Berkin'in 'Yalan Dünya'sı!

'Neşenin ölümü' yaşanırken ya da, 'Yalan Dünya'nın 'doğru pankart'ında belirtildiği üzere, çocuklar öldürülürken susulmaz. Ayıp!..
Berkin'in 'Yalan Dünya'sı!

Popüler kültür hayatın neşesine dayanır, oradan beslenir ve onun yeniden üretimine katkıda bulunur.


Bu tabii ki sorunsuz bir pratik değildir. Popüler kültürün kurulu düzenin devamıyla, konformizmle, ‘rıza üretimi’yle ilişkisi de rahatlıkla kurulabilir.

Fakat sonuçta popüler kültür, modern, şehirli, endüstriyel toplumsallığın gündelik hayat kültürü ve böyle bir toplumsallık içinde (isteseniz de istemeseniz de) yaşıyorsanız ondan kaçış yok. Dolayısıyla onun üzerine gitmek, onun içinde iyi, doğru, güzel şeyler yapmaya çalışmak da bir seçenek. Ve hep belirttiğimiz gibi, popüler kültür de kendi içinde ve kendi halince bir politik mücadele alanı…


Popüler kültüre yaşanan anın içinde ideolojik, entelektüel, akademik eleştiri ve karşı çıkışlarda bulunmak mümkün. Ama bir de yaşanan anın dışından, ‘taassubî’ tepki ve reddiyelere uğramakta o.

Hayatın dünyevileşmesine (‘sekülerleşme’sine) karşı olanlar, popüler kültüre de karşı oluyor ve onu baskı altında tutmaya çalışıyorlar. Çünkü popüler kültür, mazbut olmaktan çok ele-avuca sığmaz, uçuk-kaçık mizacı gereği ancak seküler bir iklimde neşvünema buluyor, o iklimin havasını soluyarak boy verip gelişiyor. Karşılık olarak da o seküler iklimi besliyor, güçlendiriyor. Dolayısıyla burada tam mânâsıyla ‘simbiyotik’ bir ilişki olduğu söylenebilir.

O yüzden Gezi olaylarında gördük ki dindarlığı taassubî bir motivasyonla hayata hâkim kılma yolunda kaygı verici adımları aşikârlaşan iktidar karşısında toplumun seküler kesimlerinin isyan ve direnişine popüler kültür bünyesinden büyük katkı geldi. O dönemde iktidar tarafından kara listeye alınan, tehdit edilen, hatta cezalandırılan nice dizi, dizi yönetmeni, senarist, oyuncu, ayrıca da televizyoncu, şovmen, yarışma sunucusu oldu, hatırlayın!..

Gezi olayları boyunca yaşanan resmî zulme, devletten topluma kıyıcı muameleye, yaşanan haksızlık ve acılara popüler kültürün pratisyenleri kayıtsız kalmadı. Durum şimdi de aynen öyle. Çünkü 15 yaşını doldurmamış bir çocuğun güle-oynaya, hoplaya-zıplaya sokağa çıkıp ekmek almaya giderken kafasında patlayan gaz kapsülüyle komaya girip şimdi öldüğü an, esasen popüler kültürün de bittiği andır. Çünkü böyle bir anda hayatın neşesi söner. Böyle bir anda mizah, yas keser.

Ve buna bağlı olarak ‘Yalan Dünya’ da hayatın bu çıplak ve çirkin gerçeğine ‘yankı’ olmaktan öte yapacak bir şey bulamaz! Dizi oyuncularının da adeta “Ölüm ölüm hezen ölüm” dizesini okurcasına yan yana dizilmekten başka bir şey gelmez elinden!..


Dün haber portallarına düşen görüntü buydu. ‘Yalan Dünya’ ekibi, tvitırda dünya sıralamasında bir numaraya çıkan #BerkinElvanÖlümsüzdür etiketine de vurguda bulunan bir pankartın arkasında toplanmıştı. Ama asıl, son derece anlamlı ve çarpıcı şu ifade yer almaktaydı pankartta:  


“Çocuklar uyurken susulur, öldürülürken değil!..”

‘Yalan Dünya’nın bu çıkışını, Adana’dan ‘Dila Hanım’ dizisinin setinden gelen görüntü ve haber takip etti. Orada da oyuncu kadrosuyla birlikte tüm ekibin “Berkin Elvan ölümsüzdür” pankartını açtığını öğrendik. Onları da bu anlamlı ve onurlu tavırlarından dolayı takdirle selâmlıyoruz!..

Fakat bunun gerisinin de gelmesi gerekir! Diğer yapımların da bir şekilde bu ölümü ‘görmesi’ lâzım!.. Çünkü diziler, popüler kültürün kalbidir. Popüler kültür, tekrar edelim, neşeye endekslidir. Ve çocuk, neşedir.

‘Neşenin ölümü’ yaşanırken ya da, ‘Yalan Dünya’nın ‘doğru pankart’ında belirtildiği üzere, çocuklar öldürülürken susulmaz. Ayıp!..