'Beyaz Türk-Kara Türk' sentezi: 'Küçük Ağa'

Çok az dizi hem total, hem de AB grubu izlenme oranında zirvede yer alabiliyor. 'Küçük Ağa' bunlardan biri. Hem şehirli/Batılı/burjuva kültürel örüntünün parçası olan modern-seküler kesimlere hitap ediyor; hem de kırsal/Doğulu/feodal kültürel örüntüyle irtibatlı gelenekçi-muhafazakâr kesimlere ulaşıyor.
'Beyaz Türk-Kara Türk' sentezi: 'Küçük Ağa'

Biraz geç ve uzatmalı tatilimiz nedeniyle televizyonların yeni yayın dönemi açılışlarının hummalı ve heyecanlı günlerine uzak kaldık. Epeyce program, özellikle de dizi birikmiş görünüyor. Ama ben de doğrusu iyi enerji depoladım! Tatilden döner dönmez de ‘pıtır pıtır’ yayına girmiş dizilere şöyle bir ‘sörf’ yapınca müthiş bir yazma iştahı açıldı zihnimde...

Bunların hepsi iyi ve diliyoruz ki ‘pıtır pıtır’ ekrana gelen diziler ‘sapır sapır’ dökülerek gitmezler! Onları pey der pey, elimizden geldiğince değerlendirmeye çalışacağız. Tabii yeni sezonlarıyla yola devam eden kıdemli dizilerimizi de ihmal etmeyeceğiz. Hatta gelin bu tatil sonrası ilk yazıyı onlardan birine, Kanal D’nin Salı günlerine hâkim dizisi ‘Küçük Ağa’ya ayıralım!..

Geçen sezon ortasına doğru ekrana sürülmüş dizi üzerine bir başlangıç değerlendirmesi kaleme almıştık. Sonrasında elden geldiğince onun gidişatını izlemeye devam ettim. Önceki gün de yeni sezonda ne var ne yok diye, bir ilgi tazelemesi yapmak üzere ekran karşısına oturdum. Tabii önceki yıl yazdıklarımı ‘mihenge vurma’ yolunda da bir imkân oldu bu ve o ilk izlenimlerimin (aynen Şair’in dediği gibi) “çoğu katıksız çıktı çok şükür”!.. (Okumak için tıklayınız!)

“Teşbihte hata olmaz” deyişinin ardına ve affınıza da sığınarak çok fazla kullanmayı tercih etmediğim bir (‘kaba’) mecaz çifti ile şekillenen şu iddiayı paylaşmama izin verin: ‘Küçük Ağa’, ‘Beyaz Türkler’le ‘Kara Türkler’i yayvan bir gülümsemede buluşturarak kendini izletme yetkinliği sergilediği için büyük ilgiye mazhar olduğu söylenebilecek bir yapım…

Çok az dizi hem total, hem de AB grubu izlenme oranında zirvede yer alabiliyor. ‘Küçük Ağa’ bunlardan biri ve işte hem şehirli/Batılı/burjuva kültürel örüntünün parçası olan modern-seküler kesimlere hitap ediyor; hem de kırsal/Doğulu/feodal (aşiretsel) kültürel örüntüyle (halen ya da köken olarak) irtibatlı gelenekçi-muhafazakâr kesimlere ulaşıyor.

Bu zor ‘orkestrasyon’ en çok bir ‘Ahir Zaman Yumurcağı’ olarak temayüz ettiği söylenebilecek Emir Berke Zincidi (Küçük Ağa/Memo Can) tarafından, onun ‘virtüöz’lüğü eşliğinde gerçekleşiyor.

Diziye ‘mukaddime’ mahiyetindeki yazımızda da belirtildiği üzere, ‘Küçük Ağa’ Cumhuriyet sinemamızın unutulmaz motifi ‘Yumurcak’ın (İlker İnanoğlu) post-modernizasyonundan istim alan bir yapımdı. Zaten işin içinde İlker’in babası ve o sinema filmlerinin de ‘mimarı’ olan Türker İnanoğlu’nun olması, bu düşünceyi güçlendiriyor.

Her iki ürün arasında tarihsel bağlamın yanı sıra tekno-ekonomik ve sosyo-kültürel değişme temelinde söz konusu farklılıkları, önceki yazımızda işaret etmiştik. Dizi film endüstrimizin en verimli (1’e 10 vermekte denilebilecek!) membaı olan ‘gelenek-modernlik’ gerilimine dayanan ve bu gerilimi gevşetmeye endeksli kurgusal akış, burada da esas… Buna hem kültürel bilinçaltımızda yer etmiş o Yeşilçam komedi-melodram tarzından esintiler, hem de bu tarz bünyesinde bir dönem 7’den 70’e herkesi etkilemiş ‘Yumurcak’ motifi, Türker İnanoğlu tecrübesi ve meziyetiyle birleşerek eklenince ortaya kalıcı bir yapım çıkmış görünüyor.

