Bilmekle inanmak sarmalında insan 'kozmos'u

Carl Sagan, inanmaktan çok bilmek istedi. Sonuçta da bu öncelik doğrultusunda insanlığa büyük katkılarda bulundu. Ama önceliği inanma isteği olanlarla da diyaloğu ve dostluğu reddetmedi.
Bilmekle inanmak sarmalında insan 'kozmos'u

COSMOS: Kişisel Bir Yolculuk belgeseli evren hakkındaki bilimsel bilgileri popüler bir dille sunuyor.

1996 yılında kaybettiğimiz büyük bilim insanı, astrofizikçi ve astrobiyolog Carl Sagan’ı ben ‘Kozmos’ adlı meşhur belgeselinden değil, o belgeselin kitabından tanıdım. 1980’de yayınlanan efsane belgeseli o yıllarda izleme olanağımız mı olmadı, şimdi tam hatırlamıyorum ama Türkçeye çevrilmiş kitap, antropoloji eğitimimi sürdürürken başucumdaydı.

Sagan’ın 13 bölümlük o belgeseli (‘COSMOS: Kişisel Bir Yolculuk’), evrenin ve yaşamın gizemini çözme yolunda emekle biriktirilmiş bilimsel bilgileri herkese hitap eden ‘popüler’ bir anlatımla sunma yetkinliğiyle ayırt edilir. Kitap (‘KOZMOS: Evrenin ve Yaşamın Sırları’) da öyle; bilimin sadece uzmanlar, araştırıcılar, akademisyenler için değil herkes için ve de eğlenceli bir etkinlik olduğunu düşündürür, duyumsatır.

Bu çığır açıcı belgeselin ilk yayınlanışından 35 yıl sonra, aradan geçen onca yılda astronomi (gökbilim) alanında oluşmuş yeni bilgi birikimi de eklenerek bir devam-belgeseli yapıldı. ‘Fox International Channels’ ve ‘National Geographic Channels International’ tarafından yayınlanan bu yeni belgesel ‘COSMOS: Bir Uzay Serüveni’ adıyla Mart başında dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ekrana gelmeye başladı ve önceki gibi 13 bölümde tamamlandı. Ancak halen ‘National Geographic Channel’da her pazartesi tekraren gösterimde.

Belgesel ilk yayına girdiğinde bir takdim yazısı kaleme almayı çok istemiştim ama sağlık sorunlarım el vermedi. Sonrasında da değinme fırsatı bulamadım ne yazık ki. Kusurumu giderme yolunda çok anlamlı bir ‘bahane’, haber olarak dün önüme geldi: ‘COSMOS: Bir Uzay Serüveni’, ‘selef’ini aratmayan bir başarıya imza atarak tüm dünyada şu ana kadar 135 milyon kişi tarafından izlenerek National Geographic Channel’ın bugüne kadar ekrana gelen dizi-belgeselleri arasında ‘en çok izlenen’ olmuş.

Dünyaca ünlü astrofizikçi Neil deGrasse Tyson’un anlatımı ile (bizde Haluk Bilginer seslendirdi) ekrana gelen belgesel, evrenin en uzak köşelerindeki yeni dünyaları keşfetmek, kökenimizi milyonlarca kilometre uzaktaki yıldızlarda aramak ve evreni en geniş çerçevede tanımak isteyenlere ‘destansı’ bir bilimsel yolculuk daveti… Yapım, 35 yıl öncesinden çok daha donanımlı teknolojik imkânlar eşliğinde, ama aynen 35 yıl önceki belgeselde olduğu gibi, sadece bilinenleri popüler bir anlatımla bildirmekle kalmıyor, bilinmeyenleri bilme arzusuna yönelik kışkırtıcı bir etkide de bulunuyor. ‘Bilim’in insanın bilinmeyeni tüketme arzusu olduğunu düşündürerek!..

‘Yeni-Kozmos’un yaratıcısı da bilinen ve çok anlamlı bir isim: Sagan’ın eşi, ona 20 yıllık hayat arkadaşlığı, ondan da öte fikir yoldaşlığı yapmış Ann Druyan, belgeselin hem yapımcılığını, hem yazarlığını üstlenmenin yanı sıra yönetmen koltuğunda da oturuyor. (O, 35 yıl önceki ilk Kozmos’un da yazarlarından biridir.)

Sagan’ı ilkin kitabından tanıdım dedim ama onunla ilgili en unutamadığım ve hâlâ her fırsatta paylaştığım bir anekdot maalesef ölümüne tarihlenir ve Druyan’ın da bu anekdotta yeri vardır.

Vefatının ardından bir dergide çıkan yazıda Sagan’ın bilim-din ilişkisi, ikiliği, ikilemi üzerine düşünceleriyle birlikte eşi Ann’le yapılmış bir görüşme de yer almaktaydı. Orada Sagan’ın ateist (dinsiz) olsa da ‘anti-teist’ (din düşmanı) olmadığı, onun sıklıkla ama son derece de medeni tartışmalara girdiği dinî şahsiyetlere vurgu yapılarak belirtilmekteydi. Sagan, böyle biri ile uzun yıllar periyodik olarak kararlıca tartışmayı sürdürmüş ve iş öyle bir noktaya varmış ki ikisinin arasında gayet ‘insanî’ bir muhabbet oluşmuş. Öyle ki ümitsiz bir hastalığın pençesinde ölüm döşeğinde bitkin yatarken bu din adamı onun için başucunda büyük bir içtenlikle dua ettiğinde Sagan, yüzünde hüzünlü ama aynı zamanda da sevgi dolu bir gülümseme eşliğinde hiç itiraz etmemiş dostuna!..

İnançlı din adamı ile inançsız bilim adamının böylesi aykırı ve zıt pozisyonlarına rağmen sevgide buluşması!.. Bu muhteşem örnek olayla da bağlantılı olarak Sagan’ın ömrünün son deminde inancın çekim gücüne girip girmediği sorusu merak konusu olmuş. Ve öldükten sonra eşine onun hiç inanma noktasına gelip gelmediği sorulmuş. Druyan’ın bu soruya verdiği cevap müthiş: “Carl, inanmak istemedi. O hep ama hep bilmek istedi.”

Demek ki mesele inanmakla bilmek arasında kalmışlıkta değil. Mesele, neyi daha çok istediğinize ilişkin bir öncelik meselesi… Carl Sagan, inanmaktan çok bilmek istedi. Sonuçta da bu öncelik doğrultusunda insanlığa büyük katkılarda bulundu. Ama önceliği inanma isteği olanlarla da diyaloğu ve dostluğu reddetmedi. Dünyanın, doğası itibarıyla en karmaşık varlığı olan insanın ‘kaos’unu ‘kozmos’a çevirme yolunda dinin de bilimin de farklı/aykırı oryantasyonlarına rağmen el ele yol almayı sürdürmeleri gerektiğini akla getirircesine!..

İnanç insanlarının içten duasını hak etmiş ölçüde değerli bir bilimci olan Carl Sagan’ı hem yad etme, hem de çabasını anlama yolunda National Geographic Channel’ın belgeselini (eğer daha önce izlemediyseniz) kaçırmayın!..