Yerinden yönetim kurulmadan başkanlık olmaz

İdareciler, yerinden yönetimlerin bağlı olduğu başkanlık sisteminin kurulmasının imkansız olduğunu bilmektedirler. 

Yeni anayasa konuşuluyor. Evet yeni anayasayı hızla hazırlamalı, yürürlüğe koymalıyız.

Öncelikle, anayasanın kapsamı ve ilkelerini görüşmeli ve kararlaştırmalıyız; genel görüşme Yeni Anayasa'nın bölümlerini ortaya çıkaracaktır.

Bölümlerden biri yürütmedir.

Ülkemizde, "yürütme" kademeleri tam tanımlanmamıştır. Merkezdeki yürütmenin başı, uçtaki birimin görevini üstlenebilir veya o kademeden birinin görevini alıp başka bir kademeye devredebilir. 

Merkezi idaremizin yürütmenin her alanını kapsayan ve en küçük birime kadar ulaşan bir organizasyonu vardır.

Merkezi idare organizasyonu, her hizmet alanında bütün ülkeyi kapsamış, her görevliyi ve her görevi merkezi idarenin başındaki kişiyle bir biçimde ilişkilendirmiştir.

Belediyelerin görev ve yetkileri de, kaynaklar ve kurallar bakımından merkezi idareye bağlıdır. Herhangi bir yetki yoktur ki, merkezi idare "o yetkiyi ben kullanacağım" diyemesin!

Böyle olduğu için, belediyelerin açık biçimde yasalara aykırı olan uygulamasının,  yetkilisi de, sorumlusu da, hangi düzeyde hangi görevliye ait olacağı bilinmemektedir.   

Başkanlık sistemine geçerken, bu ağır merkezi idare bütünüyle yürütmeden sorumlu başkana mı devredilecektir? Yoksa eski ve yeni bütün medeni ülkelerde görüldüğü gibi, insanların birlikte yaşamalarıyla ilgili sorunları yerleşim yerlerinde oturanların seçtikleri kurumlara (belediyelere, muhtarlıklara) mı  bırakılacaktır?

 Ülkemizdeki yerel yönetimler, belediyeler ve il özel idareleri, 1930'dan beri merkezi idarenin vesayetindedir; bağlılığın derecesi de hep ağırlaşmış, hele 2011 seçiminden sonra çıkarılan kanunlarla tam bağımlı hale gelmiştir.

Yerinden yönetimler yeni baştan tasarlanıp yeniden kurulmadan Başkanlık rejimine geçebilir miyiz? Bu konu üzerinde biraz çalışanlar, yerinden yönetimlerin de bağlı olduğu bir başkanlık sisteminin kurulmasının imkansız olacağını bilirler.  

Bir başka konu, devletin bütçesini hangi organın yapacağı ve harcamaların bütçe kanununa uygunluğunu hangi organın denetleyeceğidir.

Ayrıca bu kurumların Başkan'la olan ilişkisinin düzenlenmeden başkanlık sistemine geçilemeyeceği bilinmelidir.

Buna bağlı olarak, "Partili başkan" fikri ortada dolaşmaktadır. Partili başkan, meclis çoğunluğuna sahip başkan anlamına gelir ülkemizde. Parti içi demokrasi olmadığından, partili milletvekili  adaylarını parti genel başkanı belirlemektedir. Partili başkan ile partisinin genel başkanı arasındaki ilişki demokratik olmazsa, meclis başkana bağlı olur. Partili başkan, partiye hakim başkana dönüşür. Bu durumda meclis, kanunlar hep başkana bağlı hale gelir.

Eğer  başkanlık sistemine geçiş düşünülüyorsa yerinden yönetimin, bütçe hazırlamanın, bütçe denetlemenin başkandan bağımsızlığının korunması birlikte düşünülmelidir.  

Başkanlık, aşağıdan yukarıya kademelendirme, her kademenin görev ve yetkilerin kademelere dağıtılması, denetim listesi, bunların kurumları düzenlenmeden "başkanlık sistemine geçiyoruz" denmemelidir.  

Cumhurbaşkanı seçimine kadar ülkemizdeki yönetim kurumlarının, adları değişmese de 2015'den sonraki yetki ve sorumlulukları fiilen değişmiştir.

Bir yıldan beri, Başbakanın nelere yetkili olduğu ve nelere yetkili olmadığını bilen siyaset adamı veya bürokrat yoktur.

Cumhurbaşkanı-başbakan ilişkisi, Başbakanın anlayış ve sabrı ile komik olaylar çıkmadan idare edilmektedir.

Böylece karma karışık fiili devlet idaresi yürütülmeye çalışılmaktadır.

Şüphesiz bu karmaşanın kısmen sona ermesi için yeni anayasa şarttır.

Yerinden yönetim sistemi kurulmadan ve parti içi demokrasi kapıları açılmadan başkanlık sistemine geçilirse, devlet memurları ve siyaset adamlarımız için Ankara zindana döner.