Yargının sınavı

Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu'nda alınan 'ifadeler'den basına yansıyanlar, halkın, yıllar öncesinde birleştiği, 'soygun' gerçeğine yeni öyküler ekledi.

Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu'nda alınan 'ifadeler'den basına yansıyanlar, halkın, yıllar öncesinde birleştiği, 'soygun' gerçeğine yeni öyküler ekledi.
3 Kasım'dan sonra yeni iktidarın isteği üzerine, yolsuzlukların araştırılması amacıyla Meclis'te, İçtüzüğün 104'üncü maddesine göre
'Araştırma Komisyonu' kurulmuştu.
İçtüzüğe göre araştırma komisyonları, kamuda görevli bakan ve memurlardan
'bilgi' alabilir; derdest veya sonuçlanmış bir soruşturmada adı geçmiş olsa bile, bir kişiyi çağırıp sorgulayamaz. 'Bilgi almak'la, 'sorgulamak' arasında 'fark' vardır. Eski bir bakana, 'Şu konuda politikanız neydi?' diye sormak, bilgi almak sayılabilir, ama görev sırasındaki bir olayı hatırlatıp, 'Niçin şöyle yapıldı?' ya da 'Niçin böyle yapmadınız?' demek, suçunu tanımlamadan, iddiayı ima edip havada bırakarak, o kişiyi itham etmek ve savunmasını istemek anlamına gelir!
Yetkili bir organca, Meclis'te usulüne göre kurulmuş bir soruşturma komisyonunda veya genel olarak bir yargı makamında hazırlanmış iddia ortada yokken, kamuda görevli olan ve olmayan kişileri çağırıp sorgulama yetkisi araştırma komisyonlarına verilmemiştir; verilseydi yasama ve yargı yetkileri birbirine girmiş olurdu.
Araştırma komisyonlarının yargı işlevi yoktur, savcılığın veya sorgu hâkimliğinin görevlerini üstlenemezler; işlemleri ve raporları irdelenebilir, eleştirilebilir.
Bunları, yolsuzluk iddialarının dedikodu olmaktan çıkmasını, gerçekten açıklığa kavuşmasını istediğim için yazıyorum.
Son günlerde, Bakanlar Kurulu bir imtiyaz sözleşmesini feshetti, şirketin çoğunluk hissesini elinde bulunduran bir aile, elindeki medya kuruluşları imkânlarıyla, karar ve söylenenlerin bir parçasını kullanıp, anlamlarını çarpıtarak, alınan kararın yasal olmadığı yolunda kamuoyu oluşturmaya çalışıyor.
Araştırma Komisyonu bilgi toplama işlemlerinde usule uymasa da, gerçeklerle
gerçekdışıları birbirine karıştırsa da, raporunda doğru ya da yanlış sonuçlara ulaşsa da sonunda; yıllardır duyduğumuz söylentiler, -Mavi Akım, Ticaret Bankası'nın satılması, Beyaz Enerji, Albayraklar, Etibank ve benzer konulardan bazıları- yargının önüne gidecektir, gitmelidir.
Uzan olayı bir parçasıyla daha şimdiden yargının önüne girmiştir, yakında da bütünüyle dava konusu olacaktır.
Araştırma Komisyonu'nun ele aldığı konular ve son Uzan olayı, Cumhuriyet adaletinin, yargı kurumumuzun sınavı olmaya şimdiden adaydır. Daha yolun başındayız! Bu yolda adalet sistemimizin başarısı, devletimizin yenilenmesinin temelini ve esas yapısını oluşturacaktır.
Dilek ve umudum konuların karmaşık olmayan, sade, anlaşılır yargı kararlarıyla sonuçlanmasıdır. Bu noktada bir endişemi belirtmek istiyorum:
Yasalarımız, birbirine çelişik hükümlerle doludur. Basit deyişle, her türlü karar için yasa maddesi bulunabilir, vardır!
Çeşitli nedenlerle, yargıçlardan bazıları, 'Ben elimi sürmeyeyim, Danıştay'a gitsin', ya da 'Yargıtay halletsin' anlayışıyla davranabilir. Konumuzda bu anlayışa yer yoktur. Yargımız ve halkımız büyük bir sınavın içindedir!
Yargımız, çelişik yasa maddeleri arasından, toplum vicdanına uyan, genel ve üstün doğruyu bulacak mıdır? Ben Cumhuriyet'e ve onun adaletine güvenenlerdenim.