Ürün tanımıyla başlama

Yükseköğretimde genel yaklaşımdan farklı bir görüşümü bir kez daha yineleyeceğim...

Yükseköğretimde genel yaklaşımdan farklı bir görüşümü bir kez daha yineleyeceğim:
Dokuz aydır, devlet üniversiteleri yöneticileri ve çalışanlarıyla hükümetin ilişkisini konuşuyoruz. Üniversitelerin genel yönetimi, yükseköğretim kurumlarının, rektörlerin, yönetim kurullarının seçimiyle ilgileniyoruz. Hangi kurum ve kim ne kadar işlev sahibi olacak? Tartıştığımız bunlarla sınırlı. Mevcut kanun veya şimdiki taslak, sonuçta yükseköğretim yönetimiyle hükümetin ilişkisini düzenliyor.
Halkla yükseköğretim kurumları ilişkisine bakmıyoruz: Yükseköğretim kurumlarının asgari standardını; fakülte veya enstitünün bir öğrenciye kazandırdığı bilgi ve deneyimi; diploma vermenin koşullarını tartışmıyoruz. Gerçekte asıl konuşulması gereken bunlardır.
Oysa binaların, taşıt araçlarının, giysilerin.. ve bunların üretiminde kullanılan ana ve ara maddelerin nitelikleri halk adına belirlenmektedir. Bir yapı veya araçtaki binlerce malzemenin özellikleri, boyutların hesap kuralları, kanun, yönetmelik, standart, tebliğ, (...) gibi çeşitli hukuki belgelerde düzenlenmektedir. Hititlerde de halka satılan malların özellikleri düzenleniyordu, bugün de!
Bu ilkel gerçeği yazmamın nedeni, yükseköğrenim alanında, asıl konuşacağımız şeyi bırakıp başka işlerle ilgilenmekte oluşumuzdur.
Öncelikle, üniversitelerden halkın beklentilerini konuşmalıyız. Türkiye'nin ve bu topraklarda yaşayanların, yükseköğretim kurumlarına ihtiyacını belirleyerek işe başlayalım. Evet; bir gencin, üniversiteden diploma almasının anlamı nedir? Bu diplomadan beklentilerimizi tanımlamalı,
sayabilmeliyiz. Yükseköğrenimin niteliklerini tartışmalı, üniversitelerin kullandıkları kaynaklarla (halkın vergisini, öğrenim harcını, kayıt parasını ...) alacakları sonuçları ölçerek değerlendirmeliyiz.
Devlete veya vakıflara ait kurumların, yükümlülüklerini belirler, bu kurumlara giren öğrencinin hangi bilgi ve beceriyi kazanarak, hangi diplomayı alacağında birleşirsek, yükseköğretim kanunu üzerinde anlaşmayı kolaylıkla sağlarız. Üniversite ürünlerinin -mezunların, araştırmaların, bilim adamlarının- asgari niteliklerini her kurum için yazmayı denersek, toplumun ihtiyacı olan doğru yasa taslağı kendiliğinden oluşmaya başlar. Yükseköğretim kurumlarının ürünlerini tanımlayarak yazılan kurallara da, kimsenin itirazı olmaz.
Yükseköğretimin amacı, 'Bilimsel çalışma ve araştırma yapmak, bilgi ve teknoloji üretmek, bilim verilerini yaymak, bilimin gelişmesine katkıda bulunmak' gibi herkesin farklı anlam vereceği cümlelerle belirlenemez.
74 üniversitenin, bu cümleyle belirtilen amacı paylaştığını ya da paylaşmadığını kim iddia edebilir? Eğer böyleyse, bunu yazmanın ne anlamı, ne yararı vardır?
'Milli kültürümüzü evrensel kültür içinde geliştirerek öğrencilere, milli birlik ve beraberliği kuvvetlendirici ruh ve irade gücü kazandırmak' hedefine varılıp varılmadığı veya yaklaşılıp yaklaşılmadığı ya da o yönde gidilip gidilmediği ölçülebilir mi? Hangi üniversitemizin '... irade gücü' kazandırdığı veya kazandırmadığı söylenebilir?
Son aylarda yükseköğretim konusu, tanımı belirsiz, verdiğim örneklere benzer işleri kimlerin yürüteceğine ağırlık verilerek tartışılıyor:
İktidar partisi 'adamlarının' yönetime hâkim olması arayışında; karşısındakilerin bir kısmı kutsal kavramlar gerisinden, tanımsızlık ve sorumsuzluğu savunmakta, kalite ve açıklık isteyenler azınlıkta.