'Çevrimiçi' bir ev hali: 'Hom Ofis'

TV 8'de ekrana gelmeye başlayan sitkom, elektro-dijital bir küresel çağ haline 'ailecek' nasıl da sevimli bir uyarlanma içinde olduğumuzu eğlendirici ve yer yer de düşündürücü şekilde karikatürize etmekte.
'Çevrimiçi' bir ev hali: 'Hom Ofis'

Küreselleşme ile dünya, sadece yaşadığımız ülkeye, şehre, sokağa değil, evimizin içine kadar girer. Ama yine sadece yaşadığımız ülke, şehir, sokak değil, ailecek kâh şen-şakrak kâh kavga-dövüş yaşadığımız ev de bu ‘giriş’e kayıtsız kalmaz ve bir karşılık verir. O yüzden bu durumu anlatmak için ‘globalleşme’nin yetersiz kaldığı noktada ‘glokalleşme’ (global/küresel, artı, lokal/yerel) sözcüğü türetilmiştir.
Birol Güven ve ekibinin yeni dizisi ‘Hom Ofis’, küreselle yerelin, ‘evren’le ‘ev’in bu harika buluşmasına yaşadığımız topraklara has güzel bir örnek çalışma.

TV 8’de ekrana gelmeye başlayan sitkom, elektro-dijital bir küresel çağ haline ‘ailecek’ nasıl da sevimli bir uyarlanma içinde olduğumuzu eğlendirici ve yer yer de düşündürücü şekilde karikatürize etmekte.

Geç-kapitalist hayatın önde gelen simgesi bir ‘beyaz yaka’ya olduğu kadar geleneksel hayatın ana simgesi ‘geniş aile’ye de (karısı, iki çocuğu, annesi ve dahi dayısı) sahip Hamdi (Cengiz Bozkurt), çalıştığı şirketin mali kaygılarla aldığı yeni karar doğrultusunda işe ‘on-line’ olarak evden devam etmek durumunda kalır. Küresel işlerlikteki şirket, artık tüm uluslar-arası bağlantıları ve ilişkileriyle Hamdi’nin evinde ve ailesiyle iç içedir.

Böylece evle iş buluşmuştur. Ama tabii iş, evin bir parçası olunca ev de ‘iş’in içine karışmıştır! Söz gelimi Hamdi, tatlı ve kıskanç karısı Gülseren’i (Devrim Yakut) genç, güzel, seksi iş kadınları ile yaptığı on-line ve görüntülü toplantılardan uzak tutmak için akla karayı seçmektetir!.. Ya da küresel bir işleyişin artık çok daha etkin sürdürüldüğü ‘home-office’ çalışma koşulları, ‘mesai saatleri’ni standart-dışı şekilde gece yarısından sonraya çekebilmektedir. Bununla bağlantılı olarak evdeki herkes, bu yeni iş temposunun bir parçası olarak Hamdi ile sabahın 4’üne kadar ayaktadır.

Öte yandan Hamdi de artık her an evin içinde işle olduğu kadar, işin içinde de evle ilgilenmek ve uğraşmak durumundadır. ‘İnternet delisi’ olmuş ve mesela haşarı torununa ceza veren okul müdürüne ‘feysbuk’tan fırça atıp demedik söz bırakmayan bir anne, evin Babaanne’si (Ani İpekkaya) her daim yamacındadır. Bir başka ‘dijital’ felâket olarak, cep telefonu bağlantısıyla sözlü sınavda kopya çeken, ders çalışıyor görünüp bu defa ders kitabının arasına yerleştirdiği cep telefonuyla internetten oyun oynayan bir ergen oğlan (Ozan Uygun) da ‘caba’dır. Heyhat, bizim zamanımızda o aynı kitapların arasına Tommiks-Teksas’lar konulup çaktırmadan okunurdu!..

Bu çerçevede Birol Güven, her zamanki gibi kelimenin tam anlamıyla muhafazakâr-modernist çizgisini bu ‘on-line sitkom’da da sürdürüyor.
Birol Güven muhafazakârlığı bir bakıma bu coğrafyada hasreti çekilen bir muhafazakârlıktır. Çünkü bu ülkede yürürlükte (iktidarda) olan muhafazakârlık anlayışı aslında taassup, yani bağnazlık için bir örtü ya da kılıftan öteye gitmez.

Muhafazakârlık dini dayatmaz, onu muhafaza etmeyi önerir; Osmanlı’yı dayatmaz, ondan günümüze sürekliliklere, mirasa sahip çıkar; İmam-Hatip’leri dayatmaz, varsa uğradıkları haksızlıkları gidermeye, onların varlığını çoğulcu bir anlayışla korumaya-sürdürmeye çalışır.

Mutaassıplığın muhafazakârlık sayıldığı yerde Birol Güven, ‘Çocuklar Duymasın’dan ‘Zengin Kız Fakir Oğlan’a, ‘Seksenler’den şimdi ‘Hom Ofis’e kadar, ‘süreklilik içinde değişme/değişme içinde süreklilik’ düsturuna dayalı yerli yerinde bir muhafazakârlığı kendince, kendi kulvarında işlemeye devam ediyor.

Tabii ki bu ideolojik yörüngeye de itiraz edebilir, eleştiri yükseltebilir, hatta reddiye düzebilirsiniz. Ama hiç kimse Güven’in muhafazakârlığının aslında başka bir şey olduğunu iddia edemez. Onu izlediğinizde varacağınız sonuç bellidir: Muhafazakârlık, modernliğe tahditler koyan ama ‘modern’ bir ideolojidir; çağdışı bağnazlık değil…