Başrolde 'Doğa' var!

'Bir 'doğa zararlısı' haline gelmiş insanı doğaya duyarlılığa çağıran 'Vadi', çevreciliğin herkesin önceliği olması gerektiğini duyumsatıyor

NTV’de geçen ay ekrana gelen, şimdi de izleyemeyenler için her pazartesi gecesi tekrarları yayımlanan ‘Vadi’, başrolde ‘Doğa’nın olduğu bir dizi! Ben böyle başrolünde doğanın olduğu unutulmaz bir film olarak ‘Narayama Türküsü’nü hatırlarım hep. Shohei Imamura’nın 1983’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye Ödülü kazanmış filmi, 19’uncu yüzyılda Japonya’nın kuzeyinde Narayama Dağı eteklerinde çapa tarımı ve avcı-toplayıcılıkla geçinen bir köyün hayatını anlatır. Bize çok acımasız gelecek bir eski gelenek, sıkı sıkıya uygulanmaktadır bu köyde: 70 yaşına gelen ihtiyarlar oğullarının sırtında dağın tepesine çıkarılarak orada ölüme terk edilir. ‘Modern’ zihnin ve kalplerin sindirmesi hayli zor bu kültürel pratiğin nedeni basittir. Çetin doğa koşullarında yaşam mücadelesi veren topluluğun, yaşlısını ‘taşıyacak’ durumu yoktur. Topluluğun bekası için yaşlıların hebası kaçınılmazdır. Ve hükmü veren de doğadır.
Evet, ‘Vadi’de de ‘Doğa’ başrolde ama bu defa ‘hâkim’ değil ‘mağdur’ olarak... Dizi, Narayama köyünün doğaya boyun eğmişliğinin sonucu olan kendi içine yönelik vahşi geleneğini mumla aratacak şekilde gözü kara bir ekonomik sistemin doğaya yönelik ‘uygar vahşet’ine dikkat çekmekte. Rize’nin Çayeli ilçesine bağlı Senoz Vadisi’nde devam eden ve yapılması planlanan HES’lerle dağları oyan taş ocaklarına karşı duyarlılık geliştirme yolunda yöre köylerinde yaşayan insanlar, kendi hayatlarını oynamaya davet edilmiş. Yok olan doğayla birlikte insanın da yok olacağını bilince vurmak için olsa gerek! İnsanların, tıpkı Narayama Türküsü’nde olduğu gibi doğa ile uyum içinde akıp giden gündelik yaşamları, bizzat kendileri tarafından ‘canlandırılıyor’. Üstelik orada olduğundan çok daha iç açıcı ve neşeli bir üslupla...
Doğa, insana ikincil değil birincildir! Verilen mesaj bu. Doğa yoksa insan da yoktur! Dikkat çekilen nokta bu. Ve 10 milyara yol alan nüfusuyla her yerine tahripkârca sirayet ederek adeta bir ‘kanser hücresi’ gibi doğa denen bu mucize organizmayı yiyip bitiren insan, aslında kendi sonunu hazırlamaktadır! Yapılan uyarı bu...
İnsanlık, Endüstri Devrimi’nden beri 250 yıldır devam eden doğaya yabancılaşıp onu alabildiğine tüketme noktasından sonra şimdi bu ‘yanlış bilinç’i aşma çabasında. ‘Çevrecilik’ bunun bir sonucu, ama hâlâ ‘devede kulak’ etkide... Çoğu insan ‘tınmıyor’; havayı, suyu, toprağı, denizi kirletmeyi, ormanı, dağı, vadiyi yok etmeyi sürdürüyor. ‘Vadi’, böylesi vurdumduymazlığa karşı yükseltilmeye çalışılan doğa duyarlılığına bizden ilginç, özgün ve ‘halka inebilen’ bir katkı. Çevreciliğin sadece tuzu kuru metropol elitinin bir lüksü olmayıp her katmandan insanın önceliği olması gerektiğini duyumsatıyor. İnsanlığın ‘doğayla uyum içindeki özgür birliği’ni hatırlama noktasına ve yeniden hayata geçirme arzusuna bizi taşıyor. Geleceğimizin, ‘geçmiş’ sayıp bilinçsizce ve acımasızca yok etmeye çalıştığımız bir hayatta saklı olduğunu işaret eden diziyi daha önce izleme fırsatı bulamadıysanız, kaçırmayın!..