Bir muhafazakâr 'sosyalist': 'Tatar Ramazan'

'Tatar Ramazan', toplumcu-gerçekçi bir damardan beslenen, ılımlı-konformist enerjiyle üretilmiş bir yapım.
Bir muhafazakâr 'sosyalist': 'Tatar Ramazan'

Türk edebiyatının gölgede kalmış isimlerinden Kerim Korcan’ın, kendisinin aksine ölümsüzleşmiş kahramanı ‘Tatar Ramazan’, sinemada Kadir İnanır’la kültleştikten sonra şimdi dizi olarak ATV’de karşımızda. Özenli çekilmiş, oyuncu kadrosu görkemli dizinin ilk bölümünü ‘tarifsiz bir efkâr’la izledim. 

Buna en büyük sebep, oyuncu kadrosunun ‘Kayıp Şehir’i yankılaması. Yönetmen Cevdet Mercan, malûm, ‘Kayıp Şehir’de de işin başındaydı. Ama reji ve senaryoya gelen ‘ekonomi-politik’ müdahalelerle diziyi terk etti. Mercan’ın yeni dizi çalışmasında ‘Kayıp Şehir’ kadrosundan pek çok isme sahip çıkıp rol açtığı da yansımıştı basına. 

O yüzden ‘Kayıp Şehir’e ilişkin ‘acı hatıra’mızı canlandıran bir yanı oldu ‘Tatar Ramazan’ın… Ama ‘yankı’, bundan ibaret değil. Şöyle ki ‘Tatar Ramazan’, toplumcu-gerçekçi damardan beslenip hayli radikal ve protest bir enerjiyle sunulan ‘Kayıp Şehir’in yerinde, onunla aynı ‘damar’dan beslenen, ancak bu defa gayet ılımlı ve konformist enerjiyle üretilmiş bir yeni ‘kreasyon’ gibi… Tabir ne ölçüde hitap eder bilmiyorum ama bu, ‘muhafazakâr sosyalist’ mahiyette bir çalışma demek istiyorum. 

Neden böyle? Bir, kanal farkı denebilir; ATV, muhafazakârlığı belirgin bir kuruluş. İki, artık ‘Kayıp Şehir’ tarzı ürünler vermenin imkânı, yukarıda da kaydettiğimiz üzere mevcut ‘ekonomi-politik’ iklimde kalmadı. Fakat, üç, hiç olmazsa ‘ruhu kurtaracak’ işler yapma azmi hâlâ var. Yani, o miadı dolmuş pembe-dizi tarzı ‘melodramatik’ veya ‘Hababam’ kalıplı komedi işlere gerilemek yerine, yine de ‘suya-sabuna’ dokunalım, ama ‘fincancı katırları’nı da ürkütmeden, diye düşünülmüş olabilir. 

Kerim Korcan, hapishane gerçeğini roman ve hikâyede işleme yolunda Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Orhan Kemal gibi sosyalist yazarlarla aynı şeritte yer alır (bkz. S. Akpınar, ‘Kerim 
Korcan’ın Hikâye ve Romanlarında Hapishane’, AÜDTCF Türkoloji Dergisi, c. 17, n. 2, 2010). Bu ‘sosyalist’ pozisyon ve performans, yukarıda kaydettiğim nedenlerle diziye ‘flu’ yansımakta. Evet, hak-hukuk sunma sorumluluğundaki yetkililerin, aksine haksız ve hukuksuz uygulamaları karşısında mazlumların hem ahını hem isyanını yansıtan bir içerik karşımızda belirdi. (Bu bakımdan bir diğer ATV dizisi ‘Karadayı’ ile aynı paralelde yol alındığı da geçerken belirtilmeli.) Fakat benim dikkatimi esas bu içerik bünyesinde belirginleştirilen dinsel motif ve simgeler çekti. Dizinin ‘sosyalist’ dinamiği, sanki bir ‘manevi’ koruma altına alınmış gibi! Bu, en uç noktasına hapishanedeki isyan sahnesinde vardı. Mahkûmları ayaklandıran Ramazan’ın (Bülent İnal) nasıl ‘insanlığın toplu kurtuluşu’nu savunan biri olduğunu şu sözlerle öğrendik: “Merhametsiz olan kaderdir. Kadere karşı göğüs gerersek kurtuluruz demiş Ramazan… Paylaşırsak büyürüz, büyürsek bizi kimse ezemez demiş.” 

Bunun hemen ardından da Ramazan’ı koğuşları ateşe vermiş, müdür odasının camını-çerçevesini indiren mahkûmların önünde sol eli havada gördük. Kamera, adeta bu isyan enerjisinin kaynağını işaret edercesine onun parmağındaki yüzüğün üzerine işlenmiş Arapça ‘Allah’ yazısına zum yaptı! Sahne, hakkı savunmanın yolunun ancak ‘Hakk’tan geçtiğini anlatır gibiydi!.. 

Bir dönemin ‘İslâm sosyalizmi’ tartışmalarını da akla getirebilecek bir görüntü değil mi?! Bakalım dindar-muhafazakâr, fakat bir o kadar da liberal-kapitalist siyasi otorite buna ne diyecek?..