Bir rüya için ağıt: 'Ben de Özledim'

'Rüya', 'Leyla ile Mecnun'du. 'Ben de Özledim' ise o rüyanın bitişine, yok edilişine, ölüşüne bir ağıt!.. İzlediğimiz, 'sürreel'den 'reel'e beklenmedik bir 'iniş' halinin hüznü ve sıkıntısıydı.
Bir rüya için ağıt: 'Ben de Özledim'

(Spoiler-uyarı: 'Ben de Özledim-1. Bölüm'ü seyretmemiş olanlar okumasın!)

'Leyla ile Mecnun’ (L&M) sadece ‘absürt komedi’ diye ayırt etmekle yetinilebilecek bir yapım değildi. Onu esas farklı ve değerli kılan nokta, dizi film tarihimizde belirgin şekilde ‘sürrealizm’ örnekleri verirken yaygın ilgi ve beğeni de toplayabilmiş ilk ürün olmasıdır.

‘L&M’ sürrealist estetiğe sahip ‘popüler’ bir çalışmaydı. 20’nci yüzyılda resimden, fotoğraf, sinema, tiyatro, şiire kadar uzanan geniş bir etki alanına sahip olmuş sürrealizm akımının en seçkin ve çarpıcı tezahürleri Salvador Dali’nin resimlerinde karşımıza çıkar. Ben ‘L&M’i izlerken de ekranda beliren görüntüler karşısında zaman zaman “Ruhu şad olsun” diyerek Dali’nin eşsiz şaheserlerinden bazılarını hatırlardım! Mesela ‘Napolyon’un hamile kadına dönüştürülmüş burnu, gölgesini özgün yıkıntıların arasında hüzünle dolaştırıyor’u (1945); ya da ‘İçinden bir kaşık çıkan soldaki pencerenin gerisinde Velázquez can çekişiyor’u (1982)…

Sürrealizm, rüyalara ve bilinçaltı olaylara biçim verme çabası. Zihnin meçhul alanına yapılan sanatsal bir yolculuk. Hiç kuşkusuz Freud’den beslenir. Akımın öncülerinden André Breton’un ifadesiyle, görünürde birbirine taban tabana zıt iki durumu, dram ile gerçekliği bir tür mutlak gerçeklikte, ‘sürreel’de uzlaştırma çabasıdır. Düşünce ile imgenin (hayalin), bilinçli zihnin bilebildiğinin çok ötesinde geçen yorumlayıcı bir coşkuda buluşmasıdır (M.A. Teixidor, ‘Salvador Dali: Bir Retrospektif’, İstanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali içinde, 2008, s. 5-23).

‘L&M’ yukarıdaki tariflerle uyarlı bir arayışın bu coğrafyadan çıkan, alabildiğine yerli ve özgün bir örneğiydi. Başarılı bir ‘alaturka sürrealizm’ denemesi de denilebilir.

Yapımcısından senarist, yönetmen ve oyuncusuna kadar ‘L&M’ ekibinin yeni buluşma zemini ‘Ben de Özledim’ dizisini değerlendiren bir yazının neredeyse yarısını sezon başında yayından kaldırılmış önceki diziye ayırmak kimseyi şaşırtmasın! Çünkü STAR’da önceki gece başlayan ‘Ben de Özledim’, ‘L&M’den ‘çıkış yapan’ bir dizi. Ve ilk bölüm, tamamen bu ‘travmatik çıkış’ üzerine bir ‘gerçek-kurmaca karışımı’ olarak şekillendi.

Ama bu, ‘L&M’in devamı bir dizi mi, hayır. Peki, ondan kopuşla türetilmiş (‘spin-off’) bir dizi mi, yine hayır. Bu, ilk bölüm çerçevesi itibarıyla ‘L&M’ için ‘ağıt’ denilebilecek mahiyette bir dizi. İzlediğimiz, adeta bir rüyadan uyanış, diğer bir deyişle ‘sürreel’den ‘reel’e beklenmedik ve istenmedik bir ‘iniş’ halinin hüznü, sıkıntısı ve ‘atalet’iydi. (Bir yeni dizi için cesaretli ve ortalama seyirci açısından riskleri göze alan bir başlangıç denilebilir.)

‘Rüya’, ‘Leyla ile Mecnun’du. ‘Ben de Özledim’ ise (aslında yukarıdaki ifademi de düzeltmek gerekirse) ‘rüyadan uyanış’ demenin dahi kifayetsiz kalacağı şekilde, o rüyanın bitişine, yok edilişine, ölüşüne bir ağıt!.. İlk bölümün tam bir ‘patlama’ denilebilecek final sahnesinde barizleşti bu en çok. Eğer ‘L&M’ normal seyrinde akmaya devam etseydi finalinin nasıl olacağına dair senaristinin (kendisini ‘oynayan’ Burak Aksak) söyledikleri, dizinin içindeki ‘oyuncular’ kadar, onu izleyen bizler için de dayanılmazdı. ‘Spoiler’ yaftası yemek pahasına, ama ‘sürrealizm’ iddiamızı da güçlendirmek adına aktaracağım:

“Abi şimdi bizim Mecnun var ya; ilkokulda bir kaza geçiriyo ve yatağa bağlı kalıyo. Konuşamıyo bile çocuk ve sadece bakıyo yatağında… Bizim şimdiye kadar izlediğimiz her şey aslında Mecnun’un kafasından geçen şeyler. Babası buna yemek yediriyo mesela, orda bi tuzluk var, o tuzluğu Erdal’a benzetiyo. Erdal da kim biliyo musun? Babası, ‘Erdal siparişleri getirdi yine’ diyo; yani Bakkal! Onu [tuzluğu] Erdal’a benzetiyo. Ama Erdal’ı hiç görmemiş. Mesela Yavuz [Hırsız] aslında, gece böyle camdan içeri giren ağaç dalları var ya, onun gölgesi olur böyle; o gölge Yavuz ve hep camdan geliyo… Ondan sonra, doktor gelip ona iğne vuruyo; onun yaptığı aşı var ya, o aşı Ak Sakallı Dede, şırınga da onun âsâsı… İsmail de balık! Böyle, japon balığı… Kocaman gözleri var. Kavanozda duruyo böyle. Karşıda bi yerde. Mecnun sürekli buna bakıyo, ‘İsmail Abi’ diyo içinden; o da ona sanki ‘Hoop’ diyomuş gibi geliyo. Az Sakallı Dede, kedi! Götürüyolar, geri geliyo, her yerden çıkıyo. Beyaz tekir; her şeyi yiyo.”

Böyle sevimli, komik ve naif bir sürrealizmi vardı ‘L&M’in… Tıpkı Dali’nin ‘Sürrealist Düzeyde Ortaya Çıkan Obje’ adlı yazısındaki şu görüşleri ete-kemiğe bürür mahiyette:

“Nesne, arzunun kararlı biçimini alır ve düşüncemizi etkiler (rüya hali nesneleri); Nesne hareket ettirilebilir; öyle ki üzerinde etki yapılabilir; Nesne onunla birleşmemizi sağlamaya eğilimlidir ve bizi kendisiyle bir birlik oluşturma peşinde koşmaya iter” (aynı yayın, s. 13).