'Diğer Yarım' ve benim iki yarım!

'Diğer Yarım', iyi niyetli, sempatik bir komedi. Buna 'fantezi', hayal ya da rüya diyebilirsiniz hemencecik. Öyle de olsa bir 'kâbus'u adeta hiç uyanamayacakmış gibi yaşadığımız şu günlerde fazlasıyla ihtiyacımız olan bir 'rüya' bu. Hayata geçirmek için uğraşmaya da değer bir 'hayal'...
'Diğer Yarım' ve benim iki yarım!

Çocuktum, ufacıktım; bir gün anne-babamın gardırobunu karıştırırken altta bir kuytuda üst üste katlanmış birkaç eski gazete fark ettim. Çıkarıp baktığımda hepsinin ön sayfasında sekiz sütuna manşet ‘Menderes idam edildi’ başlığını okudum. Beyaz çarşaflara sarılmış gibi ve ‘boynu bükük’ ama aynı zamanda da ‘uçuyormuş’ izlenimi bırakarak sayfayı kaplayan adamı da gördüm!..

Gazetelerle birlikte heyecanla salona, yanına koşturup “Kim bu?” diye sorduğumda babam kızdı ve niye her yeri karıştırdığımı sordu. Sonra gazeteleri elimden alıp itinayla yeniden katlarken kızgınlığına derinden bir hüznün eklendiğini fark ederek ben ona sordum: “İyi adam mıydı bu?..”

Kızgınlık iyice eksildi, yumuşak bir hüzün daha da belirginleşti yüzünde ve “İyi adamdı tabii ya!” dedi.

Babama ilişkin unutulmaz anılarımdan biridir bu. Ama bir de annemden var böyle bir anı…

Hemen hemen aynı yaşlardayım. Evimizin yeni mensubu siyah beyaz televizyon açık ve annem odanın ortasındaki sehpanın yanında yere oturmuş, sol dirseği sehpaya, çenesi de sol elinin ayasına dayalı vaziyette ekrana bakıp içli içli ağlıyor. Karşımızda hanidir gazetelerde ve televizyonda görüntüsüne aşina olduğum bir ihtiyarın hayatından kareler, film şeritleri… Altta da bir yazı: ‘İnönü’yü kaybettik!’

Beykoz-Dereseki’den, Köyü'nün ilk okuyan kızı olarak Arifiye Köy Enstitüsü’ne yol tutmuş, ‘Cumhuriyet’i baba, ‘Enstitü’yü anne kılmış bir kadının televizyon karşısındaki o anda bir bakıma ‘babasını kaybetmişlik’ duygusu içinde olduğunu anlayabilmem için yılların geçmesi gerekti. (http://t24.com.tr/yazarlar/tayfun-atay/cumhuriyetin-kizi,2345).

Annem ve babam farklı düşünen insanlardı. Siyasi eğilimleri kadar dünyaya bakışları, hayat ve insan algıları da karşıtlık içerirdi. Evet, çok anlaşamazlardı; aralarında tartışma da eksik olmazdı, münakaşa da…

Ama en önemli başka bir şey vardı ki o da birbirlerini çok sevdikleriydi.

Ben o sevginin ürünüyüm.

Ve onlar, benim iki yarımdı…

ATV’nin yeni dizisi ‘Diğer Yarım’ı izlerken karşıma öyle sahneler çıktı ki içimde hem son yılların Türkiye tablosundaki başat ‘yarılma’ya dair ürpertici düşünceler tazelendi, hem de çoktan ebediyete intikal etmiş benim ‘İki Yarım’a dair yukarıda paylaştığım hatıralar depreşti.

Aslında Gezi olaylarından beridir bu anıları paylaşmayı istediğim çok oldu ama yine de çok ‘özel’ oldukları için tuttum kendimi. Hatta bazen onları acıyla haykırmak geldi içimden… Düşünsenize, karşınızda ‘yüzde 50’yi zor tuttuğu’nu söyleyen bir muktedir, bir yandan ‘Rahmetli Menderes’e yapılanları, kendisini onun mirasçısı gibi de sunarak mevzubahis etmekte, diğer yandan adeta bir yanardağ gibi ateş saçan ağzıyla “CeHaPe zihniyeti pisliktir” diye meydanlarda bağırmakta!.. Buna maruz kaldığımda hep bir ‘pala’ ile kan-revan içinde ortadan ikiye bölünmüş gibi hissettim kendimi! Yanardağ lavlarını andıran bu sözler, biyolojik, kültürel ve de psikolojik bütünlüğümü bozarcasına ok gibi saplandı her yanıma…

YÜZDE 100'LE KUCAKLAŞMAK

ATV’nin yeni dizisi, bir politik zorlama sonucu toplumca yaşadığımız, kendi varlığımda da derinden hissettiğim ‘kültürel yarılma’ ile bağlantılı, yukarıda aktardığım özel anıları daha fazla içimde tutamayacak kadar kışkırtıcı etkide bulundu.

