'Boyun kıtırtısı'nın önlenemez yükselişi: 'Sungurlar'

'Sungurlar'ın kurgusuna, dil kullanımına, diyaloglarına ve monologlarına, özellikle de insanın kendi kendisiyle zihinden konuşmalarının bile 'sesli' verilmesine bakıldığında en usturuplu deyişle 'çocuksu' bir izlerkitle ortalamasına 'oynadığı' söylenebilir.
'Boyun kıtırtısı'nın önlenemez yükselişi: 'Sungurlar'

Hiçbir dizide bu kadar çok boyun kırma sahnesi izlediğimi hatırlamıyorum. Neredeyse her sekansa bir ‘kıtırtı’ düşmekte! Sıklık karşısında bir ara saymaya yeltendim ama dizinin nefes kesici temposundan da kendimi alamayarak yenik düştüm, kıtırtıları kaydedemez oldum.

STV’nin ‘Şefkat Tepe’ (ŞT) devamı olarak yayına sürdüğü ‘Sungurlar’dan bahsediyorum. Dizide ilk bölüm itibarıyla başkahramanımız Yüzbaşı Serdar (Mert Kılıç) ve en yakın arkadaşı Doktor’un (Bora Karakul), ‘Acem’inden, ‘satılmış’ Türk’üne, fitne katılmış ‘Kudüsçü’süne kadar bilumum düşmanın arasından her önlerine gelenin boynunu kıtır kıtır kırarak çıkışlarını izliyoruz. Malûm teknikle: Düşmana arkadan sessizce yaklaş ve kafakola al; sol elinin içiyle sağ taraftan çeneyi kavra; sağ elinin içiyle de başın sol-üst kısmını pençele; ve kollarını aksi istikametlere hızla çek! Kıtırt!..

Önceleri her kıtırtıda içiniz bir hoş oluyor ama sıklık karşısında giderek alışıyor, hatta alışkanlık kesbedip artık her kavga sahnesinde kıtırtı beklentisi içine de giriyorsunuz!..

Dört hafta önce yayına giren dizinin hızla zirveye çıkışında neredeyse ‘fetişizm’ noktasına vardığı söylenebilecek bu boyun-kırma sahnelerinin ne derece etkisi var, bilinmez.

Fakat seyri caydırıcı bir etkisi olmadığı kesin.

‘Sungurlar’, ŞT’nin bıraktığı yerden zirve yarışına başladığında karşısında rakip olarak yazdan kalma, yumuşak mı yumuşak, çıtır mı çıtır, metroseksüel mi metroseksüel ‘Kiraz Mevsimi’ni buldu. Ancak onun zayıf direnişini kırmaya çalışırken birden ‘Kertenkele’ belirdi karşısında. Hatta bu tatlı-komik (bir miktar da erotik) hidayet dizisi üzerine başlayan tartışma ve polemikler, onun ‘Sungurlar’la gün rekabetini de kapsayacak şekilde ‘Parti-Cemaat çatışması’nın popüler kültür kulvarındaki yeni bir tezahürü oldu.

Sonuçta ‘Sungurlar’, yayına girdikten sonraki 4’üncü haftada her iki rakip diziyi de ekarte ederek zirveye oturdu. Dahası bu sene, (ŞT olarak yayınlandığı) önceki yıllarda ona en büyük tehdit oluşturan ‘Acunsal enerji’de de ‘enerji nakil hattı’ndaki değişme nedeniyle bariz bir verim düşüklüğü söz konusu!.. Dolayısıyla ‘Sungurlar’ın önü açık görünüyor.

Bununla birlikte şöyle ilginç bir durum da var: Son bölümü total izleyicide 1’inci olan dizi, AB’de 50’nci sırada… Bu, Türkiye’de izlerkitlenin profili, beğenisi ve seyir motivasyonu açısından ‘kültürel’ bağlamda çok üzerinde durulması gereken bir gösterge…

Kuşkusuz AB ve total izleyici gruplarının beğeni öncelikleri arasındaki fark, diğer pek çok yapım açısından da söz konusu. Ama ‘Sungurlar’da bu fark, aynen dizideki boyun-kırma sıklığı kadar fahiş bir düzeyde.

