Bir eli öpülesi hırsız hikâyesi daha: 'Kalp Hırsızı'

'Kalp Hırsızı'nın en büyük dezavantajı, 'Ulan İstanbul'un yakaladığı yükseliş ivmesi ve onun gölgesinde kalma ihtimali... Birçok motif 'Kalp Hırsızı'nı seyirci nezdinde taklit bir iş olarak algılanma riski ile karşı karşıya bırakabilir.
Bir eli öpülesi hırsız hikâyesi daha: 'Kalp Hırsızı'

Hırsızlık güzellemesi yapan diziler arasına ‘Ulan İstanbul’dan sonra ‘Kalp Hırsızı’ da eklendi. Hırsızlığa rağbet yükseliyor yani!.. Fantastik spekülasyonlarda bulunulabilir bu durum karşısında. Mesela devir, hırsızlıkların taltif ve takdir gördüğü bir devir de ondan denilebilir! Bu şekilde hırsızın ‘yavuz’ olanından ‘kibar’ olanına kadar açılan yelpazede, genelde ‘uykuya yatmış’ görünen toplumsal hafızayı tetikleyerek seyre yönelim sağlama hedefleniyor diye de eklenebilir.

Belki de (daha önce ‘Ulan İstanbul’u değerlendirirken değindiğimiz gibi) eli kesilesi hırsızla eli öpülesi hırsız arasındaki farkı kristalleştirme yolunda bir efor sergilenmektedir. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını çalanla tüyü bitmemiş yetim hakkı için çalan hırsızı aynı kefeye koyan yasallık karşısında bunlar arasına bir vicdanî/ahlâki çizgi çekme girişimidir bu…

Tekraren belirtelim ki bunlar bizim fantastik spekülasyonlarımız. Fakat fantastik ve spekülatif olan her şey gibi, bir toplumsal gerçeklik bazına dayanmaktalar. Düşüncelerimiz kadar rüyalarımız, hayallerimiz, fantezilerimiz ve spekülasyonlarımız da yaşadığımız hayatın içinden çıkar.

Kanal D’de ilgiyle izlemeye devam ettiğimiz ‘Ulan İstanbul’ gibi ATV’de pazar günü, yeni sezona siftah mahiyetinde ekrana gelen ‘Kalp Hırsızı’ da asırlardır masal ve efsanelerden roman ve sinemaya kadar yaygın bir kurgusal motif olan ‘iyi hırsız’ klişesine dayanıyor. İlk akla gelenleri ‘Ali Baba ve 40 Haramiler’, ‘Robin Hood’, ‘Köroğlu’, ‘Arsen Lüpen’, ‘Cingöz Recai’ ve ‘Oceans’ serisi olan, edebiyat ve performans sanatlarında karşımıza çıkmış, hırsızlığa ilişkin sayısız tematik çeşitleme sıralanabilir. Birol Güven yapımı ‘Kalp Hırsızı’ da bu kervana katılıyor.

Hareket noktası, böbrek hastası olan kız kardeşinin son derece pahalı tedavi giderlerini karşılamak olan kibar hırsızımız Tekin (Kenan Ece), sevimli çete arkadaşlarıyla birlikte müzayedelerde korkunç rakamlara satılan antika ve sanat eserlerini alanların peşine düşüp onları soymaktadır. Tekin’in yolu, bir antika ve sanat tarihi uzmanı olup böylesi müzayedelere müşterileri adına katılan Defne (Mine Tugay) ile kesişir. Yurtdışında eğitim görürken âşık olup evlendiği adamın, onun hamileliğini öğrenmesiyle kaçıp gitmesi sonucu oğlu Bora’yı (Berk Pamir) tek başına büyüten Defne, oğluna babasının onu bırakıp gittiğini söyleyememiş, uzaklarda çalıştığı ve bir gün döneceği yalanına sığınmıştır. Bu beklentiyle büyüyen ama zamanla sabrı taşan Bora protesto babında annesi dâhil hiç kimseyle konuşmamaya başlar. Çareyi Bora’nın karşısına bir sahte baba çıkarmada bulan Defne’nin de evdeki hesabı çarşıya uymaz ve babalık figürü gece evi soymaya gelen Tekin’e tekabül eder.

Böyle açılan dizide önümüzdeki haftalarda Tekin’in bir babalık rolünü hırsızlık işine eklemlemesine, buradan da Defne ile aşk ilişkisinin filizlenmesine yol alacağımız anlaşılıyor. Esas itibarıyla ‘babalık’ pozisyonu üzerinden aile bağlarının ehemmiyetine, evlilik kurumunun hassasiyetine ve aile parçalanmışlığının teessüratına vurguda bulunan bir hikâye bu…

‘Kalp Hırsızı’nın en büyük dezavantajı, ‘Ulan İstanbul’un yakaladığı yükseliş ivmesi ve onun gölgesinde kalma ihtimali… Birçok motif (iyi kalpli bir hırsızla iyi kalpli çetesi; o hırsıza âşık biri ve onun polis akrabası; hırsızlık yapmayı meşrulaştıran adaletsizlikler, haklı gerekçeler, vd.) ‘Kalp Hırsızı’nı seyirci nezdinde taklit bir iş olarak algılanma riski ile karşı karşıya bırakabilir. Bunu aşmak için ‘öncü’ sayılanla araya mesafe koyma ve ‘başkalaşım’ arayışlarına gitme yolunda kafa yorulması gerekiyor.

Bir başka zorlayıcı olabilecek nokta da oyuncu kapasitesi açısından kendini gösterebilir. Özellikle yardımcı roller kategorisinde ‘Ulan İstanbul’da karşımıza çıkan iddialılığın aksine mütevazı bir kadro ile yol alındığı izlenimi oluştu bende. Ancak başrollere söylenecek söz yok. ‘Behzat Ç.’de tamamlayıcı mahiyetteki ama ışık dolu oyunculuğundan bu yana artık hayli olgun bir aşamaya gelmiş Mine Tugay, göz kamaştırıcı performansıyla dizinin lokomotifi durumunda. Kenan Ece de yumuşacık bir ‘kibar hırsız’ karakteri için yapılabilecek en doğru seçim olarak rolün hakkını veriyor.

‘Kibar hırsız’ demişken ‘Kibar Hırsız Türküsü’ üzerinden Can Yücel’in aziz hatırasına bir selâm çakmadan da geçmeyelim!.. Hem böylece yazı başında yaptığımız bir parça sosyal-politik girizgâha geri dönerek ‘çevrim’i tamamlamış da oluruz. O halde buyrun, Can Baba ve ‘Kibar Hırsızın Türküsü’:

“Anamın ipiyle indim gökdelen damınızdan

Kelebek gibi girdim kelebek camınızdan

Taksinize mülkünüze dairenize…

Heceleyerek üzerinde ayak ve el uçlarımın

Belledim seyyarenizi ve kelimelerinizi…

Gözlerinize baktım, mukaddes ciltlerinize, büfelerinize

Vesairenize…”