'Bugünün Saraylısı'nda üç hayat algısı

Refik Halid Karay'ın aynı adlı romanı TRT'de de yıllar önce dizi olarak uyarlanmıştı. Ancak ATV'de yeni başlayan dizi için uyarlama denemez. Bu bir esinlenme.
'Bugünün Saraylısı'nda üç hayat algısı

'Bugünün Saraylısı’, bir ‘statü toplumu’ olan Osmanlı’dan ‘sınıf’ temelli bir burjuva toplum yaratmaya yönelmiş Cumhuriyet’e geçişle bu topraklarda değer, saygınlık ve itibar ölçütlerinin nasıl değiştiği üzerine düşünmeye çağıran bir yapım.

Refik Halid Karay’ın aynı adlı romanı TRT’de de yıllar önce dizi olarak uyarlanmıştı. Ancak ATV’de yeni başlayan dizi için uyarlama denemez. Jenerikte de belirtildiği üzere bu bir esinlenme. Yine de karşımızda dikkat yöneltmeyi hak eden bir çalışma var.

Saraylı-aristokrat kültüre sahip, o yüzden ticareti küçümseyen ve sürdürdüğü takı-kuyumculuk işinin zanaatkârane boyutundan ticari-endüstriyel boyutuna geçmeye kesinlikle karşı ‘Saraylı Bey’ Ata’nın (Selçuk Yöntem) dramatik hikâyesini izliyoruz. O, ‘dünün saraylısı’dır. ‘Bugünün saraylısı’ ise onun zanaatkârlıkla ailesini geçindiremediği için satmak zorunda kaldığı Boğaz’daki baba yadigârı yalısını alan, yalının eski kâhyası, ama artık taşralı bir yeni zengin adam ile onun (‘görünürde’) kızı…

İlk bölümde üç hayat algısı temsili sunuldu bize. Burjuva-kapitalist dönüşüme ‘geçmişe doğru’, aristokrat bir gelenekçi tepkiyi temsilen Ata Bey, bunların birincisi. Sonra ‘yeni hayat’ı iliklerine kadar benimsemiş, takı işinin sanatkârlığından çok ‘kârlılığı’na vurgun genç iş adamı ve Ata Bey’lere komşu yalının sahibi Savaş (Serhat Teoman)... Nihayet, burjuva-kapitalist toplumsallığa içinden ve ‘ileriye doğru’ eleştirelliğiyle Fatih (Ali Ersan Duru); Savaş’ların yalısında hizmet eden ailenin okumuş çocuğu ve Savaş’ın çocukluk arkadaşı…

İlk bölümdeki iki diyalog, bu üç ‘temsil’in gerilimli etkileşimini açık-seçik görmemizi sağladı. Önce Savaş’ın Ata Bey’in mütevazı kuyumcu atölyesine geldiğinde aralarında geçen şu konuşma:

“- Meşhur Katipoğlu atölyesi! Demek efsanenin kalbinin attığı yer burasıymış. Ata Bey yanlış anlamayın ama Katipoğlu deyince daha büyük, daha modern bir atölye beklemiştim.

- Burası asırlık bir yer Savaş Bey. Evet, eskidir, küçüktür, sadedir ama samimidir, gerçektir.

- Elbette, çok sıcak… Gerçekten çok samimi. Yani ‘butik’ bir atölye.

- Butik?! Biz sadece atölye diyoruz. Sadece atölye!..”

İkinci diyalog ise Savaş’la, onun ticari azim ve iştahına Ata Bey gibi geçmişten değil ‘şimdi’nin içinden güçlü bir reddiye getiren Fatih arasında, şu şekilde:

“- Fatih, bırak artık şu entel sayıklamalarını ya! Aslında ben senin sorununu biliyorum: Kadın! Sende para yok. Para olmayınca da kadın yok. Bunlar olmayınca da dert yok. Sen de ne yapıyosun, dert olmadığı için bu dünyayı kendine dert ediyosun.

- Valla dünyaya da, kadına da, paraya da o kadar farklı yerlerden bakıyoruz ki, o yüzden boşuna konuşmayalım kardeşim.

- Tamam, o zaman ben baktığım yerden ne gördüğümü söyleyeyim sana: Kadın, güç, para ve başarı… Hayatta bunlardan bir tanesine sahip olmayan adam, hiçbirine sahip olamaz.

- Para, güç ve kadın! Sen bunların hepsine sahipsin değil mi?

- Her zaman. Ama yetmez.

- İşte tam da bu yüzden sahip olduğun her şey aslında sana sahip. Bir türlü tatmin olmayı bilmiyorsun. Daha fazlasını istedikçe de hükmettiğin her şeye teslim oluyorsun. Sen tutsaksın. Ben özgürüm.”

Üç adamın farklı hayat iddialarının etkileşiminden oluşan ‘üçgen’in ağırlık merkezinde de bir kadın var: Taşrada büyümüş, gözü açılmamış, saf ve iyicil Ayşen (Cansu Tosun) bu. İlk bölümün akışından anlaşıldığı kadarıyla artık yalının yegâne sahibi… Ve muhtemelen o ‘eski hayat’ın hatıralarını ‘yeni hayat’ın tarumarına uğramadan geleceğe baki kılmaya çalışacak ‘bugünün saraylısı’…

Nitelikli içeriğiyle, özenli diyaloglarıyla ve en önemlisi güçlü oyuncu kadrosuyla ayırt edilen dizinin ömrünün uzun olmasını diliyoruz.