Söz gelimi aynı tür yapımların piri, ‘Sungurlar’ gibi vurdulu-kırdılı, ‘Vatan-Millet-Sakarya’lı, şöven mi şöven, militarist mi militarist, maşist mi maşist bir yapıt, hatta başyapıt olan ‘Kurtlar Vadisi’nde (KV) böyle bir tablo çıkmıyor karşımıza. KV, totalin yanı sıra (tabii aynı güçte olmamakla birlikte) AB’yi de ‘götürüyor’. Demek ki ‘Sungurlar’ın seyir çerçevesinde total-AB farkının bilebildiğimiz kültürel parametreleri dışında başka nitelikler, kombinasyonlar, konfigürasyonlar var.

Bu, gerçekten araştırılmayı hak eden bir nokta… Aslında STV’nin diğer gözde dizisi ‘Küçük Gelin’ için de benzeri bir gözlem yapılabilir. O da totalde zirveye oynarken AB’de payı hayli düşük. Fakat fark, ‘Sungurlar’da olduğu gibi 1’e 50 değil.

Hipotetik mahiyette düşüncelerimizi paylaşalım!..

Hiç şüphesiz ‘ŞT-Sungurlar’ı öyle toptan sıfırlamak söz konusu olamaz. Başarıyı hiçe sayamayız. Gayet sürükleyici ve bu sürükleyiciliği sağlarken de heyecanlı, gerilimli, sürprizli ve gizemli olmayı başaran bir dizi bu. Ayrıca gerek yapım, gerekse senaryo ekibinin, demografik anlamda Türkiye ortalamasının psiko-kültürel nabzını iyi tuttuğu da kabul edilmeli.

Bununla bağlantılı olarak ‘Sungurlar’ın kurgusuna, dil kullanımına, diyaloglarına ve monologlarına, özellikle de insanın kendi kendisiyle zihinden konuşmalarının bile ‘sesli’ verilmesine bakıldığında en usturuplu deyişle ‘çocuksu’ bir izlerkitle ortalamasına ‘oynadığı’ söylenebilir.

‘Elitist’ yaftası yemeyi göze alarak ekleyelim: İnsanı kendi kendisiyle bile içinden (zihinden) konuşturamayacak kadar uç noktada bir doğrudan anlatımı görsel kültür evreninde işlerliğe sokmak, ancak kitap, gazete, dergi, mektup, vs. okurken, okuduklarına dudaklarını kıpırdatarak eşlik etmekten kendisini alamayan altyapıdaki bir kitleye hitap ediyor olmanın kültürel farkındalığıyla bağlantılı olsa gerek.

Bir başka nokta şu: ‘Sungurlar’ı da tıpkı KV gibi ‘parodi’ niyetine, yani popüler deyişle ‘şaka gibi’ izleyebilirsiniz. Fakat, daha önce başka yazılarda da belirttiğim üzere KV, giderek kendi parodisini de içinde barındırmaya yönelmiş bir dizi… Yani KV’yi imal edenler, yaptıkları işin parodiye çaldığının farkında olup bunu bilinçlice ve ustalıkla kurguda içselleştirerek yapımın farklı bir nitelik kazanmasını da sağlıyorlar.

‘Sungurlar’ı yapanlar, yaptıklarının parodiye çaldığının belki bilincindedir ama bunu kurguda içselleştirme gibi ‘hınzır’ bir niyete sahip görünmüyorlar. Bu parodi mahiyetli hikâye gayet ‘saf’ şekillendirilip kendisini alabildiğine ciddiyetle seyirciye sunuyor.

Totalden AB’ye 1’e 50 beliren farkta bunlar üzerinde durmak düşünülebilir. Tabii cumartesileri, 7’den 70’e, ilkokul çocuğundan ağır işçisine kadar herkes için bu en değerli tatil gününde evde televizyon seyrine en çok kimlerin yöneldiğine ilişkin veriler de söz konusu dev farkı anlamamıza ışık tutabilir.

Son olarak, STV’ye yönelik seküler orta-sınıf alerjisini de kaydetmeden geçmemek gerek... Yani ‘Sungurlar’ı yapanlar haklı olarak dizilerin yerlerini değiştirsek, KV’yi bu kanala diğerini öbürlerine koysak sonuç böyle mi olur sorusuyla karşımıza çıkabilirler. Kişisel kanaatim reytingde oynama olabileceği şeklinde, ama genel tablo değişmez diyorum. Yine de bunun da önemli bir etmen olduğunu reddedemem.

ŞT’den ‘Sungurlar’a tematik içerik açısından süreklilik olduğu kadar bazı fark edilir ‘stratejik’ değişiklikler de var tabii. Politik konjonktürle de ilişkili olarak… Ancak bunları değerlendirecek yerimiz kalmadı. Bir sonraki yazıda devam edelim!..