Dizi enkazından çıkan yarışmalar

Mutaassıp bir ahlakçılıkla hareket eden iktidarın dizilerdeki verimi yok etmesi, madalyonun sadece bir, daha doğrusu 'ön yüzü'...

Önceki hafta bazı genç gazeteci arkadaşlara bu yaz ekranların yarışmalardan geçilmez olmasına dair ne düşündüğümüzü aktardık. Biraz da köşemize taşıyalım bu konuyu. Ben bunu dizilerle, daha doğrusu dizi piyasasında yaşananlarla ilişkili şekilde değerlendirmekten yanayım.

Geçen yıl bu zamanlar hepimiz ‘dizi patlaması’ndan söz etmekteydik. Yaz ekranına çok sayıda dizi sürülmüş, yeni sezon ise tüm zamanların en yüksek dizi sunumuna sahne olmuştu. Ama sonra dizilerin ‘elde patladığına’ tanık olduk! Bırakın yeni dizilerin tutmasını, oturmuş pek çok dizi ciddi sıkıntı yaşadı, kanallar ne yapacaklarını bilemez halde dizilerin gün ve saatiyle oynadı, bu ise daha beter biçimde, hiç sorunu olmayan dizilerin bile izleyici kaybetmesine yol açtı. Sezon ortasına doğru, birkaç ay öncesine kadar gündemde olan müthiş çıkışın yerini feci bir iniş aldı. O noktadan itibaren de maliyeti dizilere göre hayli düşük olan yarışmalar sayıca göze çarpar hale geldi.

Sözümüzü sakınmadan söyleyelim: İktidar dizileri tam tepede vurdu! Bir yandan yeni reyting düzenlemesi ile AB grubunu hem niceliksel hem de niteliksel olarak değiştirerek kurgu üretimini bir tür televizüel ‘mahalle baskısı’na maruz bıraktı. ‘Liberal’ esintili ve kalitesi yüksek pek çok dizi, bu baskı eşliğinde reyting kaybına uğradı. Tabii bu ‘kültürel-ekonomik’ yaptırıma RTÜK üzerinden gelen sıkı sansür ve ceza uygulamalarıyla dayanması zor ekonomi-politik yaptırımlar da eklendi.

Böylece, muhafazakârlığı ‘liberalizm’iyle aşılı olmaktan çıkıp (haftalardır yaşadığımız ‘Gezi Parkı’ patlamalarına da yol açacak şekilde) asık suratlı bir mutaassıplığa savrulan iktidar, dizi hikâyelerinin özellikle özgürlükçü, aykırı, protest içeriğini zapturapta alma yoluna gitti. Fakat ‘kurgu’, taassuba gelmez! Hatta hayatı muhafazakâr yaşayabilirsiniz, ama ‘hayal’i muhafazakârlaştırmaya en muhafazakâr kişilikler bile rağbet etmez. Belki yaptıklarınızı destekliyormuş gibi görünebilirler, ama uçuk-kaçık hayallerle bezeli hikâyeler yerine ‘eli-yüzü düzgün’, ‘oturup kalkmasını bilen’, ‘terbiyeli’ hikâyeler koyduğunuzda onlar bile izlemez. Ya da ‘Muhteşem Yüzyıl’ için olduğu gibi, diziye karşı takınılan tutuma “Yaşa-Varol” nidalarıyla eşlik etseler de gece evde onu sessizce, tatlı tatlı izlemeye devam ederler!..

Mutaassıp bir ahlakçılıkla hareket eden iktidarın dizilerdeki verimi yok etmesi, madalyonun sadece bir, daha doğrusu ‘ön yüzü’… Arka yüzünde de önceki yıllardaki hareketlilikle iştahı kabarmış yapımcı ve kanalların işi seri üretime vardırıp, kitle ne koysan alıyor diye düşünüp kalite ve değeri düşük diziler çıkarması var. Şimdi bile, işin ‘politik’ yönünü göremeyen veya görmek istemeyen pek çok yapımcı ve şirket, vasat ve ‘sade suya tirit’ pek çok diziyi ya tutarsa umuduyla ha bire piyasaya sürmeye devam etmekte. Böylece politik yüklenme, estetik yozlaşmayla takviye olup ciddi bir krizi karşımıza çıkarıyor.

Politik açıdan riskli olmayan, maliyeti düşük ama insanları sıkma hızı dizilerden daha yüksek olan yarışma programlarını bu kriz içerisinde yönelinen bir seçenek olarak değerlendirmekten yanayım. İktidar karşısında son derece çekinik konumda olan, bugünden yarına önünü göremeyen, Türkiye’nin nereye gideceğine yönelik kaygılı belirsizlikleri de içten içe duyarak işi akışına bırakmış televizüel medyada yarışmalar, çaresizlikten çıkıyor. Hatırlarsınız, bir ara yayın kurallarını ihlâl eden kanallara belgesel yayınlama cezası getirilmişti. Bu da biraz o hesap! Mutaassıp siyasetin medyaya ve topluma dolaylı olarak kestiği ceza: Yarışma yayınlatmak-izlettirmek!..