Yönetimde önce ilkeler

Başbakan Erdoğan, salı günkü grup toplantısında iki konuya ağırlık verdi: Kamu yönetiminin yeniden yapılanması ve bürokrasideki atamalar.

Başbakan Erdoğan, salı günkü grup toplantısında iki konuya ağırlık verdi: Kamu yönetiminin yeniden yapılanması ve bürokrasideki atamalar. Başbakan'ın haklı olmadığı atamaları başka zamana bırakıp, bu yazıda yönetim konusunu ele almak istiyorum.
Sayın Erdoğan kamu yönetimiyle ilgili yaklaşımını şöyle açıkladı: "Merkezi yönetim daraltılmalı, bunu ağırlıklı olarak taşraya taşımalı, bunun yanında da yerel yönetimler güçlendirilmelidir."
Kamu yönetimi hakkında çok söylendi, yazıldı: Yönetim sistemimiz eskimiştir, hantaldır, halka duyarsızdır. Faiz dışındaki devlet harcamalarının yarıdan fazlası memur ve emeklilere ödenmektedir. Bu yükü halk taşıyamaz!
Bunlar doğru, ancak merkezde kararlaştırılan işlerin büyük bir kısmının, taşra örgütüne bırakılması ya da yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yeter mi? Konunun özü, yasama yetkisinin paylaşımıdır.
Diğer yandan bu konuyu tartışırken, tanımlamadan, neyin ne olduğu anlatılmadan 'üniter devlet' kavramının öne sürülmesi yanıltıcıdır. Devletin bütünlüğü, sınırlarının korunması, yurttaşlığın ve bayrağın tekliği başka bir konu; en küçük birimden başlayarak, o birim sınırları içinde geçerli kararların, o birim meclislerinde alınması başka bir konudur.
Bir-iki kişinin yerini değiştirerek yönetim sistemi eskilikten kurtulup yeni olmaz, hantallıktan kurtulmaz...
Yönetimin yeniden yapılanmasının düşünülmesi, yönetim sistemimizi ele alıp değiştirmeyi öngördüğümüzü gösterir. Söz konusu olan bütün sistemse, öncelikle ilkeleri ortaya koymalı, yeni yönetim yaklaşımının felsefesini tartışmalıyız.
Oysa Başbakan, "Çalışmaları arkadaşlarımız yürütüyor ve bu çalışmalar netleşen bir taslak haline geldikten sonra bütün siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine, ilgili olan tüm kişi veya kuruluşlara gönderilecek, Türkiye genelinde bir şûra düzenlenecek" demektedir. Yani ayrıntılı bir taslak hazırlanacak, tartışma bu taslak üzerinden yapılacaktır.
Geniş ve kapsamlı bir düzenleme 'netleşen taslak' olarak ele alındığında, ayrıntılar görmezden gelinemeyeceğinden, ilkelerden daha çok mekanizmalar, yöntemler üzerinde durulur, sistemin özü tartışma dışına çıkabilir. Dayandığı ilkeler taslaktan anlaşılsa da, bunların bir tarafa bırakılıp, ayrıntılara girilmesi önlenemez.
Yöntemler ve kurallar, bir ilkenin düzenlenmesinde doğru, bir diğer ilke için yanlış olabilir. Ayrıntıların çekiciliği vardır, kuralların anlaşılması ve anlatılması kolaydır...
İlkelerden ve sistemden önce taslak ele alınırsa, tartışma verimsiz olur, herkes kendi inandığı doğruları, diğerlerinin ne söylediğine bakmaksızın söylemeye devam eder. Tartışma uzar, ama sonuç alınamaz.
Bu nedenle hükümet, kamu yönetiminin yeniden yapılanmasında önce ilkelerini belirlemeli ve gerekçeleriyle açıklamalıdır.
İlke gerekçelerinin toplanacağı yayın, doğal olarak mevcut kamu yönetiminin
dökümünü, dünyadaki gelişmeleri, karşılaştırmaları da kapsayacaktır. Gerçekte, bütün temel konularda aynı yöntem uygulanmalıdır. Konunun tanıtımı, mevcut sistemler ve uygulama sonuçları, gelişmeler, sorunlar, önerilen ilkeler, yaklaşımlar gerekçeleriyle bir kitapta, Batı'daki adıyla 'beyaz kitap'ta, toplanmalıdır. Hükümet yönetim konusunda bu çağdaş yöntemi uygulamalı ve geliştirmelidir.
Bu yol, sayın Erdoğan'ın sık sık kullandığı 'katılımcılığın' da gereğidir.