Başrolde 'botoks' var!

Gencecik kadın yıldızlarımızın yüzlerinde 'dipdiri' bir hareketsizlik var. 'Dolgun mu dolgun' bir durgunluk var. Ve 'pürüzsüz', son derece 'kırışıksız' bir ölgünlük var. Evet, dizilerimizde başrollerde hep botoks var!..
Başrolde 'botoks' var!

Ne kadar katılır ya da katılmazsınız bilemiyorum, ama ben bu sene dizilerimizde abartılı düzeyde estetik operasyonla ‘yenilenmiş’ çehreli kadın oyuncu sayısında fark edilir bir artma olduğu kanaatindeyim.

Bir botoks patlaması söz konusu…

Daha şaşırtıcı ve sarsıcı olan, böylesi bir operasyona ihtiyaç duyduğunu pek aklınızdan geçirmeyeceğiniz, botoksu hiç konduramayacağınız isimlerin bile bu şekilde karşınıza gelmesi…

Daha düne kadar gençlik, ondan önceki güne kadar da çocuk dizilerinde izlediğiniz kızlar, hafızanızda tümüyle tazeliğini koruyan o ‘damla tanesi’ gibi yüzlerinde donmuş bir ifade ile karşınızda şimdi…

Yine gülüyorlar, yine ağlıyorlar, yine öfkeliler, yine cilveliler… Ama bakıyoruz ki ne gözlerinin içi gülüyor ve ağlıyor, ne de yüz hatları o öfkeye de, cilveye de eşlik ediyor.

Gencecik kadın yıldızlarımızın yüzlerinde ‘dipdiri’ bir hareketsizlik var.

‘Dolgun mu dolgun’ bir durgunluk var.

Ve ‘pürüzsüz’, son derece ‘kırışıksız’ bir ölgünlük var.

Evet, dizilerimizde başrollerde hep botoks var!..

Yıllardır ne beyaz perdede, ne de ekranlarda bu kadar botoksa battığımızı hatırlıyorum. Tabii, başta dediğim gibi, temkinli olmaya da çalışıyor ve bu daha önce de böyleydi acaba ben mi fark etmedim diye soruyorum kendime… Ama yakın çevremdeki bazı güvenilir gözlemler de benim izlenimimi doğrular mahiyette.

Anlaşılan ‘botoks takviyesi’ artık olağan, ‘âdet’ten ve adeta bir ‘yeni normal’ olmuş durumda. Daha da keskin ifade etmek gerekirse estetik operasyon giderek ihtiyaç olmaktan çıktı, ‘norm’ haline geldi denilebilir.

Bugüne kadar hiçbir yazıda dizilerdeki oyuncularımızın doğal-fiziksel ‘estetik’lerini mevzubahis ettiğimi hatırlamıyorum; onların güzelliklerini hep performaslarında işaretlemeye dikkat ettim. Ama işte ‘yapay’ estetiklerini mevzubahis etmekten öte bir sorun olarak değerlendirme gereği duyuyorum.

Çünkü onlara yabancılaştığımı, hatta onları kaybettiğimi düşünüyorum!..

Sinemamızın ikonaları, Bircan Usallı Silan’ın güzel tabiriyle ‘Dört Yapraklı Yonca’sı Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın ve Türkan Şoray’ı 10’lu yaşlarının sonundan 40-50’li yaşlarına kadar izlerken onların nasıl güzel yaşlandıklarına da şahitlik ettik!..

Tabii ‘Yonca’mızın performanslarının doruk dönemlerinde ne tıp, ne teknik, ne de endüstri olarak bugünkü düzey söz konusuydu diye itiraz edilebilir. Belki öyle ama onların 2000’lerin başında, artık ‘nine’ olacak yaşlara geldiklerinde bile estetik operasyon yoluna çok da koşar adım girmediklerini yine Silan’dan öğreniyoruz (bkz. B. Usallı Silan, ‘Dört Yapraklı Yonca-Onların Sırrı Neydi?’, Epsilon, 2004).

Dolayısıyla Girik, Koçyiğit, Akın ve Şoray güzel güzel yaşlandılar. Fakat bugün film piyasamızda hiçbir kadın için böylesi ‘güzel yaşlanma’ imkânı kalmamış görünüyor.

Çünkü ‘yaşlanma’nın bir biyolojik doğallık olmaktan çıkarak ‘kültürel’ bir anormallik haline geldiği ve ona savaş açıldığı (‘anti-ageing’) ‘İmaj Çağı’ dünyasındayız. Böyle bir dünyada yaşıyor, üstelik sahne sanatlarıyla iştigal ediyorsanız ve hele ki kadınsanız yaşlanma ‘katsayınız’ çok daha yüksek olacak demektir. Öyle ki 20’li yaşların sonuna geldiğinizde ‘endüstriyel’ anlamda ‘yaş yetmiş-iş bitmiş’ muamelesi görebilirsiniz! Dahası, aşağıdan korkunç derecede arzulu, istekli, hırslı şekilde ‘körpecik’ gelen ve müthiş bir açlıkla gözlerini sizin bulunduğunuz yere dikmiş sayısız rakip de var.

Kitle kültürü malûm: Her şeyin ve herkesin hızla tüketildiği, çabucak eskidiği ve terk edilip unutulduğu bir işleyiş, onun belirleyici vasfı... Dizi âleminde bu, ziyadesiyle böyle… Üstelik korkunç yorucu çalışma temposu ve koşullarında kadın oyuncuların yıpranma payının, onlardan ‘estetik beklenti’nin yüksekliğiyle doğru orantılı olduğunu da kaydetmek gerekir.

Sonuç olarak ‘sektör’ün ne kadar pervasız işleyiş içinde olduğunun da göstergelerinden biri bu: ‘Plastik’ diriliğinde ve elmacık çıkıklıkları adeta ‘standart’, dişi yüzler…

Çok değil üç-dört-beş yıl öncesine kadar çocuksu hatlarıyla karşımızda olan bu güzel yüzlerin şimdi sanki yeterince büyümeden botokslanmış hali, sizi bilmem ama bende tam tersi bir etki yapıyor.

Onların gençleşmekten ziyade birdenbire yaşlandıkları zehabına kapılıyorum.

Kariyerlerinin sonuna yaklaştıkları endişesine kapılıyorum.

Dizilerinin tutması yolunda en büyük dezavantajın da bu botoks kitleleri olduğu düşüncesine kapılıyorum.