Balkondaki 'beyaz'lık

Bilinçli şekillendirilmiş bir aile tablosundan öte daha 'sembolik' bir yanı olduğunu da düşünüyorum bu balkon görüntüsünün. Balkonda el ele tutuşup yükselen kollar, 'Beyaz Müslümanlar'ın kollarıdır.
Balkondaki 'beyaz'lık

Hafta içinde bu köşede ‘Balkon Konuşması’nın ‘içerik analizi’ne yönelen bir yazı kaleme aldım Sonrasında ‘balkondaki görüntü’yü yorumlamam da istendi ama biraz geç kaldık. Çünkü görüntü zaten günlerdir pek çok yönden ele alınıp işlendi, eskidi ve bayatladı. Yine de bu talebi karşılamaya çalışacağım.

Bilindiği gibi Başbakan, daha önceki balkon konuşmalarında kendisini halkın arasında dinlemiş aile efradını bu defa yanına aldı. Bunun nedeni belli. İlginç olan, Erdoğan’ın oğlu, kızları ve damadının malûm tapelerde ses ve isim olarak zikrini, seçim zaferi sonrası onların balkondaki zuhuruna neden saymada Başbakan’ın karşısında olanların da, yanında olanların da hemfikir olması.

Fark, yorumda beliriyor. Bir grup için bu, acımasız bir yıkım operasyonuyla içine ateş düşürülmeye çalışılan ‘Yuva’nın badireyi atlatmasının ferah gururundan kaynaklanan bir görüntü. Diğer grup içinse seçimden başarıyla çıkan Başbakan, kasetlerde sesi ve ismi geçtiği iddiası karşısında aile bireylerini aklanmış göstermeye çalışırken aslında farkında olmadan bir kaygıyı dışa vurmakta…

Ben ise böylesi bilinçli-istençli şekillendirilmiş bir aile tablosundan öte daha ‘sembolik’ bir yanı olduğunu da düşünüyorum bu balkon görüntüsünün… Türkiye’de dindar-muhafazakâr kesimin sosyal, politik, ekonomik bağlamda kat ettiği yolu ve geldiği noktayı işaret eden bir ‘hatıra fotoğrafı’ olarak da okunabilir bu!..

Lâfı dolandırmayalım: Balkonda el ele tutuşup yükselen kollar, ‘Beyaz Müslümanlar’ın kollarıdır.

Şu ara sandıklara düşen şaibe tartışmalarına bol keseden ‘Beyaz Türkler’in feryatları’ karşılığı verilirken nereden çıktı bir de bu ‘Beyaz Müslümanlar’ diyebilirsiniz. O halde itiraf edeyim: Dindar-muhafazakâr totaliteryanizm endişesi duyanlara yapıştırılan ‘Beyaz Türk’ etiketiyle, evet, bir çağrışımı var balkona dair bu izlenimin…

(Geçerken not edelim: Şimdi AKP karşıtı, seküler, liberal, sol, sosyalist hemen herkese atfen ağızlarda sakız edilen ‘Beyaz Türkler’ tabirini ciddi olarak ve ‘sınıfsal’ bağlamda ilk sorunsallaştıranlar da ekseriyetle sol-sosyalist entelektüeller olmuştur.)

Kentli-elit-batılı orta ve üst sınıfları tanımlayan ‘Beyaz Türk’ tabiri, bu kesimin kültürel uyuşmazlık içinde olduğu geniş kitlelere yönelik düşünsel ve ruhsal tepkilerine vurguyu özellikle içerir. 1990’ların başında kullanıma girdi. Tabii kent yoksullarının, ‘varoş’ kültürünün ‘Beyaz Türkler’ nezdinde karşılığı olan ‘Kara Kafalılar’ veya ‘Zenci Türkler’ tabirleri de buna koşut olarak hemen belirdi. Bu, Refah Partisi’nin (RP) yerel ve ulusal siyasette öne çıktığı (askeri vesayetin de sürdüğü) bir dönem olduğu için, muhafazakârlıkla ‘ikinci sınıf vatandaşlık’, dindarlıkla ‘zencilik’ arasındaki bağ, esas ‘bağlam’ olan yoksulluk geri plâna itilerek öne çıkartıldı. Yani dindar ve muhafazakâr olmayan yoksulların da ‘Beyaz Türkler’ nezdinde ‘zenci’ olduğu göz ardı edildi!..

Öte yandan gayet iyi biliyoruz ki Özal döneminden itibaren sessiz sedasız başlayıp süregelen dindar-muhafazakâr zenginleşme (burjuvalaşma), RP’den AKP’ye bugün gelinen noktada tam anlamıyla semeresini vermekte. Artık burada da bir sınıfsal ayrışma (tabakalaşma) var ama toplumun seküler kesimine yönelik hanidir süren ‘kültürel’ teyakkuz hali içinde bu çok sorunsallaştırılmıyor. Ve o yüzden ‘yekpâre’ bir seçim coşkusu içinde ‘Balkon’da teksif olmuş muazzam zenginlik, Müslüman gözlere batmıyor. Çünkü bu gözler, hâlihazırda ‘Beyaz Türkler’ diye yaftalanmış insanlara hınç dolu bakışlarla dikilmiş durumda.

Sokakta oylarının çalındığı, yakıldığı, yanlış sayıldığı gerekçesiyle eylem yapanlarda bir ‘Beyazlık’ olduğunu sanıp öfkelenenler, mutlaka bir gün ‘balkondaki Beyazlığı’ da fark edecektir.

Fakat şunu da belirtmek gerekir: ‘Beyaz Türkler’in kendi dışlarında kalan ‘aşağı-yoksul’ toplum kesimleriyle (bunlar ister dindar olsun isterse seküler) kültürel kod uyuşmazlığı azamiydi. ‘Beyaz Müslümanlar’ın ‘Müslüman yoksulluk’la arasında böylesi ‘bariz’ bir kültürel kod uyuşmazlığı yok. Aksine ortak alan, hem söylem hem pratik olarak çok geniş. Tüm o rüşvet-yolsuzluk iddialarına ‘taban’dan ses gelmemesi biraz da bu ‘kültürel kod’ uyarlılığıyla açıklanabilir.

Aynı şekilde, ‘Balkondakiler’le ‘Aşağıdakiler’i farklı bir yaşam tarzında ısrar edenlere yönelik ‘Beyaz Türkler’ ‘şeytanlaştırması’nda buluşturan totaliter dinamik de bundan diye düşünülebilir.