CHP reklamlarının düşündürdükleri: Parti değil 'Hayat' seçimi!

CHP'nin bugün işlerliğe soktuğu 'Hayat Bayram Olsa', var olandan çok daha kötü bir Türkiye kâbusuna karşı önümüze konuyor.

'Hayat Bayram Olsa’ şarkısının CHP tarafından kullanımı yeni değil. 1970’li yıllarda Ecevit CHP’sinde de seçim meydanlarında bol bol karşımıza çıkmıştır.

‘Sol’un tüm dünyada altın çağını yaşadığı bir dönemde Şenay’ın ana vurguları barış, kardeşlik ve insanî-evrensel değerler olan şarkısının cuk-oturan bir dinamizmi vardı.

Tabii 1970’li yılların Ecevit’iyle 1990’ların Ecevit’i arasındaki farkı belirtmezsek bu söylenenler pek mânâ ifade etmeyecek, hatta güçlü itirazları beraberinde getirecektir.

1970’lerde karşımızda ‘toplumcu’ bir Ecevit vardır. O hiçbir zaman devleti hiçe sayar bir tutum içinde olmamıştır ama 1990’lardan itibaren söz konusu teslimiyetçi devletçiliğinden de eser yoktur.

O yüzden 1970’ler CHP’si toplumun yoksul kesimlerinden de burjuva kesimlerinden de, Türklerinden de Kürtlerinden de, Sünni’sinden de Alevi’sinden de oy alabilmiş bir partiydi. Tabii ki ‘soğuk savaş’ ikliminde öyle güllük-gülistanlık bir dünya ve Türkiye yoktu ortada.  Fakat gelecekten de ümit kesilmemişti. Ve CHP, o dönemde bu ümidi önemli ölçüde bünyesinde barındıran, ülkeye yansıtan ve toplumun hatırı sayılır bir kesiminden de bu ümide dayalı yanıt alabilen bir partiydi.

Bugün yerel seçime sayılı günler kala karşımıza çıkan, yine CHP’nin ama yeni ‘Hayat Bayram Olsa’ reklamı, 35-40 yıl önceki kullanımla hem süreklilik hem de farklılık taşımakta denilebilir.

1970’ler CHP’sinin işlerliğe soktuğu ‘Hayat Bayram Olsa’, var olandan daha iyi bir dünya ve Türkiye hayaline karşılık geliyordu.

CHP’nin bugün işlerliğe soktuğu ‘Hayat Bayram Olsa’ ise var olandan çok daha kötü bir Türkiye kâbusuna karşı önümüze konuyor.

Arada geçen zaman içinde dünyada ve Türkiye’de olanları açacak ne zaman ne de yerimiz var ama şu noktaları sıralayalım: 1990’lardan itibaren dünyada liberal kapitalizmin küresel hâkimiyeti malûm. Bu hâkimiyetin, farklılıkları ‘kültürel sermaye’ sayan ‘postmodern’ mantığınca açılan kapıdan modernleşme projelerinde hep kıyıya itilmiş dinsel toplumsallıkların hayatın içine geri dönüş yaptığı malûm. Ve böylesi bir toplumsallığın Türkiye’de liberalizmin taşıyıcılığını üstlenen tek seçenek olarak 12 yıldır seçeneksizleştiği de malûm…

Ama şu ara en çok malûm olan, bu toplumsallığın üzerinde yükselen siyasi pratiğin liberal çoğulculuk yerine dindar bir çoğunlukçulukla; toplumun bütününü kucaklayıcı olmak yerine ‘50-50’ kutuplaştırıcılıkla; kendi dışında kalanlara empati duymak yerine antipati duymakla; birleştirici ve barışçı üslûp yerine ayrıştırıcı ve ‘savaşçı’ bir üslûpla yol almayı tercih etmesi…

Bunları daha önce değerlendirdiğimiz ‘AKP-Bayrak’ reklamı, yer yer doğrudan, yer yer dolaylı ele veriyor.

CHP reklamı buna bir ‘misilleme’. Üstelik şarkısı eşliğinde 1970’ler CHP’sinin seçim kampanyalarıyla ‘birleştiricilik’ noktasında süreklilik taşımakla kalmıyor. Paradoksal şekilde, AKP’nin 2011 seçimleri öncesinde dolaşımda olmuş ‘Biz birlikte Türkiye’yiz’ sloganlı, ‘Aynı bağın gülüyüz biz’ terennümlü reklamıyla da süreklilik değilse bile önemli ölçüde tematik yakınlık arz ediyor!..

Şu ara tüm CHP reklamlarında kullanılan ‘Türkiye’nin birleştirici gücü’ sloganı da öyle… Mustafa Sarıgül’ün ‘Ötekisi Olmayan Bir İstanbul’ sloganı da… Bunlar AKP ve liderinin en iyimser ihtimalle vaz geçtiği ama belki de hiç benimsemeyip bir dönem benimsermiş gibi göründüğü ‘çoğul/sivil toplum Türkiye’si’ arayışına karşılık geliyor.

O yüzden Başbakan Tek Parti dönemi CHP’sinin halkı hoşnutsuz etmiş tasarruflarına istediği kadar ‘ricat etsin’, bunun toplumun niceliksel olarak azımsanmayacak bir kesimince dikkate alınma ihtimali çok zayıf. Ve bu azımsanmayacak kesim içinde sadece CHP seçmeni yok.

Dinselliği hem yaşam biçimine yönelik ‘kültürel’ bir tahakküm kaynağı, hem de dünyevi ihtiras ve ekonomik yolsuzluklara kisve yapan bir otoriter irade karşısında sığınacak liman arayan insanların geçmişteki otoriter sayfalara bakacak hali yok.

Gelecek kaygısıyla ekrana baktıklarında da iki tür reklam görüyorlar. Bir tanesinde gergin, ürkütücü, sert vurgulu, iç-dış düşman imalı, çatışmacı ve tüm bunları dinî bir retorikle bezemiş, yani endişeleri iyice katmerlendiren bir içerik var. Diğerinde ise, evet yer yer naif de olsa sevimli, sempatik, güler yüzlü, birleştirici vurgulu, ‘bayram gibi hayat’ arzulu bir içerik var.

Seçiminiz öncelikle (‘yüzde’si kapanın elinde kalan!) bir ‘mahalle baskısı’na uğramadan istediğiniz gibi yaşayabilmekse hangi reklamın çekim alanına girerdiniz?!