dolaşıp halka sorulacaktır: Var mısınız? Verecek misiniz? Cevap hiçbir yerde “Hayırrr!” olmayacak, “Eveeeet” cevabı alınacaktır ama nafile!.

Halkla bu diyaloğa güvenmeyen Sayın Erdoğan ve diğerleri, Ak Parti çoğunluğunun önündeki ilk –belki de tek- engelin HDP olduğunu bilmektedir. O halde, HDP öne çıkarılarak, halkın gözünden düşürülmeli, HDP’nin terör kaynağı olduğu, terörün Türkiye’yi bölmek istediği halka anlatılmalıydı!

Tabii asıl propaganda, üç yıl öncesine dönüştü: Kandil’in ve Devletin sahaya çıkmasıyla silahlı çatışma başlamalı; haberlerin ekranlara ve basının başköşesine yerleşmeli, kamuoyunun oluşması sağlanmalıydı!  

Bu acının sorumlusu olarak HDP gösterilecek ve halk başka bir şeye bakmadan oyunu geri alacaktı; umulan buydu; Plan buydu!

Bu plan yeni değildir; Çözüm Süreci’nin ilk açıklandığı 3 Ocak 2013 gününden bu yana, Erdoğan’ın ne irade beyan ettiği,  ne de demokratik haklarda, ne yönetime katılma hakkında ilerleme sağlandığı görülmüştü.

6 Ocak 2013 tarihinde Afrika gezisine başlayan Erdoğan, “Bu yeni başlamış bir süreç değil. Gayretimiz terörle mücadele ve ülkemize huzurun gelmesidir. Müzakere ile görüşme farklı şeylerdir. Teröre bulaşmış olanları bağışlayan bir genel af asla söz konusu değildir. ... " demiştir..  

Bir yandan Kandil sürekli çatışmasızlık ilan ediyor, Öcalan’ın Nevroz konuşması yüzbinlerin karşısında okunuyor; diğer yandan Hükümet yasal ve idari çalışmalar içinde. Ancak, Erdoağın’ın dili hep şöyleydi: “Kürt sorunu yoktur, her yurttaşımız gibi, Kürt kardeşlerimizin sorunları vardır”, “Terörle mücadele ayrıdır”.  

Benzeri konuşmalarla, hiçbir olumlu adıma izin verilmeden 2014’e, sonra 2015 seçimlerine ertelendi her şey.

2013’ten sonra bir şey yapılmadığı, 2015 Seçim Beyannamesinden okunabilir.

Bu anlattıklarım; meselenin Ak Parti’nin olmayıp, Erdoğan’ın meselesi olduğunu göstermek içindir. Bütün olanlar, 2011 seçiminden sonra, Erdoğan’ın siyasal hayatını düzenleme planının bir parçası olarak gelişmiştir.

Ve ne hazindir ki; Ak Partililer gelişmeleri suskunluk içinde izlemektedirler. 

Bu plan başarılı olamaz, Ak Parti’yi bitirir; Türkiye’de yaşayanlar tekadam yönetimine izin vermezler; tekadam yönetimine geçmek için direnenler küçülür, küçülür …  ve sonuçta siyaset dışında kalırlar.