‘Diğer Yarım’, ‘yüzde 50’yi zor tutan değil, ‘yüzde 100’le kucaklaşmaya zorlayan bir dizi!.. Birbirinden habersiz, birisi annesinin, diğeri babasının yanında büyümüş ikiz kız kardeşler Zeynep ve Esma’nın tesadüfen buluşma hikâyelerini izliyoruz. Esma dindar-muhafazakâr, Zeynep ‘modern’-seküler bir hayatın içinde yetişmiş. Esma ‘kapalı’ (tesettürlü), Zeynep ‘açık’. Esma mazbut, Zeynep uçarı… Esma kırılgan, Zeynep delişmen…

Birbirine zıt görünüş ve davranışlı, iki ayrı dünyanın insanı ikizler onlar… Ama işte tıpkı ‘benim iki yarım’ gibi onlar için de en önemli başka bir şey var ki o da tanışır tanışmaz birbirlerini çok sevdikleri. Farklılıklarının altını, hem kendilerini yetiştiren, hem de uzak kaldıkları diğer ebeveyn için bunu nasıl mesele yapılacağını da vurgulayarak şen-şakrak çizdikleri konuşmalarındaki şu diyaloğun gösterdiği üzere:

“-Ne kadar zıt görünüyoruz di mi?!

-Görünüşün ne önemi var ki? Sen benim diğer yarımsın!..”

Evet, ‘Diğer Yarım’, Türkiye’nin içinde olduğu çok kritik bir dönemeç (‘kırılma’ demek istemiyorum!) noktasında çok önemli ve takdir edilesi bir içerik ve izlekle ortaya çıkıyor. Malûm, kimlik ve yaşam biçimi temelli bir kutuplaşmanın doruk noktasındayız. İki yaşam biçiminin ‘arakesit’ alanı neredeyse görünmez ölçüde minimalleşmiş, kutuplara doğru çekilme her iki tarafta da politik tutum ve uygulamalarla alabildiğine yoğunlaşmış durumda. Ortada ‘arakesit’i genişletmeye, ‘küme’leri bileştirmeye dönük barışçı, demokratik, çoğulcu enerjiden eser yok.

‘Diğer Yarım’, böylesi bir enerjiye sahip olduğu söylenebilecek iyi niyetli, sempatik bir komedi. Buna ‘fantezi’, hayal ya da rüya diyebilirsiniz hemencecik. Öyle de olsa bir ‘kâbus’u adeta hiç uyanamayacakmış gibi yaşadığımız şu günlerde fazlasıyla ihtiyacımız olan bir ‘rüya’ bu. Hayata geçirmek için uğraşmaya da değer bir ‘hayal’…

Üstelik bu ‘hayal’in izini sürdüğümüzde neler çıkmıyor ki karşımıza!.. Cumhuriyet, Osmanlı’nın diğer yarısıdır. Atatürk, Abdülhamid’in diğer yarısıdır. Nazım, Necip Fazıl’ın diğer yarısıdır. Ve DP gibi AKP de CHP’nin diğer yarısı… 

‘Değildir’ diyebilirsiniz. Aynen Rudyard Kipling’in dizelerindekine (“East is East, and West is West, and never the twain shall meet”) benzer şekilde bu ‘ikili(k)ler’ asla buluşamaz diye düşünebilirsiniz. O zaman bir ‘toplum’ olmayı da düşünmemek durumundasınız!..

Ama ‘Diğer Yarım’, aksi yönde 'düşünüyor.' O, bize ‘twain’ (iki ayrı şey) değil ‘twin’ (ikiz) vurgusunda bulunmakta! Akışına baktığımızda, Zeynep’le Esma’nın görünüşlerindeki farkın ötesine, duygularına geçtiğimizde Kipling’in dizelerinin karşısına Özdemir Asaf’ın şu şiiriyle (‘Çizgi’) çıkıldığını tasavvur etmek de mümkün:

“Kendimi sileceksem bilirim sende varım / Senin ben yarısıyla seni ben tamamlarım / Seni sende bütünler, sana sende inanır / Seni sende silerim, seni bende yazarım.”

İki usta oyuncunun, ikizlerin ‘Anne’ (İpek Tuzcuoğlu) ve ‘Baba’sı (Orhan Kılıç) olarak temel dayanak oluşturduğu, yardımcı rollerde de her iki (dindar ve seküler) dünyanın hayat akışı, temposu ve ritmini başarıyla yansıtan oyuncuların omuz verdiği dizinin uzun ömürlü olmasını diliyoruz! Çünkü onun uzun ömürlü olması, Türkiye’nin uzun ömürlü olması yolunda da bir işarettir diye düşünüyoruz!..