Yükseköğretimin sorunu devletin yapısıdır!

Yapı, merkezin demir yumruğu içindeki sorumsuz sorumlulara yetki verilmiş gibi yapılarak kurulmuştur.

Başbakan Erdoğan Florence Nightingale Hastanesinin yeni bina açılış töreninde, “lisede özel sektör olarak bu yapılabiliyorsa üniversitelerde de özel sektör olarak üniversite kurulabilmelidir”, “özel sektör ticari amaçla bu işi yapabilmelidir” diyerek, yükseköğretim konusunda görüşünü cesaretle açıkladı.

Yükseköğretimde son on yılda hızlı bir gelişme yakalandı: Üniversite sayısı, 65’i vakıf üniversitesi olmak üzere 168’e vardı, bu yıl öğrenci sayısı 2 milyon 200 bini geçti. Liseden mezun olanların yükseköğretime geçiş oranı da zorlukların aşıldığını gösteriyor; on yıl önce nüfus bugünküne göre az olduğu halde, yükseköğretime devam edemeyenler milyonla sayılırdı; bu yıllarda yüz binlerle sayılabiliyor!

Sayısal artış, kurumun bütününde yakalanamamıştır; öğretim düzeyinde ve araştırmalarda gelişmiş ülkelerden, hatta gelişmekte olanlardan çok gerilerdeyiz.

Planlanacak bir diğer konu da, yükseköğrenim kurumları öğrenci sayısının ülkenin ihtiyacına uygun olmasıdır.

Örneğin, yıllardan beri eğitim fakültelerinden mezun yüz binlerce genç atama beklemektedir; öğretmen bekleyen dershane sayısı, eğitim fakültelerinden mezun sayısından çok azdır. Doktor ihtiyacını da Başbakan söyledi!

Nitelik sorunu, yeni işe giren birçok gencin, diplomasında yazılı mesleğin gerektirdiği temel bilgilerine sahip olup olmadığına bakıldığında hemen görülmektedir. Diplomasında yazılı meslekten çok uzak gencimiz az değildir!

Birçok yükseköğretim kurumunda verilen bilgi, işletme ve şantiyelerde maliyet yüksekliği sonucunu doğurmakta, can ve mal kayıplarına neden olmaktadır. Bu durum, gençlerimizin kendilerine güvenlerini azaltmakta, çalışma hayatını bozmaktadır. Halk yakında üniversitelere yeni görevler vermeyi düşünecektir!

Bütün bu saydıklarım, yükseköğretimde geleceğimizi sınırlayan, dış ticaretimizden insan ilişkilerimize kadar her şeyimizi etkileyen bir sorunla karşı karşıya bulunduğumuzu göstermektedir. Yükseköğretimde sorunumuz nedir?

Bakılan yere göre farklı tanımlar yapılabilirse de, yükseköğretimde sorunumuz; devlet yapımızdır.

Bu yapıyı düzenleyen mevzuatın sayısı sorunu tanımlayabilir: Her üniversitenin kendine özgü çok sayıda yönetmeliği dışında; bütün üniversitelerin uyması gereken, 18 Kanun ve KHK, 7 Bakanlar Kurulu Kararnamesi, 2 Tüzük ve 60 yönetmelik olmak üzere 87 belge yürürlüktedir. Çok sayıda kanun ve kararla, bu 87 mevzuat belgesi değiştirilmiştir.

Bu karmaşa içinde, Başbaka’nın söylediği kalite konusunda, gerçek sorumlu yönetim birimini ve kişileri bulmak çok zordur; bence zordan ötede olanaksızdır.

Yükseköğretimde yapı, devlettekinin devamıdır: Çok sayıda kuralla, sorumluluğu hem aşağıya doğru geçirip, hem de bütün teşkilatı merkezin demir yumruğu içine alarak, çelişkiler ve karmaşa içinde sorumsuz sorumlularla iş yapmaya çalışmak!

Her konuya uygulanabilecek reformun ilkesini, yükseköğretim için özetlemeye çalışayım:

Öğretim kurumları (devlet, vakıf veya özel) velilere ve öğrencilere karşı sorumludur.

Bir kişinin hangi meslekte bilgi sahibi olduğu ve derecesi, yükseköğretim kurumunun verdiği diplomayla belirlenmez, devletin yaptığı sınav belgesinden anlaşılır.

Devlet, bütün eğitim kurumlarında okuyan öğrencilere aynî ve nakdî yardım yapar. Yardımın ölçüsü öğrencinin başarısı ve eğitim koşuluyla belirlenir. Diğer davranış ve kurumsal düzenlemelerde; özel yasalar değil, genel yasaların genel maddeleri uygulanır.