Biz bu 'güzel adam'lara nasıl yetişeceğiz?

Zihin ve ruh güzelliği mevzubahis olduğunda neden hayatımızın içinde de hayal perdelerimizde de hep erkekler ön plânda diye soruyor Hüsna Çetinkaya...
Biz bu 'güzel adam'lara  nasıl yetişeceğiz?

Turnusol Kâğıdı’nı okurlarımdan gelen mektuplarla zenginleştirmeye karar verdiğimden beri bir bereket oluştu ki değmeyin keyfime gitsin!.. Bu haftanın mektubu da mühendislik eğitimi almış olup sosyoloji yüksek lisansı yapan Hüsna Çetinkaya’dan… Hüsna, benim ‘Yedi Güzel Adam’ üzerine ilk yazımın ardından diziye yönelmiş ve izlediklerinden hareketle ‘toplumsal cinsiyet’ bağlamında kayda değer çıkarsamalara varmış. ‘Fiziksel’ olanın ötesine geçilip zihin ve ruh güzelliği mevzubahis olduğunda neden hayatımızın içinde de hayal perdelerimizde de hep erkekler ön plânda çıkıyor karşımıza diye biraz da ‘isyan’la soruyor Hüsna… Ama ‘müeddep bir isyan’la ve adı gibi güzel güzel!.. Okuyalım:

“Muhafazakâr bir ailede büyümüş, ancak liseden itibaren muhafazakârlığa tepki niteliğinde kitaplar okumuş, filmler izlemiş, arkadaşlar edinmiş ve muhafazakârlıktan gitgide uzaklaşmış biriyim. Mühendislikten sonra sosyolojide yüksek lisans yapmaya başlayınca, yani son 2 yıldır sizin yazılarınızı fark ettim, takip etmeye başladım.

Sizin iktidar projesi bağlamındaki yazınızdan sonra, ‘Yedi Güzel Adam’ın ilk bölümünü izledim. Muhafazakâr bir diziyi solcu bir bilim insanının incelemesi ilgimi çekmişti. Dizide beni rahatsız eden bir nokta vardı. Çevremde kimse muhafazakar bir diziyi izlemediği için (köklerinden kopmuş bir ‘Doksanlar’ çocuğu var karşınızda!) fikir alışverişinde bulunacak kimse bulamadım. Şiir seven, şiirin sağı solu olmaz diyen arkadaşlar bile TRT’de yayınlanan bir diziye önyargılı baktıkları için izlemediler. Bir yönden haklılar da…

Dizide kadınlara verilen rol rahatsız etti beni. Erkekler o kadar ‘güzel’ insanlardı ki kadınlar yanlarında hep eksik kalıyordu. Elbette amaç zaten bu ‘Yedi Adam’ın güzelliğini anlatmak fakat benim izlenimim şu yönde: Güzel (efendi, iyi huylu, sanatkar, dürüst, ahlaklı, hoşgörülü, saygılı vs., yani ‘güzel’le neyi tanımlamak isterseniz öyle) adamlar, sağcı da olsa, solcu da olsa o kadar güzel konumlandırılıyorlar ki edebiyatta, filmlerde kadınlar hep ‘iyi anne, şımarık kız kardeş, anaç-idealist öğretmen, sadık eş’ olarak güzel olabiliyor ancak… Erkeklerden daha yetenekli, daha iyi, daha erdemli olmaları mümkün değil sanki… Ve sanki erkekler hep bir numara ve onların bir numara olmasına yardımcı olan birkaç kadın var arkalarında. Ama kadınların ön safta, ‘protokol’ün en ön sırasında oturmaları imkânsız gibi!.. Kadınlar giyimleriyle, İstanbul Türkçesiyle şekillenmiş konuşmalarıyla, hanımefendilikleriyle güzel olabilirler sanki sadece…

İlk bölümden bu sonuçlara varmam muhtemelen hataydı, devamını izleyemedim dizinin ama izleyeceğim. Aslında derdim diziyle de değil. Söylemek istediğim şu: Bu bahsettiğim ‘protokol’ sırasının yansımasını toplumda da görüyorum. Muhafazakar ya da cemaatçi akrabalarımda da, solcu arkadaşlarımda da, entelektüel birikime sahip insanlarda da kadınlar çiftlerde hep ikinci planda kalıyorlar. Bilginin verdiği erdemle sözü ‘erkekleri’ne bırakmaları gerekiyor gibi. Dizlerini bitiştirip otururlarsa, kadınsı ve geleneklere uygun kıyafetler giyerlerse hanımefendi olurlar ama bu ‘Yedi Güzel Adam’ seviyesine yetişmek için ya da Nazım Hikmet seviyesine yetişmek için daha çoook uğraşmaları gerekiyormuş gibi bir mesaj alıyorum toplumdan… Kalkıp da bu güzel adamlarla yarışmaya başlarsanız, kötü, evde kalmış, hırslı kadın olursunuz, fakat ‘güzel kadın’ olamazsınız.

Kısacası dizi süresince sinirlendim, sebebini hâlâ tam olarak çözemiyorum bu sinirliliğin… Muhafazakârlığa değil, entelektüel erkeklerin hâkimiyetine sinirliyim sanırım. Okumaya, yazmaya, ‘iyi insan’ manasında ‘güzel’ olmaya çalışan bir kadın olarak, bu ‘güzel adamlar’a nasıl yetişeceğiz diye sorarken buldum kendimi, kendime…”