Çocuklarda cep telefonu televizyonu solladı!

Kitap okuma, çocuklarda yaş ilerledikçe artacağına düşüyor. Feysbuk, SMS, twitır tamam, ama bunlarla 'okur-yazar' olmak mümkün değil.

Birinci Türkiye Çocuk ve Medya Kongresi dün başladı. Amaç, çocuk dostu bir medya ve medya okur-yazarı bir toplum tesis etmek… Medyanın çocuklar üzerindeki belirleyici etkisi ortada. Açılış konuşmalarında ana vurgu buydu. Kongre Başkanı Profesör Doktor Halûk Yavuzer’in altını hassasiyetle çizdiği üzere özde sivil bir hareket bu. ‘Çocuk Vakfı’ o yüzden bu etkinliğin kalbi. Ama devletin de destek ve katkı açısından varlığı hayli belirgin. Kongre, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın ‘himayelerinde’ gerçekleştirildi. Arınç açılış konuşmasında ‘bir ‘ekran çağı’ndayız ve karşımızda bir ‘ekran nesli’ var dedi.

‘Ekran kuşağı’ gerçekten de anlamlı bir niteleme. Çünkü yazılı kültürde kitap neyse görsel kültürde ekran o. Yüzümüzü döndüğümüz her yerde ekran var. Trafikte yol kenarında, adımımızı attığımız kafe-barda, alışveriş için yöneldiğimiz AVM'de, seyahat için bulunduğumuz havalimanında, vs... Ama acaba hangi ekranın hayatımızda önceliği var? Bu sorunun cevabını RTÜK Başkanı Davut Dursun, ‘Türkiye’de 6-18 yaş arası çocukların medya kullanma alışkanlıkları araştırması’nı açıklarken verdi. Cep telefonu kullanımı çocuklarda televizyon kullanımının çok önüne geçmiş durumda. Bu tabii ki televizyon monitörünün tarihe karışmak üzere olduğu anlamına geliyor. Çünkü cep telefonu, gazete, radyo, televizyon, internet, sosyal medya da demek. Bunların hepsi onun içinde. Ve cep telefonunu, daha geniş anlamda interneti en çok aktive eden içerik, yine televizyonlar için üretiliyor. Diziler, yarışmalar, şov programları veya onlardan video kesitleri... O halde, daha önce de belirttiğimiz gibi, televizyon fabrikadır, cep telefonu da (internet dahil) ‘pazar’…

Ama bence en çarpıcı tespit, Okan Bayülgen’in yönettiği açılış oturumunda konuşan Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor Erol Nezih Orhon’dan geldi. Orhon insanlığın okur-yazarlık serüvenine ilişkin bir dönemlendirmeden bahsetti: Önce hepimizin malumu olan yazılı-basılı ‘esas’ okur-yazarlık vardı. Sonra görsel-işitsel okur-yazarlık geldi. Sonra da dijital okuryazarlık. Ve de son iki aşamanın daha da bütünleşik ve radikal hali olan medya okuryazarlığı… Orhon AB ülkelerinde hayli alarmist bir noktaya gelindiğini vurguladı. Dijitalin şahikasına çıktığı bu ülkelerde herkes “Biz o esas okuryazarlığa dönmek istiyoruz” demekteymiş.

Neden dersiniz?! Çünkü okuma-yazma becerisi pek kalmadı. Çünkü, yine RTÜK verilerinden öğreniyoruz, kitap okuma çocuklarda yaş ilerledikçe artacağına düşüyor. Feysbuk, SMS, twitır tamam, ama bunlarla ‘okur-yazar’ olmak mümkün değil. 

N’olmuş yani diyebilirsiniz. Olan şu: Radyo da, sinema da, televizyon da, bilgisayar da, internet de, bunların hepsi yazılı kültür altyapısına sahip insanlığın yaratıları… Okuma, yazma, yorumlama, çözümleme, eleştirme… Dipte, kökte, mayada bunlar olmadan internette istediğiniz kadar sörf yapın hiçbir kıymeti harbiyesi yok.

Nereden mi belli? İzlediğimiz Kongre, beyninin ve her zaman ‘Çocuk’ kalabilmiş kalbinin ürünü olan Çocuk Vakfı Başkanı Mustafa Ruhi Şirin’in verdiği bilgiden anlıyoruz: Feysbuk ve twitır kullanımında dünya birincisi olan Türkiye, okuduğunu anlama noktasında kaçıncıymış biliyor musunuz? Sondan dördüncü!..