Derin devletten derbeder babaya kaçış

Believe, bilimden bilimkurguya, polisiyeden ajan-polisiyeye ya da devletten 'derin-devlet'e gidiş-gelişler içinde adrenaline tavan yaptıran bir 'kaçış' hikâyesi.
Derin devletten derbeder babaya kaçış

CNBC-e’deki yeni dizi ‘Believe’, bilimden bilimkurguya, bilinçten bilinçdışına, fanteziden mistik-fanteziye ve polisiyeden ajan-polisiyeye, ya da devletten ‘derin-devlet’e gidiş-gelişler içinde adrenaline tavan yaptıran bir ‘kaçış’ hikâyesi…

Bu girift kurgunun özünde beliren mesaj ise şu ara başka pek çok Amerikan yapımı dizide karşımıza çıkanla aynı. Burada da modernitenin idealize ettiği, ‘Amerikan rüyası’nın da bamteli denilebilecek bireycilikle ‘postmodern’ hesaplaşma doğrultusunda en rağbet gören tema olan ‘ailenin rehabilitasyonu’ karşımıza çıkıyor.

Olayların merkezinde devletin gizli örgütleri tarafından deyiş yerindeyse ‘evlât edinilmiş’ olağanüstü psişik ve telekinetik güçlere sahip 10 yaşındaki kimsesiz kız çocuğu Bo (Jonny Sequoyah) var. Bo, gelecekteki üst düzey güvenlik ihtiyaçları gözetilerek devlet koruması altında yetiştirilmektedir. Ancak bundan sorumlu ‘derin’ birimin başındaki kişinin özel, kişisel ve kötü emellerini fark eden yardımcısı Milton Winter (Delroy Lindo) tarafından Bo, kendi selâmeti için kaçırılır.

Böylece devlet denen aygıtın iyicil ve kötücül ‘derinlikleri’nin bu mucize çocuğu elde tutma/ele geçirme yolunda, FBI gibi legal birimlerin de işin içine karıştığı, resmî yasallıkla ‘resmî yasadışılığın’ kıyasıya mücadelesini seyre yelken açarız.

Makro plânda aksiyon ve şiddet yüklü bu ilişkiler ağının altında mikro plânda hissiyat ve hassasiyet yüklü bir ‘özel’ ilişki kristalleşir. Bo’yu kötü niyetli devlet erbabından kaçıranlar, onu sıradan ve üstelik suç batağında olup idamın da kıyısından (Winter’ın kurtarma harekâtı sayesinde) dönmüş Tate’e (Jake McLaughlin) emanet eder. “Ne alâka” dersiniz ve şaşkınlığınıza diziden katılan karakterle de olur. Onlara ve hepimize Winter’dan gelen cevap çarpıcıdır: Boğazına kadar sorunlu-arızalı bu adam, sihirli-aşkın meziyetli kızımızın babasıdır.
Fantezi, buralarda mistikleşmekte. Suçla yoğrulmuş bir idam mahkûmuna, kızı olduğunu bilmediği 10 yaşında bir çocuğu emanet eden Winter, çocuğu karşı karşıya kalacağı ‘derin’ tehlikelerden korusa korusa babası korur diye düşünmüş olsa gerektir. Ve Tate, kendince bu ne idüğü belirsiz kızı, adeta ‘içten gelen bir ses’le canı pahasına her tehlikeden sakınacaktır! Bo’nun da çevresinde bir koruma zırhı ören, onun için tehlikeleri göze bu ‘serseri’ye sıcaklığını hissederiz; ama onun olağanüstü güçleriyle bu adamın babası olduğunu bilip bilmediği noktasında dizi bizi esrarlı bir beklentiye sokar.

Kanımca buralarda ‘bireyci kaybolmuşluk’tan mustarip bir dünyanın insanlarına alttan alta ve tatlı tatlı aileye geri dönüşten başka çare yok denmektedir. Kim bilir hangi geçici bir haz patlaması sonucu baba ile kız arasında oluşmuş bağ, başına buyruk bireyci arayışlar nedeniyle hemencecik kopmuştur?.. Ama işte şimdi onu yeniden kurma, onarma ve daim kılma yolunda, tehlikelerle sarmaş-dolaş da olsa bir imkân söz konusudur!..

Dediğim gibi, benzer motifler doğrudan ya da dolaylı olarak pek çok dizide var. Ama kıyas kabilinden özellikle ‘Revolution’u zikredelim. Orada da, burada da tavsiye aynı: “Dağıldıysan, darmaduman olduysan çaren, aileyi bulmak, aileyle toparlanmak!..”

Özetle, insanlığımızın son sığınağı olarak aileyi işaret eden bir başka yapım diyebiliriz. İlgi çekici olduğu kadar, içinde bulunduğumuz çağ hali, daha doğrusu ‘çağ yangını’ üzerine düşünmek açısından da kışkırtıcı olabilir. İzlemeye değer…