YSK başkanları konuşmalı mı?

Yargı kurumları başkanları ve yargıçlar, işlemlerinin haklılığını basına önünde savunmazlar, kararlarını yayımlarlar.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven’in, Gökçer Tahincioğlu’na verdiği demeç dün yayımlandı (21.08, Milliyet).
Sayın Güven, son günlerde kütüklerden yüz binlerce seçmenin ‘yok olduğu’ gibi ‘söylentilere’ cevap verme gereğini duymuş.
Tahincioğlu’nun haberine göre Sayın Güven’in söylediklerini okuyucularıma özetledikten sonra, bir eleştirimi ve bir de önerimi yazmak istiyorum.

Sadi Güven özetle şunları söylüyor: “Cumhurbaşkanlığı seçiminde yurtdışındaki seçmenlerin oy kullanması için çalışıyoruz”, “Partilerde sorun yok ama bilgi sahibi olmayanlar kamuoyunu yanlış yönlendiriyor”, “Eşzamanlı olarak siyasal partiler de yüklendiği an bunu görebiliyor”, “Islak imzalı tutanağı da tarayıp sisteme yükleyeceğiz”, “Seçime yönelik güvensizlik aşılanıyor”, “Seçmenler de seçimi beklemeden listeleri kontrol etsin”.

Okuyucularım hatırlayacaklardır; geçen ayın son günü, daha çok politikacıların oluşturduğu Temiz Seçim Platformu (TSP) basın toplantısı düzenledi ve “İki seçim arasında sandık seçmen listelerine milyonlarca seçmen eklendiği, seçmen kütüğünden yüz binler düzeyinde seçmenin silindiği, Suriye’den iltica edenlere, üretilen hayali seçmenlere oy kullandırtılacağı endişesinin kamuoyunda yaygın olduğu, seçimlere güvenin azaldığı gibi iddialar ileri sürdü.

Ertesi gün ben de iddiaların yanlışlığını belirttim ve seçimlere güvenin azalmadığını, güvenin yok edilmek istendiğini yazdım. (1 Ağustos, Radikal)

Geçen hafta CHP Başkan Yardımcılarından Emrehan Halıcı, basına, ellerinde Nisan 2013 seçmen bilgisi bulunduğunu belirterek kimlik numaralarına göre ”şu anki listede yer almayan 20 bin CHP üyesi vardır” dedi. Halıcıya göre, ‘güvenli olmayan SEÇSİS’in bağımsız kurumlarca denetlenmesi gerektiğini’ söyledi.

Sayın Halıcı, herhalde sandık listeleri askıya çıktığında, 20 bin üye konusunu inceleyip kamuoyunu bilgilendirecektir. SEÇSİS’in ‘bağımsız kurumlarca denetlenmesi’ konusu ise bugünkü seçim yasalarımızın kurduğu sisteme tamamen aykırıdır; seçim işlemlerine seçim kurulları ve partilerin usulüne göre belirledikleri temsilcileri dışında kişi ve kurumların sokulmasının birçok tehlikesi vardır; mamafih seçmen kütüğü konusunun bütünüyle ele alınıp yeni bir düzenleme yapılması zamanının geldiği kanısındayım.

YSK Başkanı’nın demecine gelelim: YSK başkanlarının gazetecilere konuşmasının yanlışlığı çok yazılmıştır. Yargı kurumları ve yargıçlar kendilerini ve işlemlerin haklılığını basına karşı savunmazlar, kararlarını yayımlarlar, o kararlar her yurttaş ve her kurum için uyulması ve uygulanması gereken metinlerdir, hele hiçbir mercie taşınamayacak kesin YSK kararları için başka türlüsü düşünülemez.

Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin ve kurulun karar dışında bir görüş açıklaması söz konusu olmamalıdır. Ancak kurulun işlemleri, kullandığı sistemler ve halk nezdinde oluşan sorular hakkında kamuoyuna bilgi verecek bir sözcüsü olmalıdır.

Ülkemizde ‘sözcü’ kurumu henüz oluşturulamamıştır. Bu yüzden hiç konuşmaması gereken insanlar konuşmakta; pek çok soru cevapsız bırakılmakta ve dedikoduya fırsat verilmektedir. Güncel konu orman yangınları örneğini yaşıyoruz; politika ile oluşan bilgi birbirine karıştırıldığı için, yangınlar hakkında sadece bakan konuşabilmekte, gelişmeleri ve sonuçları halk öğrenememektedir.

Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çıkarmışız, iyi kötü işliyor. Birden fazla kişinin aynı zamanda ihtiyaç duyduğu belli olan bilgiler için ayrı ayrı mı başvurulacak? İşte ‘sözcülük’ halkın toplu bilgi edinme hakkının karşılanması için gereklidir.

Sözcü bulunmadığından, özellikle YSK, HSYK, Anayasa Mahkemesi gibi kurumlarda, başkanları konuşmaya zorluyoruz; sakıncalar ortaya çıkıyor veya sakıncaları bilenler de zaten susuyor; sonuçta toplum doğru bilgiden uzak, dedikodularla yaşıyor.