Yetişkinler eğitimi

Dün, dört sütuna yayılmış 'Türkiye'nin üçte biri çocuk' başlıklı haberi, değişik yorumlayabiliriz (Radikal, 4 Nisan). Bence kalkınmamızın ve önümüzdeki yılların başlıca sorunlarını bu haberden üretebilir, görebiliriz.

Dün, dört sütuna yayılmış 'Türkiye'nin üçte biri çocuk' başlıklı haberi, değişik yorumlayabiliriz (Radikal, 4 Nisan). Bence kalkınmamızın ve önümüzdeki yılların başlıca sorunlarını bu haberden üretebilir, görebiliriz.
Haberde, 15 yaşına kadar olan nüfusun bölgelere göre dağılımı ele alınmış. Ben, okul öncesi 0-6 yaş grubuyla, ilk ve ortaöğretim dönemi olan 7-18 yaş gruplarına ayrı ayrı bakmayı daha öğretici buluyorum.
2000 yılında 17 milyona yakın çocuk ve gencimiz 7-18 yaşındaydı. O yıl, toplam nüfus (67.8 milyon) olduğuna göre, her dört kişiden biri ilk ve
ortaöğretim çağındaydı.
17 milyonun 10 milyonu ilköğretimde, geri kalan 7 milyonun 2 milyonu da lise ve yükseköğretimde eğitim görüyordu.
Bu sayılara göre 2000 yılında ilköğretimden sonra okulu bırakmış 5 milyona yakın gencin bugünkü durumunu ve geleceğini düşünelim: Bunların çok az bir kısmı, bir ustanın yanında çıraklık yaptı, bir meslek kazandı veya kazanmaya çabaladı; diğerleri mesleksiz, eğitimsiz askere gitmeyi, koca bulmayı bekledi; sürekli iş aradı.
2000 yılından sonraki yıllarda, yeni bir 5 milyon genç daha ilköğretimden sonra ortaöğretime devam etmedi, mesleksiz askere gitmeyi tercih etti veya koca bekleyenler arasına katıldı. Açıkçası, bugün 15-25 yaş arasındaki 9 milyondan fazla gencin, evlenen kızları ve çıraklık yapanları bir yana koyarsak, 6 milyona yakını mesleksiz hayata başlamışlar, erkekler askerliği, kızlar hayırlı bir koca beklemekte, diğerleri mesleksiz iş aramaktadırlar.
Bu 7 milyon genç, 2000 yılından önceki 10 yıl içinde aynı geçmişi yaşamış, ilköğretimden sonra eğitimi bırakmış milyonlarca gencin kaderlerini paylaşıyor. Bugün yaşı 15-35 arası olan 25 milyon gencimizin, en az 15 milyonu 'hayatını kurtaramayanlar' tarafında kaldı!
35 yaşından büyük insanlarımız arasında da mesleksizler çok önemli orandadır. İşte dünkü haberin hatırlattığı sorunlardan biri budur: Nüfusunun yarıdan fazlası mesleksizlerden oluşan bir ülkenin, küreselleşen dünyadaki yeri ne olabilir?
Bazıları umutlarını, Avrupa Birliği ülkelerinin çalışan insana ihityacına bağlamış görünüyorlar. Evet AB'de her geçen yıl, çalışan gençlere ihtiyaç artmaktadır, ama aranan meslek sahibi gençlerdir. Gençlerimizin çok az oranına bir meslek verebiliyoruz, onlara da AB taliptir!
Nitelikli gençlerimizin Avrupa'ya gitmeleri, sorunumuzu azaltır mı, artırır mı? Çok açık ki, bugünkü sorunumuzu genişletir ve derinleştirir. Sanayimiz, eğitimimiz, araştırmalarımız (...) her alanımız giderek daha da fakirleşir.
Bir yanda, öğretim düzeyine gelmiş çocuklarımızın hepsini nitelikli ve ihtiyacımızı karşılamak için eğitme sorunumuz; diğer yanda, örgün eğitim yaşı geçmiş milyonlarca mesleksiz yurttaşımızın çaresizlikleri var. İkisi de zor; biz bunlardan biriyle uğraşıyor, öğretim çağındakileri okutmaya çalışıyoruz.
Bence, 20 yaş üstü insanımızı meslek sahibi yapmak amacıyla, yetişkinler eğitimini hızla örgütlemeliyiz. Kısa-uzun dönemli, yatılı-yatısız, genç-orta yaşlılar için, bütün ülkeye yayılmış yeni yetişkinler eğitimi seferberliği başlatmalıyız.
Diğer sosyal projelerden daha etkin, üstelik gücümüzün de yeteceği yetişkinler eğitimi projesini en azından konuşmaya başlayalım!