Başbakan, Acun ve Rıdvan'la ne konuştu?

Siyasi tansiyon hâlâ çok yüksekken Başbakan'ın, üstelik yine seçimlerle ilgili parti-içi uzun bir toplantının ardından iki 'popüler kültür ikonu' ile görüşmesi hakikaten aykırı bir renk olarak ortaya çıkmakta.

Seçim sonrası tartışmalar ve gerilim hâlâ devam ederken Başbakan Erdoğan’ın Acun Ilıcalı ve Rıdvan Dilmen’le bir görüşme araya sıkıştırması nasıl yorumlanmalı? Görüşmenin içeriğiyle ilgili şu ana kadar kamuoyuna yansımış herhangi bir bilgi yok. Ayrıca Başbakan mı Acun’la Rıdvan’ı davet etti konuşmak için, yoksa onlardan mı bir görüşme talebi oldu, bilmiyoruz.

Siyasi tansiyon hâlâ çok yüksekken Başbakan’ın, üstelik yine seçimlerle ilgili parti-içi uzun bir toplantının ardından iki ‘popüler kültür ikonu’ ile görüşmesi hakikaten aykırı bir renk olarak ortaya çıkmakta.

Acun ve Rıdvan, Türkiye’de popüler kültürün birbiriyle ilişki, etkileşim ve geçişliliği de olan iki ana mecrasının gözde isimleri. Şov ve futbol bu mecralar… ‘Şov’ deyince akla gelen ilk isim hiç tartışmasız Acun Ilıcalı. ‘Futbol’ deyince akla gelen ilk isim ise, Rıdvan değil tabii, ama Fenerbahçe. Rıdvan da Fenerbahçe’yle özdeş bir sembol isim. (Acun’un sıkı bir Fenerbahçeli oluşu da kaydedilmesi gereken bir diğer nokta.)

Bu ‘buluşma bulmacası’nı nasıl çözebiliriz? Acun’un yeni kanalı TV8’le ilgili hususlar olabilir mi? Bir ihtimal… Peki ya Rıdvan?.. Ben biraz ‘şeytanın gör dediği’ noktadan hareketle spekülasyona girişeceğim müsaadenizle!..

Seçime yaklaşılırken o çarpıcı görüntü unutulabilir mi?! AKP’nin 2 milyon kişinin katıldığı iddia edilen İstanbul mitingiyle çakışacak şekilde Ankara’da Fenerbahçe Anıt Kabir’e çıkıp Atatürk’e saygı gösterisinde bulundu. Üstelik sadece ‘Fener’lilerin değil diğer takım taraftarlarının da katılımıyla gerçekleşti bu. İstanbul’da AKP’nin gövde gösterisine Ankara’dan mütevazı bir mukabele olarak okumak mümkün bu girişimi…

Fenerbahçe’nin Gezi Parkı olaylarından itibaren iktidar-karşıtı politik enerjinin aktığı popüler bir mecra haline geldiğine kuşku yok. Ali İsmail Korkmaz’ın Fenerbahçe ‘mitos’una dönüştürüldüğü bir süreçteyiz. Bu süreçte Fenerbahçe’ye bugüne kadar ezeli rakip olmuş takımların taraftarları bile onun şampiyonluğunu ister oldu!..

Kılcal damarlarına kadar politikleşmiş Türkiye toplumunda bunların olması yadırganamaz. Kimsenin sporu politikaya alet ettiniz deme hakkı da pek yok. Dinin ayan-beyan politikaya alet edildiği ortamda futbolun da böyle olmasına ne denebilir?! Tabii popüler kültürün de!.. Gezi olayları sırasında çok üzerinde durduk. Popüler kültür, esas olarak ‘seküler’ bir zeminde neşvünema bulduğu için aşırı muhafazakârlık ve baskıcı dindarlıktan rahatsız olur. ‘Gezi’ olaylarının bir dinamiği de buydu kanımca. İktidarın nüfuz etmekte en çok zorlandığı alanın popüler kültür olduğunu da defalarca (‘Gezi’nin de öncesinden beri) vurgulamıştık.

Bu arada Başbakan’ın ‘Balkon Konuşması’nda “Biz hemen oturup neden yüzde 55’lere ulaşamadık diye araştırmaya başlayacağız” dediğini de hatırlayın. Dolayısıyla muhalif kesimler henüz seçimin şokunu üzerinden atamamışken ve hâlâ seçim krizinin artçı sarsıntıları devam ederken iktidar partisinin o deneyimli, oturmuş, olgunlaşmış kadrolarıyla yeni dönem için kolları çoktan sıvadığını düşünmek mümkün.

O yüzden belki de Başbakan’ın Acun ve Rıdvan’la görüşmesi, bu yeni dönem için Parti’nin önüne koyduğu hedeflerle bağlantılıdır. Futbol ve Fenerbahçe; popüler kültür ve Acun!.. Kendisini sevdikleri gayet iyi bilinen bu iki isimle Başbakan’ın görüşmesi, AKP’nin kitlesel anlamda daha da büyümesi yolunda bir stratejinin ilk etabı olamaz mı?

Bunlar lafügüzaf denilebilir. Ben yine de kesmeyip bu ‘strateji’nin ne olabileceği üzerine kalem oynatmayı sürdüreceğim! Kötümser seçenek belli: AKP’nin Fenerbahçe’yi ve popüler kültürü de zapturapta alması yolunda bir hamle olabilir bu. Fakat spekülasyonu biraz daha ‘iyimser’ bir kulvarda sürdürmeyi deneyelim!..

AKP, giderek büyüyen ölçekte salt ve totalleştirici bir dindar-muhafazakâr partiye dönüştüğü izlenimi bırakmakta. Türkiye’de ‘seküler’ (laik) kimlik ve yaşam biçimi kaygısı içindeki insanların bu nedenle ona karşı cephe oluşturduğu ortada. Seçim atmosferi hem bu algıyı daha da güçlendirdi, hem o cepheyi iyice pekiştirdi. Oradan bakıldığında AKP’nin bir dindar-totaliteryan rejime doğru bayrak açtığını düşünmek çok da mesnetsiz değil.

Ama AKP’nin dindar-muhafazakâr olmakla birlikte ‘anti-seküler’ bir parti olmadığına dair karşı-savlar da bol bol dillendiriliyor. Yine de inandırıcılık sorunu var. Dolayısıyla AKP’nin toplumda yarattığı bu ‘anti-seküler’ havayı dağıtma yolunda bir girişimin ilk adımı olarak bu buluşmanın gerçekleştirildiğini düşünsek… Ne dersiniz, olabilir mi?.. Yoksa gayet safça bir iyiye yorma (‘wishful thinking’) örneği mi sergiliyoruz?!