YSK'nın kararı

Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) son kararıyla ilgili düşüncelerimi, kararın</br>Resmi Gazete'de yayımlanmasından sonra yazmayı düşünüyordum.

Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) son kararıyla ilgili düşüncelerimi, kararın
Resmi Gazete'de yayımlanmasından sonra yazmayı düşünüyordum. Ancak Başkan Tufan Algan konuşmaya devam ediyor, karar yayımı geciktikçe gecikiyor, ben de araya girip yanlış gördüğüm iki hususu belirtmek istedim:
Kararın gerekçesini bilmesek de, özü yazılı duyurudan anlaşılıyor; "YSK, Milletvekili Genel Seçimleri'ne bir kısım siyasi partilerimiz ve vatandaşlarımızın yapmış oldukları itirazı, oy çokluğu ile reddetmiştir."
Değineceğim konulardan ilki, YSK kararlarının duyuru biçimi ve yürürlüğe girişiyle ilgilidir:
298 sayılı Kanun'un 13'üncü maddesinde, YSK'nın kararlarıyla ilgili şu kural yazılıdır: "YSK'nın nihai kararları ile prensip kararları Resmi Gazete'de en kısa zamanda yayımlanır"
Hangi kararlar 'nihai'dir, hangi kararlar 'Prensip kararı'dır? Bu tartışılabilir, ancak DYP'nin itirazı üzerine verilen kararın, bir ilke karar olduğunda herhalde şüphe yoktur.
Bir karar varsa, Resmi Gazete'de hemen o gün, diyelim 'mükerrer' bastırılamadı, en geç ertesi gün yayımlanarak 'ilanı' gerekir. Oysa karar 4 Ekim'de verildi, dört gün geçti, yayımlanmadı.
Denilebilir ki, "Karar verdiler, ama karar yazılmadığı için Resmi Gazete'ye gönderilemedi, kamuoyunun merakını tatmin için de, kısa basın açıklamasıyla ilan edildi!"
Bu görüşün kabulü zordur, çünkü; yazılıp imzalanmamış bir metne 'karar' denemez; karar olmadan da, basına 'karar' diye açıklanamaz. Kararın son biçimini alması, eski deyimle 'tekemmül etmesi' için, oylanması yetmez, usulüne uygun biçimde ve belirli sayıda kopya yazılıp imzalanması gerekir; belirlenen yerde ve biçimde yayımlanınca da yürürlüğe girer.
YSK yazılı bildirileri -ve başkanının konuşmaları!- 'karar' değildir, kararlar itiraz edene tebliğ edilmeden ve Resmi Gazete'de yayımlanmadan, yürürlüğe girmezler.
Değineceğim ikinci husus, 'var olduğu' söylenen ve yayımlanmayan YSK
kararının özüyle ilgilidir.
YSK, 3 Kasım seçimlerinde Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 33'üncü maddesine göre 'Yüzde 10'luk barajı aşan siyasi parti isimlerinin' yanlış belirlendiğini iddia eden ve bu nedenle seçim sonuçlarının değiştirilmesini
veya seçimlerin 'iptalini' isteyen itirazları reddetmiştir.
Bu karar YSK'nın kendisini, 'seçimlerin bitiminden sonra da seçimlerin iptali isteklerini görüşmekle görevli' saydığını göstermektedir. İşte bu yanlıştır. Çünkü, bütün demokrasilerde olduğu gibi bizde de, parlamentonun yenilenmesine, sadece ve sadece TBMM karar verebilir.
Diğer taraftan, seçimlerin tümüyle iptalinin kanunlarımızda öngörülmediği de açıktır. Eğer kanun koyucu, seçimlerin bitiminden ve TBMM göreve başladıktan sonra, seçimlerin iptali kararının YSK'ca verilebilmesini kabul etmiş, ya da buna izin vermiş olsaydı, 'iptalden sonra' yeni seçimlerle oluşacak Meclis toplanıncaya kadar ne yapılacağını da düzenlerdi.
Son kararla, Anayasa'nın özüne aykırı olarak TBMM'nin, dışındaki bir organ
-YSK- tarafından feshi -iptali, dağıtılması- yolu açılmış; YSK'nın bu itirazı incelemesine iktidar da, muhalefet de karşı çıkmamış, tam tersine karar vermesini istemişlerdir.