Uygulanmayacak planın onuncusu

Eskiden planı kabulüne kadar iktidar, sonra muhalefet savunurdu; giderek ikisinin de saygısı azaldı.

Onuncu Kalkınma Planı 19 ret oyuna karşı 240 oyla, pazartesi gecesi sabaha karşı saat 02.00’de kabul edildi. Muhalefet milletvekillerinin sadece yüzde 10’unun ret, iktidarın yüzde 70’inin kabul oyu verdiğini, Meclis’in çalışmasına değer veren okuyucu için yazayım da yorumlamayayım.

Böyle konularda hükümet ve Meclis’in neler düşündüğünü öğrenmek isteğini bir türlü hayatımdan çıkaramıyorum. İlk plan hazırlanışının heyecanlı günlerini yaşadığım için olacak, hafta başındaki görüşme tutanağına bakayım deyip, dün aceleyle bir kısmını okudum.

Okuyucularla paylaşmak istediğim çok konunun, sığdırabildiğim kadarını yazacağım.

Uzun zamandan beri, ‘Plan’la ‘uygulama’ arasındaki bağ gevşemiştir. Bürokraside çalışanlar da hükümet üyeleri de plan dışı, hatta plana karşı tedbir ve politikaları yürürlüğe koymakta güçlükle karşılaşmamışlardır. Planı savunan kimse kalmadı gibi görünüyor. Başlangıçta kabul edilinceye kadar planı iktidar, sonrasında muhalefet savunurdu. Giderek iktidarın da muhalefetin de plana saygısı azaldı.

Nasıl uygulanırsa uygulansın Meclis’ten geçmiş ‘Onuncu Plan’da, iktidar partisinin önümüzdeki beş yılı nasıl düşündüğü ve ‘Hedef 2023’ nasıl oluşacak, neler öne çıkacak, hangi ilkeler kenara itilecek görülmektedir.

Burada ‘Nitelikli insan, güçlü toplum’ bölümünden, ‘Temel Hak ve Özgürlükler’, ‘Kamuda Stratejik Yönetim’ kısımlarıyla ‘Mahalli İdareler’ kısmı hakkında görüşümü yazacağım:

Böyle belgelerde, uyulmayacak da olsa, tutarlı tespit ve politikalar yazılmalıdır. Onuncu Plan’ın tutarlılık endişesi olmadan yazıldığı anlaşılıyor: Örneğin, ‘Temel Hak ve Özgürlükler’ kısmının bir paragrafında, toplantı hakkının kullanımının daha demokratik temele dayandırılması amacıyla kanunda ‘gerekli değişikliklerin yapıldığı’ yazılırken bir diğer paragrafında, “… ülkemizde çoğulcu ve özgürlükçü demokrasiyi … daha köklü bir şekilde yerleştirme ve ileriye taşıma ihtiyacı devam etmektedir” denilmektedir. Ya gerekli değişiklikler yapılmamıştır ya da ihtiyaçlar devam etmemektedir. İkisi aynı kısımda yazılıyorsa iktidarda sorun var demektir.

‘Kamuda Stratejik Yönetim’ kısmı, Devlet Memurları Kanunu reformundan bir hayli uzak olduğumuzu anlatıyor. Stratejik yönetim konusunda daha çok merkezi idare bütçesinde yapılmak istenen düzenlemeler öne çıkarılmaktadır. Oysa, stratejik veya güncel işlerde olsun, ülkemizin öncelikli yönetim reformu meselesi vardır ve bu sık sık bakanlar düzeyinde dile getirilmektedir. Buna rağmen planda devlet memurları ilkelerine yer verilmemiştir. Oysa önümüzdeki beş yılın planını bu ilkeler biçimlendirmeliydi.

Yerel yönetimlere gelelim. ‘Özgürlük alanını genişleten, … kapsayıcı, bütünleştirici çoğulcu yeni bir anayasanın’ hazırlanacağından bahseden planda, yerinden yönetim kurulacağına dair bir ima bile yoktur. Nüfusun yüzde 76’sını kapsayacak 30 ilde yetki genişliğiyle önümüzdeki mart ayında seçilecek belediye başkanları ve belediye meclislerinin, mevcut yönetim sistemine hangi sorunlar nasıl çözülerek intibak edeceğine de planda yer verilmemiştir.

Plana göre “Mahalli idarelerin temel hedefi, vatandaşlara sunulan hizmetlerden duyulan memnuniyeti en üst düzeye çıkarmaktır.” Kimin hedefi? Cevap bugünkü mahalli idarelerse hayır; yok yeni anayasayla kurulması gerekli yerinden yönetimlerse evet!

Bu planı getiren hükümet ve olumlu oy verenler, 30 ilde, örneğin Konya’da, örneğin Van’da, Mardin’de belediye başkan ve meclis üyelerini kimin seçeceğini sanıyorlar merak ediyorum.

‘Mahalli İdareler’ kısmı, sanki 1990’lı yıllarda yazılmış; okudukça Büyükşehir Kanunu’nda değişiklik aynı Meclis’te görüşülmemiş sanıyorsunuz.

Onuncu Plan, bu haliyle uygulanamaz bir belgedir ama belki okuyan bürokratlar da “Zaten uygulanmayacak” diyorlardır!