Fakat asıl bu yazının başındaki iddiamıza dönecek olursak, hem ‘Beyaz Türklük’, hem de ‘Kara Türklük’ hallerinin olumsuz ve karikatürize temsillerinden en nitelikli temsillerine kadar açılan geniş bir yelpazede, çok çeşitli yan tema zenginliği de arz ederek dizi, her kategoride izleyiciye ‘kanca atmayı’ başarıyor.

Mesela afacan ‘ağa’mız ‘Memo Can’ın ana tarafından kibirli-kendini beğenmiş ve ‘monden’ bir modernlikle malûl kılınmış büyükanne ve büyükbabası olduğu gibi, baba tarafından da geleneksel-feodal örüntünün temsilini başat şekilde, ancak modernliğe gözdağı vermeksizin sürdüren bir ‘Ağa’ büyükbabası ve büyükannesi var.

Memo Can’ın ebeveyni olan çift ise kendi ana-babalarının ‘alternatif’ temsilleri olarak biçimlendirilerek böylece ‘kültürel denklem’ kurulmuş oluyor. ‘Monden’likten arınık bir ‘Beyaz-yakalı-Türk’ anne rolünde Birce Akalay, dizinin başarısının ardındaki en temel etken olan oyuncu kapasitesine büyük katkı yapanlardan biri… ‘Feodal’ altyapısı kafası attığında sökün eden (ettirilen) bir ‘Beyazlaşmış Kara Türk (Kürt?)’ baba rolünde Sarp Levendoğlu da sanırım bu coğrafyada tahayyülü hayli yaygın bir erkek figürünü, daha doğrusu ‘konfigürasyon’unu temsil ediyor.

Zeki Alasya’nın da ‘Böyük Ağa’ olarak gücüne güç kattığı dizi, ana temaya hem sürekli, hem de bölüm bazında eklemlenen diğer oyuncularla zengin bir yan tema çeşitliliği içinde her hafta yeni ve taze olaylarla sıkıcı/bıktırıcı olmaktan uzak kalabiliyor. Söz gelimi son bölümde ‘çocuk gelin’ vakası mizaha vurularak, yumuşak şekilde olumsuzlamaya gidildi. ‘Küçük Ağa’mızla ‘testisini kırdığı’ Urfalı hanenin küçük ‘gelinlik’ kızı arasındaki diyalog çok ilginçti! Geleneksel, pastoral ve folklorik ‘tül’ün altından ne ‘facebook’lar, ‘instagram’lar sökün etti, görmeliydiniz!..

Tabii bu tema çerçevesinde de karşımıza çıktığı üzere zaman zaman bir kamu spotunu andırır tarzda (veya adeta ‘Baba Beni Okula Gönder’ kampanya tanıtımı gibi) ‘öğreten/öğütleyen’ oynanarak ‘modernist-misyonerlik’ yahut ‘yerli oryantalizm’ pratiği sergilendiği de olmuyor değil… Kendi adıma bunları lezzetsiz buluyorum ama izleyici üzerinde hiç etkisi yok diye de iddia edemiyorum. Nüanslı anlatılara kapalı, düz ve doğrudan mesajlara açık bir seyirci profili, reyting düzenlemesiyle öne çıkmış durumda. Bu bakımdan belki genel izleyici itibarıyla bunlar çok da sırıtmıyordur, kim bilir?..

Yer yer inceden ve tatlı bir erotizmle bezeli olmasının da dizinin seyir cazibesini artıran bir başka etken olduğu düşünülebilir. Tabii burada da sorun, kurguda çocuk ve çocukluğun hayli merkezi bir yerde durması… Mesela, yine son bölümde ‘Küçük Ağa’mızın sadece kendinden birkaç yaş büyük bir ‘çocuk gelin’le işi pişirme arzusunun da ötesinde tam bir ‘bomba’ gibi karşısına çıkan ‘bakıcı kadın’a yönelik ‘çapkınlık’ (tabii bir anlamda örtük cinsellik de) kokan mizahi ‘tepkime’leri, çocuklarda erken cinsel ilgi oluşumundan rahatsız yaşlı politikacılarımızı da, çocuk istismarı konusunda hassas uzmanları da alarma geçirebilir.

Bunları yapım ekibi düşünsün! Biz de ‘Küçük Ağa’ya yeni sezonda kolay gelsin diyerek bitirelim!..