Yumurtasız omlet

Başbakan, "AB'nin böyle bir siyasi kriteri, Kopenhag Kriterleri arasında yer almıyor. Biz, olmayan AB kriterlerinin bize dayatılmasını asla kabul etmeyiz. Bunları kabul edilebilir de bulmuyoruz" dedi.

Başbakan, "AB'nin böyle bir siyasi kriteri, Kopenhag Kriterleri arasında yer almıyor. Biz, olmayan AB kriterlerinin bize dayatılmasını asla kabul etmeyiz. Bunları kabul edilebilir de bulmuyoruz" dedi.
Arkadaşımız Hilal Köylü, AB'nin barajın düşmesini ya da kaldırılmasını isteyip istemediğini araştırmış, bir güzel de yazmış. (Radikal, 29 Haziran)
Bu haberde, barajın demokratik katılımın önünde engel olarak görüldüğünün, AB'nin birçok raporunda yazıldığı anlatılıyor. Bence AB'nin, üye olma koşulu olarak barajın kaldırılmasını beklediğini bilmek için, belge görmeye de gerek yoktur.
Zaten, demokratik bir ülkede yüzde 10 seçim barajının bulunması olası değildir. Başbakan'ın Kopenhag Kriterleri arasında baraj koşulunu araması da bana bir tuhaf geldi! Seçimlerde eşitlik, genellik, gizli oy, açık sayım temel ilkelerdir. Bunlarsız seçim yapılamaz, baraj eşitlik ilkesini temelden sarsan bir unsurdur. Seçimde eşitlik ilkesi omletteki yumurta gibidir; yumurtasız omlet yapılamayacağı gibi, eşitlik ilkesi zedelenmiş seçim de yapılamaz.
1982'den beri anlatılamayan budur: Yapılan işlemler, herkesin bildiği birkaç temel ilkenin varlığıyla 'seçim' olur. 2002'de olduğu gibi, seçmenin yüzde 46'sının oyunu alan partilerin hiçbir adayının içinde bulunmadığı Meclis'in toplumu temsil ettiği savunulamaz.
Bizde, 1961 ile 1980 arasında yapılan beş milletvekili seçiminde, her eğilimin temsilcisi milletvekili seçilebilmiştir.
1980 sonrasındaki seçimler yüzde 10 baraj nedeniyle 'sakat' seçimlerdir.
O 'seçimlerde' tutanak alanlar, Anayasa'ya göre yasama organını oluşturmuşlardır, ama o yasama organı halkı temsil etmemiştir.
Başbakan'ın istikrar dediği, eksik ilkeli seçimle oluşan Meclis'in o dönem süresince aynı hükümete oy vermesidir; gerçek istikrar bu değildir! İstikrarın ilk koşulu, Meclis'te bütün eğilimlerin temsilcilerinin bulunmasıdır; aksi durumda dayatma vardır, dayatma olan yerde istikrar aranmaz, var görünen de çok kolay bozulur.
Barajı sürdürmeyi düşünenlerin 'istikrar' gerekçeleri de gerçekçi değildir. 1995 ve 1999 seçimlerinde Meclis'e beş parti gönderen bu seçmen, aynı kanunla 2002 seçiminde sadece iki partiye Meclis'e girme izni vermiştir. Yani halk, 'istikrarsızlığı' ve 'istikrarı' aynı kanunla sağlamıştır.
Sayın Erdoğan ve barajı savunanlar, toplumda ortaya çıkmış bütün eğilimlerle uzlaşarak yönetmenin gereğine ve güzelliğine değer vermiyorlar. Günümüzde, her kurumda olduğu gibi siyasal hayatta da katılım ve uzlaşma zorunludur, oy hakkı olsun ya da olmasın, bütün ilgililer
arasında uzlaşım sağlanmadan o kurumu yönetmek olası değildir.
Baraj demek, uzlaşması gerekenlerin önemli bir kesimini dışarıda bırakıp kalanlarla karar almak demektir. Karar ve uzlaşma dışında bıraktıklarınızı, konuların dışına itemezsiniz, onlar da karar vermeye katılsınlar ya da katılmasında, kararın ilgilisi ve ortağıdırlar. İlgili ve ortaklar, karar alınan yere, yasal engeller koyarak alınmadığında gerçek istikrarsızlık yaratılır.
Çağdaş demokrasi, halkı bütün ilgililerin katılımıyla yönetme sistemidir. Yüzde 10 baraj olan yerde, katılım ve uzlaşı yoktur, o yerde demokrasinin bulunduğunu iddia etmek zordur. Özetle sayın Erdoğan, yumurtasız omlet yapmaya çalışmaktadır.