Dersimiz 'Yalan Dünya'!

Gülse Birsel başlangıçta Cihangir yaşantısının sitkomunu yapmayı hedeflediğini söylemişti. Bugün bakıldığında yapılanın, bir 'Türkiye manzarası' göstermek olduğunu söylemek en doğrusu.
Dersimiz 'Yalan Dünya'!

'Yalan Dünya’ bir ‘memleketimden insan manzaraları’dır.

Zihinleri haliyle hemen Nazım’ın destan şiirine yönlendirecek bu niteleme, iddialı, abartılı, hatta ‘fantastik’ (uçuk) gelebilir. Tüm riskleri göze alıyorum!..

‘Yalan Dünya’ ilk yayına girdiğinde onu ‘postmodern-pastoral Cihangir halleri’ diye tanımlamıştım. 3’üncü yılında yoluna devam eden dizi benim bu başlangıç tanımlamamı boşa çıkarmadığı gibi, daha da geliştirdi. Gülse Birsel başlangıçta Cihangir yaşantısının sitkomunu yapmayı hedeflediğini söylemişti. Bugün bakıldığında yapılanın, ‘Cihangir’den bize hiç de küçümsenip azımsanmayacak bir ‘Türkiye manzarası’ göstermek olduğunu söylemek en doğrusu.

Ancak bunu sanki ‘Cihangir’den Türkiye’ye bakmak’ gibi anlayıp bir tür dar elitizmle eşleştirerek tu-kaka etmek feci hata olur. Gülse’nin bize ‘Yalan Dünya’da sunduğu karakterlere, onlarla karşımıza çıkardığı ‘kültürel temsil’lere bakın! Batı dünyasında yüzlerce yıla yayılmış yaşamsal dönüşümleri, birkaç on yıla sıkıştırılmış şekilde hayata geçirip deneyimlemekle malûl toplumsal halimizin özlü bir tasvirini bulacaksınız (ki bunlar yazıyla ancak yüzlerce sayfada anlatılabilir).

Kahkahalar da caba!..

Türkiye’de ‘premodern’ kırsal/geleneksel hayat da, ‘modern’ şehirli/endüstriyel hayat da, ‘postmodern’ küresel/post-endüstriyel hayat da topluca, aynı anda, yan yana yaşanıyor. Bir ömre üç hayatı sığdırarak yaşıyoruz.

Bir iktisadi kategori (geçim biçimi) olarak aşılsa da kültürel kategori (sosyal ilişki biçimi) olarak varlığını sürdüren, hükmünü icra eden ‘köylülük’, megakentlerde tıkış tıkış süren hayatımızın belirleyici bir parçası. Geleneksel toplumsal dayanışma şebekelerini devre dışı bırakan rekabetçi bir bireyselleşmenin damgasını vurduğu, değer ölçüsünü ‘yerel’den değil ‘küresel’den çıkaran şehirli, daha doğrusu ‘kozmopolit’ bir kültürel girdi de yaşantımızın bir parçası.

O yüzden bu ülkede aynı anda töre-namus cinayetleri de, artık yaygınlaşıp olağanlaşmış sevgililer günü etkinlikleri de var.

Avrupa’nın en büyük otomotiv ‘showroom’u da bu ülkede, AVM otoparkında yer kavgası yüzünden birbirini öldüren insanlar da.

Dünya starı ‘Eminem’ için üstünü başını yırtıp “Ölürüm sana!” diyenler de aramızda, “Eminem’in kaseti var” diye bağıran işportacıyı annesinin adı ‘Emine’ olduğu için öldüren de!..

Böylesi traji-komik bir ‘kültürel segmentasyon’ içinde akıp giden hayatımıza ayna bir yapıt ‘Yalan Dünya’. Dizinin, doğusu-batısı, kuzeyi-güneyi, kuzeybatısı-güneydoğusu, ortası-kıyısı ile bu ülkenin her yanından zıplayıp karşımıza çıkan saymakla bitmez karakterlerinin işlenişi, birbiriyle ilişki ve etkileşime sokuluşu dikkatle izlendiğinde, yukarıda sıralan örnek olayların katlarca fazlasının, mizahla sarmalanmış kurgusal karşılıklarıyla sergilendiğini düşünmek mümkün…

Gülse Birsel’in bize sunduğu bu karakterler, yaşadığımız hayatın içinde genellikle birbirine karşı, karşıt, çatışık konumlanan kültürel pozisyonları temsil ediyor. Ama Gülse, hiçbir karakterini diğeri karşısında harcamaktan yana değil. Aksine o, bütünüyle toplumun ‘dinamiği’nden, yani değişme, çatışma ve sorunlarından beslenerek, bunlara yaslanarak üreten bir yazar olsa da uzlaşmacı, uzlaştırıcı, barışçı bir anlayışla sürüklüyor hikâyeyi. Geleneksel kurumlara yönelik sorgulayıcı-eleştirel bir tutum alışı var, ama reddiyeci ve yargılayıcı değil hiç… Söz gelimi aile, evlilik, akrabalık, komşuluk gibi kurumların iç yüzüne sondajlar yapıp samimiyetsizliklerini sergilemekten kaçınmadığı gibi, bunların dayanışma, sevgi, ‘umursanma’ ihtiyacı açısından önemini de es geçmiyor.

Örneklemeye kalksak saymakla bitmez de hemen aklıma gelen, çok çarpıcı bir tanesini belirtmeden de geçmeyeyim: Aile baskısı, anne sevgisiyle boğulmuş Orçun (Bartu Küçükçağlayan) ve aile ilgisine de anne sevgisine de hasret büyümüş Eylem (Gonca Vuslateri)… Gülse onları buluştururken bize aslında ne ‘bireysel özgürlük’ten vaz geçme, ama ne de sosyal bağlılık ve sorumlulukları hiçe sayma niyetinde olduğu mesajını veriyor.

‘Yalan Dünya’nın bu ülkede sosyoloji, sosyal antropoloji, sosyal psikoloji, medya ve kültürel çalışmalar, kadın (toplumsal cinsiyet) çalışmaları gibi akademik alanlarda yararlanılabilecek çok zengin bir kaynak, bir ders malzemesi olduğunu söylemek yetmez. Bunun ötesinde bir kapasite söz konusu. Öyle ki ‘Yalan Dünya Okumaları’ başlıklı, başlı başına bir ders ya da seminer, bu sıralanan bölüm ya da programlar bünyesinde rahatlıkla düşünülebilir, önerilebilir, işlerliğe sokulabilir.

‘Yalan Dünya’nın 75’inci bölüm sevincini biz de böyle paylaşmak istedik! Kutluyor ve 100’üncü bölüme yolu açık olsun diyoruz!..