Ataerkil trafikte tek çıkış: Kötü Yol

'Orhan Kemal'in romanından uyarlanan 'Kötü Yol', erkek iktidarı karşısında kadının kimsesizliği ve çaresizliği üzerine gerçekçi bir sorgulama girişimi.

Kanal D’nin yeni dizisi ‘Kötü Yol’la bir Orhan Kemal eseri daha görsel kültür evrenimize taşındı. Daha çok Orhan Kemal kaldırır dizi film endüstrimiz. Çünkü onun romanları sıradanlıktan uzak, akıcı diyalogları ve ‘şehir’le, dolayısıyla ‘folk’u da içermekle birlikte esasen ‘popüler kültür’le irtibatlı oluşları nedeniyle dizilere meftun insanımıza her daim hitap edecek zengin bir malzeme içermekte.
Orhan Kemal’in kente ilgisi kuşkusuz ‘burjuva kültür’e değil ‘yoksulluk kültürü’ne odaklıdır. O, bize değişen, endüstriyelleşen, kapitalistleşen Türkiye’de tarım işçilerinden fabrika işçilerine ve kenar mahallelerin işsiz-güçsüzlerine uzanacak şekilde yoksulluğu anlatır. Değişmeden yana toplumcu bir yazar olmakla birlikte değişmenin beraberinde gelen toplumsal-kültürel sorunları gerçekçi şekilde resmetmektedir.
Fakat Orhan Kemal’i esas ayırt etmek gereken nokta, kanımca eserlerindeki ataerkillik sorgulamasıdır. Henüz ne feminizmin, ne ‘kadın çalışmaları’nın, ne ‘eleştirel erkeklik incelemeleri’nin esamisi okunmayan yıllarda onun romanlarında ekonomik, toplumsal ve politik iktidar sorgulaması yanında, bazen bunları önceler mahiyette erkek iktidarının sorgulanma girişimi fark edilir. Bu, en çok kadınlık-erkeklik rollerini etkileyici bir mizahla tersine çevirdiği, ataerkil iktidar karşısında kadınlıktan yana ‘empati’ye çağrı yapan ‘Tersine Dünya’da barizdir.
Buna bağlı olarak kadın kahramanlar pek çok Orhan Kemal romanında öndedir. Kötüden iyiye derecelenen ama hepsi ataerkilliği icrada birörnekleşen erkekler de onları çevreler. Tıpkı dizisini izlemeye başladığımız ‘Kötü Yol’daki gibi...
Çamaşırcı Ayşe’nin (Nergis Çorakçı) kızı, ‘yoksulluğun kör memelerinde büyümüş’, ‘artist’ olma hayali kuran Nuran (Şükran Ovalı) hasta-hoyrat bir abi (Ferit Kaya), çapkın-‘hırt’ bir sevgili (İlker Aksum), kendisine göz koymuş zengin-kudretli bir ağa (Cengiz Sezici) ve ‘yeni hayat’ı temsil eden hırslı-bencil bir film yönetmeninden (Cansel Elçin) mürekkep erkek iktidar ordusuna karşı varolma mücadelesine atılır. İstikameti (hemen doğru şıkkı işaretleyeceksiniz!) ‘kötü yol’dur. Dizi, Orhan Kemal’den beslenerek, sözü dolandırmadan şu gerçeği yüzümüze çarpar: ‘Kötü yol’, bütün diğer yolların ataerkilliğe açıldığı yerde kadına kalan ‘tek çıkış’tır.
Yapım, romanla birebir aynı olmayıp uyarlama tabii ama Orhan Kemal’in ‘ruhu’na bağlı kalındığı söylenebilir. Onun toplumculuğuna, gerçekçiliğine, eleştirelliğine ve en önemlisi ‘erotik estetiği’ne ihanet edilmemiş. Değişen 1960’lar Türkiyesi’nde bir ‘taşrakent’ olan Adana’da yoksul, sefil, çaresiz insanlık halleri inandırıcı biçimde sunuldu ilk bölümde. Güçlü oyuncu kadrosu, ‘yoksulluğun seyri’ni genelde tercih etmeyen, ‘zenginlik serabı’ sunan dizilerle zihni uyuşmuş izleyiciyi dahi ekranda tutacak kıvam ve kapasitede. Cesaretli, ‘insaniyet’ derdi olan, ticari risk almış ve hayli emek verilmiş bir yapım... Ayakta kalması dileğiyle ayakta alkışlıyoruz.