Yalçın Küçük, Ecevit, İnönü

Yalçın Küçük'ün, 'Ceviz Kabuğu' programındaki iddiasını dünkü Akşam gazetesinde okudum: İnönü, Ecevit'e "Atatürk bana Musul'u al diye vasiyet etmişti.

Yalçın Küçük'ün, 'Ceviz Kabuğu' programındaki iddiasını dünkü Akşam gazetesinde okudum: İnönü, Ecevit'e "Atatürk bana Musul'u al diye vasiyet etmişti. İleride sen başbakan olacaksın. Fırsatını bulursan Musul'u al" diyesiymiş! (3 Ocak, Akşam) Gazete Küçük'ün sözüyle kalmayıp, Ecevit'e anlatılanın aslı olup olmadığını sormuş, işte haberin devamı: "İnönü'nün bu vasiyeti kendisine 12 Mart Muhtırası'nın verilmesinden ve kendisinin genel sekreterlikten istifasından birkaç ay önce söylediğini açıklayan Ecevit, o günü şöyle anlattı: Benim genel sekreterliğim sırasındaydı. İnönü ile baş başa görüşmelerimiz olurdu, haftalık değerlendirmeler yapardık. Bir gün Musul konusunu açtı. Musul'un aslında Türkiye'ye ait olması gerektiğine inandığını ve bu konuda elinden gelen bütün çabayı sarf ettiğini, fakat o sırada şartların elvermemesi sebebiyle Musul'u Türkiye'ye dahil edemediklerini söyledi. 'Şartlar elvermiyordu biz alamadık. Şartlar elverdiğinde Türkiye'nin Musul'u topraklarına katması uygun ve gerekli olacaktır. Bunu hatırından çıkarma' dedi. Ben bu tarihi vasiyetten kimseye bahsetmedim."
'Şimdi şartların elvermesi bir yana, bunu zorunlu kılıyor' kanısında olan Ecevit, geçen hafta Cumhurbaşkanı Sezer'e 'Türk ordusunun Irak'a girmesi gerektiğini' söylemiş!
Önce zamanı hatırlamaya çalışalım: Ecevit'in, '12 Mart'tan birkaç ay önce' diye tanımladığı dönemi, 1970 yılı eylülünden başlatabiliriz: Doların 9 liradan 15 liraya çıktığı, sokak hareketlerinin sıklaşıp, 'günlük' hale geldiği, Demirel'in partisi AP'den ayrılanların DP'yi kurduğu, Hava Kuvvetleri Komutanı'nın Genelkurmay Başkanı'na durumun vahametini anlattığı, Siyasal Bilgiler Fakültesi ve ODTÜ'nün süresiz kapatıldığı, banka şubelerinin soyulduğu, ordu içinde başlayan gruplaşmaların bilindiği, ABD'li askerlerin kaçırıldığı ve sonunda Silahlı Kuvvetler'in verdiği muhtıra sonucu başbakanın istifa ettiği (...) aylar.
Bu aylarda da CHP'de, partiyi bölünme aşamasına getiren hizip mücadeleleri sürmektedir, Temmuz 1970'te toplanan 19'uncu kurultayda, Ecevit, parti meclisine kendisine bağlı kişileri seçtirmiş, açıkça söylenmese de Genel Başkan İnönü'yle genel sekreter arasında sorunlar bulunduğu anlaşılmıştı. Onun, yakın bir gelecekte ve ilk fırsatta İnönü'yü düşürmese de, etkisizleştirmek istediği açıktı.
Ecevit hakkında İnönü'nün, 'Enver Paşa' tanısını ne zaman koyduğunu bilmiyorum, ancak o aylarda bir arkadaşına "Bu Enver'dir" dediğini biliyorum. İnönü-Ecevit ilişkisini anlatanların da, hiçbir zaman 'güven' kelimesini kullanmadıklarını, o günleri yaşayan herkes bilir.
İnönü gibi bir kişi, 1970-71 ortamında ve de Ecevit'e, bir dış politika konusunu emanet edecek? 'Duy da inanma' denilen durum bu olsa gerek! Bence, İnönü için 'hedeflenen' ve 'doğru olan' ancak, 'yapılabilir şey'di; o, 'yapılamayacak şeyleri' istemezdi.
İnönü'nün, Musul meselesi hakkında 1920 koşullarında ne düşündüğünü, 1970'lerde olayı nasıl değerlendirdiğini tarihçilere bırakmalıyız. İnönü'nün geçmişteki bir sorunu dert edinmesi, bir sonuca 50 yıl geçtikten sonra hayıflanması tabiatına aykırıdır. Benim bildiğim İnönü'ye göre, siyasal olaylar, geriye bakıp, 'Şöyle olsaydı, böyle olurdu' gibi düşüncelerle değerlendirilemez; o günün koşulları o gün içindir; bugünse yeni bir gündür; koşullarıyla, olanaklarıyla ve engelleriyle.
İnönü'nün, hiç kimseye -Ecevit'e de-, "Şartlar elverdiğinde Türkiye'nin Musul'u topraklarına katması uygun ve gerekli olacaktır", "İleride sen başbakan olacaksın; fırsatını bulursan Musul'u al" dediğine inanamıyorum.