Yönetim reformu

Dün ve evvelki gün gazetemizde, arkadaşımız Ayfer Selamoğlu'nun, kamunun yeniden yapılandırılması çalışmaları hakkındaki haberi yayımlandı. Yönetim reformu üzerinde çalışmaların, geçen aralık ayı ortalarında başladığını, Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in bir demecinden öğrenmiştik.

Dün ve evvelki gün gazetemizde, arkadaşımız Ayfer Selamoğlu'nun, kamunun yeniden yapılandırılması çalışmaları hakkındaki haberi yayımlandı. Yönetim reformu üzerinde çalışmaların, geçen aralık ayı ortalarında başladığını, Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in bir demecinden öğrenmiştik.
Sayın Şahin, 'Düğmeye bastık' demiş, ben de, işin zorluğuna değindikten sonra, işin başlangıcında, 'düğmeye basmak' yerine, 'yola
çıkmak' fiilinin kullanılmasının daha doğru olacağını yazmıştım. (Radikal, 19 Aralık 2002)
İki hafta önce de, Hollandalı parlamenter Arie Oustlander'in hazırladığı raporu ele aldığım yazıda, yönetim konusunu özetlemeye çalışmıştım:
"Yönetim sistemimiz, merkezi ve yerel yönetimler bütünüyle başarısızdır, halkın huzur ve refahına katkıda bulunacak durumda değildir. Bu sistemin, yöntemlerin, durumun ve alışkanlıkların değiştirilmesi, devletimizin başlıca sorunudur. Çok gerilerden kaynaklanan bu sorunun çözümü kolay sanılmamalıdır." (Radikal, 27 Mart)
Sanıyorum Selamoğlu'nun haberi, geçen cumartesi günü Bakanlar Kurulu'nda görüşülen kamu yönetim reform taslağına dayanıyor.
Konunun Meclis'e nasıl geleceğini bilmiyoruz. Tasarı Bakanlar Kurulu'nda kararlaştırılmadan, tasarıyı oluşturacak ilkelerin kamuoyunda tartışılmasına olanak tanınması reformun başarısını belirleyecektir.
Doğruluğuna güvenerek, haberin özü üzerine görüşlerimi yazmak istiyorum:
Bundan önceki birçok hükümet gibi, AKP hükümeti de, yerel yönetimlerin yetkilerini artırmak ve merkezi idarenin organizasyonunu yenilemek istemektedir. Ancak istemek başka, yapmak başkadır!
Reforma nasıl başlamalıdır? Her konuda olduğu gibi önce, sorun tanımlanmalıdır. Kamu yönetiminin yeniden yapılanma çalışmalarına da, sorunu tek anlama gelecek cümlelerle, açıkça cevaplayarak başlanabilir.
Evet, ilk soru budur: Kamu yönetiminde sorun nedir?
Örnekler vereyim:
Sorunumuz, 'Yasama halkın huzur ve refahını sağlayacak yürütme organı kuramıyor' mu? Yoksa, 'Yürütme organının programını ve kararlarını uygulayacak organizasyon (bürokrasi) yok' mu? Bürokrasinin niteliği mi, sayısı mı, iş tanımı mı? Herkes her yerde, sorunu tanımlayan farklı cümleler söylemektedir. Her farklı sorun tanımı reform çalışmalarını ayrı başlangıca ve ayrı yola taşır.
Nereden başlayacağız? Yasamadan mı, yürütmeden mi, yerel yönetimden mi? Merkezi bürokrasiyi mi, bürokrasinin organizasyonunu mu düzeltmeliyiz? Belediyeler ve il genel meclisleri hangi kararları niçin veremiyor?
Bence sorun, ülkemizde halk yönetiminin olmayışıdır; devlet - birey ikişkisi bozuktur. Devlet - birey ilişkisini değiştirmeliyiz; yeni bir yurttaş tanımına ihtiyacımız var.
Sorun buysa, yönetim reformuna yasayla başlanamaz, sorunumuz Anayasa'dadır! Yönetilemez duruma gelişimizin nedeni, Anayasamızda tanımlanan yasama ve yürütme anlayışıdır.
Benim yaklaşımım gibi, bütün öneriler, sorunun tanımı, yönetimin yeniden yapılanmasının ilkeleri serbestçe tartışılmalıdır. Halkın uzlaşımıyla ortaya çıkmamış, merkezi idarenin hazırlayacağı yönetim reformu girişimi başarısızlıkla sonuçlanır. Hem bu nedenle, hem de doğruyu bulmak için, halk tartışmaya bütünüyle katılabilmeli, geniş bir uzlaşma aranmalıdır.
Böyle bir tartışmanın başlaması için hükümet, önce sorunu nasıl tanımladığını ve konuya yaklaşım ilkelerini açıklamalıdır.