Bir 'Asmalı Konak' Fatiha'sı: 'Kaderimin Yazıldığı Gün'

Kaderimin Yazıldığı Gün, Özcan Deniz dolayımıyla 'Seymen Ağa remiksi' gibi görünen bir karakter eşliğinde bizi Kapadokya'da bıraktığımız yerden alarak Antakya'ya götürüyor.

Özcan Deniz başrollü yeni dizi ‘Kaderimin Yazıldığı Gün’ (KYG), klişeye oynamanın en garanti iş olduğunu düşünme yolunda ideal bir güncel örnek…

Klişeleri itici bulup reddetmek kolay… Onları internet ortamında, en son bu dizi üzerine de yapıldığı gibi, yoğun biçimde ve hayli ağır (hakaret dolu) bir üslûpla yerden yere vurmak da…

Ne var ki Atilla Dorsay’ın sinemaya dair uzun yıllar önce kaydetmiş olduğu “geniş seyirci yığınlarını çekecek belli kalıpların, klişelerin oluşturulması gerekliliği”, dizi seyri (endüstrisi) açısından da göz ardı edilemeyecek bir nokta olarak ortada…

Çünkü, sinema eleştirmenliğinin bu kıymetli duayeni tarafından yukarıda aktarılanlara müteakiben vurgulandığı üzere: “Hızla dönen bir sanayi çarkının, her filmi yeni ve özgün bir araştırma alanı haline getirecek zamanı yoktur. En çok ilgi çeken ‘trük’ler, konular, durumlar bulunmalı, klişeler, kalıplar haline getirilip kataloglarda saklanmalı, üretilmeli, çoğaltılmalı”dır (A. Dorsay, ‘Mitos ve Kuşku’, Görsel yayınlar, 1977).

STAR’da ekrana gelen KYG’de yeni, farklı, özgün denilebilecek hiçbir şey yok. Tema, yan tema, kurgu, sahne, diyalog, oyunculuk, müzik, çekim; hemen her açıdan dizi sektörümüzün en alışıldık ve ‘aşındırıldık’ klişesi karşımızda. Bu yazıya has olarak bunu isterseniz ‘postmodern feodalizm fantezisi’ diye tanımlayalım.

Yani ağalık, yani kır, yani soy-sop, yani toprak, yani konak, yani töre, yani asalet… Ve bu birbiriyle bağlaşık motifler setini, bir diğer ‘set’le kültürel alışverişe sokma ameliyesi… Ağalıkla işadamlığının, konakla şirketin, aşiret adabıyla burjuva duyarlılıkların, ‘Doğu’ ile ‘Batı’nın, taşra (bu en son örnekte Antakya) ile İstanbul’un uyuşumuna çağrı yapan ‘uymacı’ (konformist) bir mahiyet ve muhteva…

Özcan Deniz’i dizi film tarihimizde unutulmazlaştırdığı, ‘sektör’ün kalıp/klişe ihtiyacı açısından da ‘tohumlayıcı’ (seminal) bir yapıt olduğu söylenebilecek ‘Asmalı Konak’tan bu yana saymakla bitmez örnekleriyle karşımızda olan bir klişe bu… Tabii bunun her ‘türev’i başarıyı garanti etmiyor; pek çoklarının sapır sapır döküldüğü veya saman alevi gibi parlayıp söndüğü tespit edilebilir. Fakat her halükârda yeni ve özgün bir denemeye kıyasla risk faktörünün daha düşük olduğu, çünkü seyirci açısından en azından bildiği sularda yüzmeye bir davet denilebilecek çalışmalar bunlar…

Bu çerçevede ele alınabilecek KYG, Özcan Deniz dolayımıyla ‘Seymen Ağa remiksi’ gibi görünen bir karakter eşliğinde bizi Kapadokya’da bıraktığımız yerden alarak Antakya’ya götürüyor.

Antakyalı soylu bir ailenin küçük ama abisine bakarak güç ve dirayet sahibi oğlu Kahraman Yörükhan (Özcan Deniz) dizimizin başkarakteri… (Adeta ‘Seymen Ağa’nın namını aşma yolunda hayli yaratıcı eforla ortaya çıkmış bir isim gibi: hem ‘Kahraman’, hem ‘Yörük’, hem ‘Han’!)

Babası yaşlandığı için, bir kifayetsiz muhteris olan abisi Yakup (Hakan Meriçliler) ekarte edilerek ailenin reisi yapılan Kahraman Bey’in karısı Defne (Begüm Kütük Yaşaroğlu), onun yüzünden geçirdiği bir kaza sonucu, çocuk yapamamaktadır. Kahraman, karısının ısrarı ve tabii buna eşlik eden annesinin zoru karşısında ‘taşıyıcı annelik’ seçeneğine onay vermek durumunda kalır.

Sonrası, tahmin edilebilecek bir ‘toz-duman’dır: Taşıyıcı anne (ki aslında bebeğin gerçek annesi olduğu ilerde mutlaka gün yüzüne çıkacaktır!) Elif’le (Hatice Şendil) karısı Defne, daha sosyo-kültürel karşılıklarıyla biri ‘pastoral’, diğeri ‘burjuva’ iki kadın arasında aşk-tutku trafiğine yakalanan bir ‘patriark’… Onun, Elif’e âşık yeğeni (ablasının oğlu) Kerem (Gürbey İleri) ile ‘aşk papazı’ olması… Ötede de Elif’e kara sevdalı ve evveliyatta babasına başlık parası nev’inden bir ödemede bulunarak kancayı takmış bir belâlı, Maksut (Serdar Özer).

Coğrafyamızın ‘erkek-egemen’ dünyasında bilinçlice bir kültürel pratik (kumalık) olarak karşımıza çıkan, ama genel bir ‘bilinçaltı’ arzu şeklinde örtük mevcudiyetinden de söz edilebilecek ‘polijini’ye (çok-karılılık) sempatik titreşimler içeren kurmaca, eril fantezileri bolca kamçılayan bir giriş yaptı. Bu girişin gözle görülür bir reyting başarısı yakalamasında ‘Seymen Ağa’ faktörünü işaret edenleri duymazdan gelmemek lâzım!..

Tabii madalyonun öbür yüzü de var. Asmalı Konak’ın yayınlandığı dönemdeki yaklaşık 30 reytingine bakıldığında ortada onun beşte biri civarında bir oran var. Eski reytingler nerede var ki burada olsun denilebilir. Doğru da işte aynı nedenle sonucun ‘Asmalı Konak’ gibi şekillenmesi de çok zor. Seyirci ‘Asmalı Konak’ havalı başka pek çok ürüne vermediği primi, Özcan Deniz ‘girdi’sinden dolayı bu ‘otantik taklid’e verdi, evet… Ama bakalım bu ne kadar devam edecek ve dizi ne ölçüde soluklu olacak?..