AKP'nin fethedemediği kale: Popüler kültür

Seçimde toplumun yüzde 50'sini yanında bulan AKP, ne dizilerde ne de popüler kültürün diğer ürünlerinde istediğini bulabiliyor. Ona oy veren kitle de dâhil toplumun büyük çoğunluğu ise bu ürünlerin seyrine keyifle bakmakta
AKP'nin fethedemediği kale: Popüler kültür

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “İki kez ceza verdik, dikkatle izliyoruz” dediği ’Behzat Ç.’, ahlâkî değerlerle aile yapısını, bir de polis teşkilatını küçük düşürücü olduğu gerekçesiyle kara listeye alınmış durumda. O, bir ilk değil. Daha nice dizi ve televizyon programı da benzeri tepkilere uğradı.
Fakat Arınç “Dikkatle izliyoruz” dese de onun ‘Behzat Ç.’ye özenlice göz attığına dair kuşkularım var benim. Dizi, önceki sezon ‘tesettür’ meselesine Kemalist-laisist kesimleri rahatsız edecek, dindar-muhafazakâr kesimlerde ise şükran uyandıracak bir duyarlılıkla yaklaşmıştı. ‘Harun’un (Fatih Arıtman) önce nişanlanıp sonra da evlenme sürecine girdiği ama son anda vaz geçtiği tesettürlü ‘Meliha’ (Derya Uçar) karakterinin nasıl sunulduğunu hatırlayın! Herkes onu çok sevmişti.
Doğrusu ‘Behzat Ç.’, dindar-muhafazakâr kesimi de hiçe saymayan, aksine toplumun kültürel panoramasını tüm çeşitliliğiyle hakkaniyetli biçimde yansıtan, asla ‘laikçilik’ oynamayan, ama ‘seküler’ bir dizi... O, bir ‘Ankara polisiyesi’ olmaktan öte tam bir ‘Türkiye realitesi’... Burada mahalle komşumuz bir emniyet mensubunun diziler arasında en çok ‘Behzat Ç.’yi sevdiğini söyleyip, “Çünkü bizi, halimizle, tavrımızla, dilimizle çok doğru yansıtıyor” dediğini de aktarmak isterim.
Ben asıl rahatsızlık nedeninin, yukarıda işaret ettiğim ‘seküler’ yaşam vurgusu olduğu kanaatindeyim. ‘Dindar’a baskıya karşı çıkarak özgürlükçü duruş sergileyen dizi, daha genel çerçevede dindarlığı hayatın her ânına ve alanına egemen kılmak yerine ‘seküler’, yani dindışı-dünyevi bir hayatı resmedip savunuyor.
Bununla bağlantılı bir başka rahatsızlık noktası da şu olabilir: İnanç özgürlüğünü de tesettür hakkını da ‘Allah’ına kadar’ savunmakla birlikte ‘Behzat Ç.’, salt liberallikten de öte ‘sol’ çizgide bir dizi. Buradan AKP’nin, onun yanısıra da muhafazakâr-milliyetçi mahfillerin ‘popüler kültür huzursuzluğu’na ilişkin daha genel bazı değerlendirmelere geçme imkânımız olabilir.
Toplumda rağbet gören dizilerin hemen hepsi, ‘liberal’, ‘seküler’ ve ‘sol’ niteliklerden en az birine, çoğu ikisine, bazısı da üçüne birden sahip. ‘Behzat Ç.’nin yanı sıra ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’, ‘Fatmagül’ün Suçu Ne’, ‘Suskunlar’, ‘Uçurum’ bu üç niteliğe de topluca sahip diziler arasında sayılabilir. Belki daha muhafazakâr içerikli denebilecek, mesela ‘Hayat Devam Ediyor’ gibilere bakın, orada da dinî taassuba hiç mi hiç varmayan ‘seküler’ bir hayat mesajı bulacaksınız. ‘Muhteşem Yüzyıl’, ‘Kurtlar Vadisi’, ‘Arka Sokaklar’ gibi kendi tarzlarında ‘fantastik’ olanlara bakın, liberallik-muhafazakârlık dozları değişebilir belki ama kesinlikle ‘seküler’ bir hayatın modellendiğini fark edeceksiniz. ‘Umutsuz Ev Kadınları’, ‘Kuzey Güney’ gibi kadın-erkek ilişkilerine odaklı dramlara bakın, öyle... ‘Yalan Dünya’, ‘Leyla ile Mecnun’, ‘Bir Erkek Bir Kadın’ gibi komedilere bakın, öyle...
Dizileri geçelim, ‘Survivor’ gibi realite-şovlara, ‘Kim Milyoner Olmak İster’ gibi yarışmalara, Okan Bayülgen’li, Beyazıt Öztürk’lü talk-şovlara, daha da öte müzik-magazin programlarına bakın, hepsinde hayatı ‘seküler’ tarzda yaşamayı öneren kurguları göreceksiniz.
Sonuç olarak, sandıkta toplumun yüzde 50’sini yanında bulan AKP, ne dizilerde ne de popüler kültürün diğer ürünlerinde istediğini bulabiliyor. Ona oy veren kitle de dâhil olmak üzere toplumun kahir ekseriyeti ise bu ürünlerin seyrine keyifle bakmakta. Bazı eğlence programlarında baldır-bacak ortada göbek atan sunucu/şarkıcı karşısında ona şen-şakrak eşlik eden tesettürlü kadınlar bile görüyoruz.
Askeri-vesayet rejimi karşısında bir dönem toplumun dinamiğini, yani değişme arzusunu temsil etmiş AKP, şimdi kendi hegemonyasının yerleşmiş olması sonucunda artık toplumun statiğini temsil ediyor. Burada ‘iktidar yorgunluğu’nun etkisiyle, başlangıçta öne çıkarılmış ‘liberallik’ten de çark edilip muhafazakârlıktan öte alabildiğine mutaassıplığa savrulmanın altı da çizilmeli (kürtaj-sezaryen çıkışı, bu minval üzere bir diğer örnek olarak hatırlatılabilir).
Bu ‘statik’ ve mutaassıp duruş nedeniyle de toplumun dinamiğini esas alan, yani değişme, çatışma ve sorunlar üzerine odaklaşan dizilerden hazzedilmiyor. Buna mukabil gelenek bekçiliği, iffet denetçiliği ve namus ahlâkçılığı yapan tematik önerilerin ötesine de geçilemiyor. Bu ‘idealize’ temalar da kaotik ve sorunlu toplumsal realiteyle (‘Behzat Ç.’ gibi) titreşime giremediği için hiç inandırıcı olmuyor.
O yüzden polisliği kötü tanıtıyor diye ne kadar kızarlarsa kızsınlar, ‘Behzat Amirim’, emniyet mensupları tarafından bile ilgi ve sempatiyle izlenmeye devam ediyor.
_____________________________
NOT: Geçen haftaki yazımda Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ve partneri Trierweiler’le ilgili vahim hatalara yorumlarıyla işaret edip düzelten okurlara içtenlikle teşekkür ederim. Tesellim, söz konusu düzeltmelerin, yazının başlığında da yansımasını bulan (‘Evliliğe de elveda!’) genel yorum çerçevesini değiştirmemiş olmasıdır.