Zirvede uzlaşmazlık

Siyasal hak ve çıkarlar ne olursa olsun, hükümetle Köşk'ün ilişkileri, beklenmeyen sonuçlar yaratabilecek özelliktedir.

Başbakan, Cumhurbaşkanı'nın hükümeti 'engellediği' kanısında! Önce atama kararnameleri sonra bazı kanunların Meclis'e geri gönderilmesi öne sürüldü. Cumhurbaşkanı'nın yetkilerinden yakınılıyor, oysa sorumluluğun hükümette olduğu söyleniyor. Devlet hayatında siyasal organların yetkilerini, bu yetkilerin sakıncalarını anayasalardaki kurallar dengeler.
1961 Anayasası, tek parti iktidarının sakıncalarına karşı Cumhuriyet Senatosu'nu getirmişti; Meclis'in kabul ettiği kanunlar bir kez de senatoda görüşülüyordu. Doğrusu, senato beklenen sonucu vermedi.
Sorunların iki büyük parti liderinin -Demirel ve Ecevit'in- uzlaşmaz tutumları sonucu büyüdüğü kanısı, 1980 darbesinin nedenlerinden biri olarak gösterilmişti. Generaller, sokak çatışmalarından ve artan enflasyondan, AP ve CHP'nin liderlerini sorumlu tutmuşlardı. 1982 Anayasası'nda, siyasal çekişmenin sakıncaları cumhurbaşkanına verilen yetkilerle önlenmek, dengelenmek istenmiştir. 1983 sonrasında bütün başbakanlar, cumhurbaşkanlarının yetkilerini çalışmalarına engel olarak görmüştür.
Günümüzde ortaya çıkan uzlaşmazlık, son 20 yıldakilere pek benzemiyor: Başbakan, Cumhurbaşkanı'yla buluşmaktan kaçınıyor; haftalık görüşmeleri bahanelerle erteliyor, halka şikâyeti sıklaştırıyor, üslubunu giderek sertleştiriyor! Diğer taraftan geri göndermeler çoğaldı, 'Zirvede uzlaşıldı' haberleri yayımlandığında, bir vesile ya da sözcü bulunup
'Görüşlerim değişmedi' deniyor, sözcük seçiminde itina azaldı gibi... Özetle, Cumhurbaşkanı'yla Başbakan görevlerini baş başa görüşerek yapmıyorlar.
Bu durumun hayra alamet olmadığını sanıyorum. Tarafların haklı nedenleri bulunmasıyla, devletin zirvesinde oturanların ölçüyü kaçırmaya başlamaları başka şeylerdir. Sezer, Anayasa hükümlerinin verdiği görevleri ihmal edemeyeceğini, uzun devlet görevleri içinde oluşmuş inanç ve alışkanlıklarını belirli görev süresinde terk edemeyeceğini haklı olarak söyleyebilir.
Başbakan Erdoğan ise, kanunların iadesinin, kararnamelerin onaylanmamasının
zaman kaybettirdiğini düşünmekte haklı sayılabilir. Diğer taraftan Başbakan, Cumhurbaşkanı'yla 'sorunu bulunduğu' görüşünün yaygınlaşmasını, aklındaki Anayasa'yı değiştirme projesi için yararlı görüyor veya Cumhurbaşkanı'nı engel olarak göstermenin partisine güç kattığını sanıyor olabilir!
Siyasal haklar ve çıkarlar ne olursa olsun, hükümetle Cumhurbaşkanı'nın bugünkü ilişkileri, beklenmeyen sonuçlar yaratabilecek özelliktedir.
İlişkiyi sağlıklı duruma getirme sorumluluğunun hükümete ait olduğunu hemen söylemeliyim. Yazılı hukukun hükümleri, siyasal hayatımızın gelenekleri, örf ve âdetlerimiz yakınlaşma sağlama görevini iktidar partisi liderine vermektedir.
Uzlaşmazlığın giderilmesinin güçlükleri vardır: Tarafların dayandıkları nedenler kişisel değil, hukuki ve kurumsaldır. İki taraf da kendine güven içinde ve ısrarla yoluna devam etmektedir! Bu nedenle ilişkiler bugünkü yapısıyla sürmeyecek, ya artarak krize dönüşecek veya yumuşayıp sorun olmaktan çıkacaktır.
Uzlaşmazlık topluma yayılma istidadındadır. Çeşitli kesimler önce, anlaşmazlığın şu ya da bu tarafında yer alacak, zamanla bugünkü çekişme nedenleri dışında unsurlarla beslenerek ayrışma büyüyecektir. Bugün bir kanunun geç çıkması düzeyindeki sorunun, nerede nasıl krize dönüşeceği bilinemez.
Doğru yol ilişkilerin düzeltilmesidir.
İlişkilerin düzelmesi, taraflardan gayret ve fedakârlık istemektedir. Günlük olaylar içinde kendini haklı görenlerin, yaptıklarının tam tersi yönde çaba içine girmeleri zordur, ama gereklidir.