Yolsuzluğun resmi

Zonguldak Ereğlisi'nde bir polis, rüşvet olarak aldığı 5 milyonluk banknotu yemeye çalışmış, yemek borusu kanamış, önceden numaraları alınan banknot görüntüsü gastroskopi ekranında görülmüş.

Zonguldak Ereğlisi'nde bir polis, rüşvet olarak aldığı 5 milyonluk banknotu yemeye çalışmış, yemek borusu kanamış, önceden numaraları alınan banknot görüntüsü gastroskopi ekranında görülmüş. Şikâyetçi şoför, trafik polisinin tacizinden bezmiş olmalı ki emniyet müdürlüğüne şikâyette bulunmuş, onlar da verilecek paranın numaralarını almışlar. Trafik polisi yakalanmış, 12 yıl hapis istemiyle mahkemeye verilmiş, tutuksuz yargılama başlamış.
Telaşla banknotu çiğnemesi ve yutmak istemesi adamın ar damarının henüz nasırlaşmadığını gösteriyor. Aldığı paranın kendi ölçüsünde değeri neydi? Bu para hayatındaki hangi eksiğini kapayacaktı? Bilmek zor. Minibüs şoförü son güne kadar o polise ne kadar para vermişti, verdiğinin cebindekilere oranı neydi, o paraların şoför için değeri neydi? Olay filme çekilmiş midir dersiniz? Polisin yaklaşması, şoförün parayı çıkarması, vermesi, polis parayı cebine koymadan meslektaşlarının yaklaşması ve banknotun yutulma heyecanı.. kareleri ilginç görüntüler olurdu herhalde. Şoförün iddiasına göre, rüşvet alıp-verme birçok kez tekrarlanmış, ama polis amatörlükten sıyrılamamış. Bu kadar deneyimden sonra yakalanacağını anlayınca heyecanlanmış, eli ayağı dolaşmış!
Bu haberin hemen altında, 'Habur'da üçkâğıt var' başlığı görülüyor: Türkiye'den Irak'ta ABD ordusuna mal taşıyan kamyonlardan 26'sının şoförü değişik suçlar nedeniyle yakalanmışlar: Benzini alıp yerine götürmeden satmak, benzin yerine su doldurmak, sınırdan geçmeden plaka değiştirmek.. gibi çeşitli yolsuzluklardan bahsediliyor. Parayı veren, malı teslim eden, malı taşıyan arasındaki ilişki haberde belirgin değil, ama olanlar kaba çizgileriyle anlaşılıyor.
Habur'daki şoförlerin, Ereğli'deki polisten daha deneyimli, daha profesyonel oldukları belli... Yapılanlar ve yakalananların sayısı, tanker yolsuzluğunun bireysel olmadığını gösteriyor. Bu yolsuzluktan, bir yerden alınan malın bir yere taşınması sırasında kuralsız işlerden kazanılan paranın çok az bir kısmı şoförlere kalıyordur. Muhtemelen işin sahipleri yakalanmadan, yargılanmadan hiçbir şey yapmamış gibi, yarın da ortalıkta dolaşacaklar; şoförlerse yargılanacak, belki bazıları tutuklanacaklardır.
Bir başka haber de, Ulaştırma Bakanı'nın Meclis'teki konuşmasıdır. Bakan Yıldırım, bir gündem dışı konuşma vesilesiyle hakkındaki iddiaları da cevaplamıştır.
"Santour Şirketi'yle ortak olduğum iddia edilmektedir. Benim veya oğlumun veya başka bir yakınımın Santour Şirketi'yle hiçbir ortaklığı söz konusu değildir. Sancak Line Şirketi'nde bir süre genel müdürlük yaptığım doğrudur. Ankara gemisinin Santour'a kiralanmasından haberim ve işlemde dahlim yoktur ve olmamıştır."
(22 Temmuz, TBMM ham tutanak)
Cevaplar açık, anlaşılıyor. Ancak sayın Bakan, 24 yaşındaki oğlunun Santour Şirketi'nden aldığı borçtan bahsetmemiş, iddianın özü de buydu! Bakanların biraz daha titiz olmaları gerekmez mi?
Dünkü gazetelerin bir diğer haberi de, Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu'nun, ekonomiyle ilgili bütün bakanları Yüce Divan'a gönderme niyetiydi.
İşte, aynı gün gazetelerde görünen dört haber içinde, yolsuzlukların önlenmesi konusunda yeterli adım atmadığımızın, ama yolsuzlukta çok yol aldığımızın resmi!