Üç dönem maddesi kaldırılmalıdır

Parti tüzüğünün yanlışlığı devlete zarar vermemelidir; bırakalım, önce örgüt, sonra seçmen karar versin!

Dün televizyonda, Ali Babacan’ı dinlerken üç dönem meselesi yeniden aklıma geldi; biliyorsunuz, o da üç dönem maddesi gereği Meclis dışına çıkacak! Ak Parti duyguları bir yana bıraksa da değiştirse o maddeyi.
Önce Ak Parti Tüzüğü’nün 132’nci maddesinin birinci fıkrasını okuyalım: “Ak Parti listelerinden aday gösterilip seçilmiş olan belediye başkanları ve milletvekilleri kesintisiz en fazla üç dönem aynı görevi yürütebilir. Ancak ara veren kimseler tekrar aynı görevlere aday gösterilebilir.”
Devlet hayatımızda büyük sıkıntılar yaratmaya başlamış olan bu hükme göre, Ak Parti listelerinden seçilmiş olan 70’in üstünde milletvekili yeniden aday olamayacak; belediye başkanının sayısı henüz açıklanmadı.
Gelişmiş demokrasilerde, böyle kısıtlamalara tüzük ve yasalarda yer verilmez, yetkilerini tekrar seçilmek için kullananların yeniden seçilmemesinin garantisi; parti örgüt kurullarının ferasetine ve iradesine bırakılır. Parti içi demokrasiyi kuramadığımız için gayri tabii yollara gidiyoruz.
Parti içi demokrasiyi uzatmadan maddenin irdelemesine geçeyim:
Madde bütün belediye başkanlarını milletvekillerini aynı kurallara bağlamaktadır. 5 binden 14 milyon nüfusa kadar her kentin kendine özgü toplumsal yapısı, her kent sakininin kendine özgü karakteri vardır. Yeni büyümeye başlamış, büyümesi durmuş; sanayi kenti, tarım kenti çok farklı yöneticilere muhtaçtır.
Belediye başkanlığı ile milletvekillerinin işlevi aynı sayılarak, aynı adaylık koşuluna bağlanabilir mi? Belediye başkanıyla, başbakan veya parti genel başkanlarının bir tutulması temelden sakattır!
İngiltere’de gençliğimde bir süre kaldığım kentte, 35 yıldır milletvekili olan bir yaşlının tekrar seçildiğini görmüştüm.
Seçimlerde parti örgütünün ve sade milletvekillerinin payı küçümsenmemelidir, doğru ama genel başkan ile merkez kurulu üyelerinin, parti iktidarda ise başbakan ve bakanların emeğinin de yok sayılma acayipliğine düşülmemelidir!
Ak Parti Tüzüğü ne diyor; genel başkan değişebilir, iyi; 10 yıldan beri ekonomiden sorumlu bakan da aynı zamanda siyasal hayatı bırakabilir, ona da evet; 10 yıldır ülke altyapısının yatırım ve yönetiminin başındaki adam da Meclis’i terk etsin… Diğerlerini saymayayım; bu kadarına hangi devletin siyasal hayatı “Evet, sakıncası yoktur” demiş, seyirci kalmıştır? Hangi devlet, 10 yıldan beri siyasal karar mekanizmasında bulunmuş bu kadar insanın siyasal hayatı bırakmasına seyirci kalmıştır?
Türkiye’de 10 yıldır birçok reform yapıldı; projeler başlatıldı, yürütüldü; bunların başında uzun süre aynı kişiler kaldı. Sağlık ve sosyal güvenlik reformlarının, Kürt sorununun, başında bulunan siyaset adamlarını Meclis dışına çıkaralım, bunlara siyasetin ihtiyacı yoktur denilebilir mi?
İşadamlarının başarısında yöneticilerini uzun süre şirket bünyesinde tutmalarının da payı vardır. Başarılı devletler de deneyim kazanmış olanları bir yana itmezler.
Deneyimli insanlarını, parti tüzük hükmüyle Meclis dışına çıkarma lüksü yoktur Türkiye’nin; Parti tüzüğünün yanlışlığı devlete zarar vermemelidir¸ bırakalım, önce örgüt, sonra seçmen karar versin!
“Söz verdim, sözümden dönmem” diyen Başbakan Erdoğan’ın, Meclis’i başkanlık sistemine geçmeye zorlamasının gerisinde bu madde yok mu? 10 yıllık bir başbakanın dördüncü dönem aday olması mı, yoksa onun cumhurbaşkanı adayı olması mı daha doğrudur?
Demokrasilerde görülmeyen hükümlerle, siyasal hayatımızı gayri tabiiliğe zorluyoruz! Bu madde korunacak bir madde değil.