Yalnız Sulukule mi?

Artık hiçbir kentsel dönüşüm projesi başarılı olamaz! Sulukule projesi de bunlardan biridir.

Kentsel dönüşüm haberi benim için ilk okunacaklar arasındadır; hele haberi bu alanda deneyimli uzmanlarımızdan Elif İnce yazmışsa. “Bir dokun, bin ah işit” başlıklı haber-söyleşisinde, yine Sulukule’yi anlatıyordu. 2005’te başlayan projede biten konutlara oturmaya gelenler pek fazla değilmiş; onlar da hallerinden yakınıyorlarmış. Yeni yapılan konutlarda oturmaya başlayanlar, yapımcısı kim olursa olsun, sıkıntılarla karşılaşırlar. Yeni ev sahipleri kendi konutlarına özgü veya mahalleye yaygın sorunlarla uğraşmak zorunda kalır; suları akmaz, kapı sarkar, pencere kapanmaz benzeri sıkıntılar karşısında kendilerini çaresiz hissederler. Evi yapıp, teslim eden kurum veya şirket de anlaşılmadıklarını söyler. Fakat Sulukule’dekilerin yakınmaları bunlara da benzemiyor.

Kentsel dönüşüm projelerinden biridir Sulukule. Sakinlerinin ve sokaklarının eskiden beri tanınmışlığı nedeniyle, Sulukule ile benzerlerinden daha çok ilgilenir okuyucu.

Sonunda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim de derdimi anlatmam kolay olsun:
Kentsel dönüşüme başta yanlış felsefeyle başlandı, o felsefe değişmedikçe “İşte bu oldu!” denilecek bir projeyle karşılaşmayacağız!
Halkına hizmet etmek isteyen yöneticilerin büyük çoğunluğunda bulunan bir anlayışı anlatmaya çalışacağım: Yönetici siyaset adamı, zaten birçok sorunla uğraşmaktadır; bunlardan bazıları proje olarak halkın ilgisini çekmektedir, halkın bir kesimi de projenin doğrudan içindedir.
Bu projelerden birini ele alan yönetici, konunun alt unsurlarını ve yapılacak işleri düşünmeye başlar; umduğundan daha zorlukları bulunduğunu görür.

Yönetici, bu işleri kimin, nasıl yapacağını aklından geçirdikçe, adeta ürperir, zamanında işleri bitirmek için, planlamanın, organizasyonun ve uygulamanın tam yetkiyle yukardan yapılması, yapılanların denetlenmesi için; yetkilerin yüksek yerlerde toplanması gerektiği inancıyla yetkileri elinde toplar.

Düşünür ki gerektikçe elindeki yetkileri belediyelere, muhtarlara aşağıya doğru görev olarak verebilir; icap ettiğinde geri alır, bir yerde verir, bir yerde vermez ama iş hızla yürütülebilir.
Zaten bizim devletimiz, baştan beri Kürt meselesi nedeniyle, her yetkiyi elinde toplamıştı; dolayısıyla 1984’te TOKİ kanunu çıkarken de farklı davranılmadı.

Fakat Erdoğan’ın büyük projeleri vardı; evsizlere küçük, sağlam ama ucuz ev vermek istiyordu, 20 milyon konutun 6-8 milyonu deprem riski karşısında bulunuyordu; kentsel dönüşümün anlam ifade etmesi için en az 100 binlerle ifade edilecek projeler ortaya konmalıydı.
Bu felsefeyle işe başlandı; 2004’ten son yıla kadar, bu projelere hizmet edecek yasalar çıkarıldı; her yasa merkezi yetkileri güçlendirdi. Bugün Çevre ve Şehircilik Bakanı isterse, sade bir köy evi kümesinin planına bile karışabilir, projesini “Benim onaylamam gerekli” diyebilir; onaylamayı bakanlığın, genel idarenin veya yerel yönetimin kademelerine devredebilir, bir yerde kendisi karar verir, bir başka yerde belediyeye bırakır; ya da “O kümes plansız yapılsa da olur” diyebilir.

Artık hiçbir kentsel dönüşüm projesi başarılı olamaz! Sulukule de bunlardan biridir; önce İstanbul Belediyesi’nin, sonra bakanlığın el attığı ve yürüttüğü bu projenin bir söküğü dikilse, öbür tarafı yırtılır!

Not: Cumartesi gecesi İstanbul Beyoğlu’nda polis sabaha kadar, tanımadığı, bilmediği, kim olduğunu sormadığı kişileri toplamış! Videolarda açıkça görülüyor. Sözde, halkı Silivri’ye yasadışı davet edenleri arıyorlarmış! Bu, insanların özel yaşamına fiili ve toplu tecavüzdür. Başbakan, İçişleri Bakanı, akıllarını başlarına toplamalıdır.

Başbakan’ın, sakatlık çıkarmasından endişe etmeye başladım!